Tahir Mahmud

Biri size Suudi Arabistan’daki manevi yoksulluktan söz ederse bu durum arkaik krallıkta kendisine harfi harfine katı bir Vahabi ideolojisini benimsetilmiş olanları şaşırtır. Bununla birlikte kadınların araba kullanması yasaktır ve din polisleri-mutawwa- görünürde herhangi bir sebep yokken insanlar etrafında devriye yapmaktadırlar ve bundan ancak bağnaz bir dindarlıkla bu ideolojinin bağlısı olduğunu sananlar muaf olmaktadır. Peki petrol zenginliği içinde yüzen bir krallıkta insanların içine düştüğü ekonomik yoksulluğa ne demeli? Suudi Arabistan ABD bankalarında en azından 1 trilyon veya daha fazla miktarda mevduata sahip. George W Bush görev teslim etmeden önce Suudilere 120 milyar dolar daha katkıda bulunarak ekonomik krize yardımcı olmaları isteğinde bulunmuştu. Tabii ki Suudiler böylesi bir öneriyi reddedecek pozisyonda değiller.
Suudi Arabistan’daki İnsan Hakları Ulusal Derneği başkanı Mufleh el Qahtani’nin son günlerde açıkladığı bir rapora göre ülkedeki yoksulluk korkunç bir düzeye çıkmış durumda. Suudi Arabistan’da günlük olarak yayınlana Arab News gazetesinin haberine göre Qahtani Suudi halkının %45 ile %60’ına yakınının ev sahibi olamayacak durumda olduklarını ve yaklaşık 35.000 ailedeki aile reislerinin ayda 2.000 riyalden (540 dolar) daha az para kazandıklarını bildirdi.
Qahtani Suudi Eğitim Öğretim Kurumu (SEEM) ile imzalanan anlaşmadan sonra bu açıklamayı yaptı. Anlaşma krallıktaki muhtaç ailelere eğitim ve öğretim sağlamayı amaçlıyor. Qahtani’nin açıklamasına göre birçok insan teşkilatına şikayette bulunarak işle ilgili yeterliliklerine rağmen kendilerine iş vermeyen şirketlerden memnuniyetsizliklerini dile getiriyor. Araştırma sonucunda eğitim durumlarının yetersiz olduğu ve standart eğitimlerinin zayıf olduğu ortaya çıkmış. Haberde söz konusu edilmeyen şey Suudilerin kendilerinin eğitimlerinin zayıf olduğunu dile getirmeleriydi. Vatandaşları geçmişte herhangi bir eğitim alma sıkıntısı yaşamadan iş girmeye alışkın olan krallığın eğitim standartları şu an korkunç derecede düşük.
Aslında standart prosedüre göre okula gitme yaşı gelmiş bir çocuk sabit bir süre okula devam etme koşuluyla mezun olduğunda kendi harçlığını çıkarak bir işe girebiliyordu. İşyerlerinin çoğunda yabancı ülkelerde çalışmak durumunda kalan Pakistanlı, Bangladeşli, Filipinli veya Sri Lankalılar bulunuyor. Kibirli oluşlarıyla ünlenmiş olan Suudiler bu insanlara kötü davrandılar ve sürekli onlara eziyet ettiler. Yoksul olan ve paraya ihtiyacı oldukları için krallıkta çalışanlar bunun için her türlü bedele katlanıyorlar. Sonraları Amerikalıların İran ekonomisini köstekleme planı çerçevesinde 80lerde ve 90ların başlarında petrol fiyatlarının düşmesi takip etti. Suudi rejimi iki nedenle bu plana razı oldu: birincisi hiçbir ABD önerisine hayır diyemiyorlardı; ikinci olarak Suudiler o günden bugüne İran’ı kontrol altına almak istiyorlardı ve İran’ı İslam dünyasındaki nüfuz rakipleri olarak görüyorlardı. Sonuçta yabancı ülkelerden çalışma amacıyla krallığa gelen insanlar krallığı terk edince Suudiler kendileri çalışmak zorunda kaldılar.
Bu durum Suudiler için oldukça yeni bir deneyimdi. Pakistanlılara ve Bangladeşlilere lortluk taslayan ve en ufak işte bile onlara muhtaç olarak yaşayan Suudiler aniden daha önce hiç yapmadıkları işleri yapmaya başladılar. Hatta bir elektrik lambasını değiştirmek gibi işler bile onlar için oldukça zor bir görev gibi addediliyordu. Öte yandan işyerlerine geldiklerinde sayısız kahve içme keyifleri de vardı ama şu an biraz çalışmak zorundalar. Derhal hükümet tarafından insanları eğitmek amacıyla finanse edilen eğitim merkezleri açılmaya başlandı. Bu merkezlerde fotokopi ve endüstri makinalarını tamir etmek ve bilgisayar kullanmak gibi aktiviteler öğretiliyor. Zayıf eğitim faaliyetleri Suudilerin yavaş öğrenme alışkanlıklarıyla birleşince ortaya feci sonuçlar çıktı. Yalnızca hükümete yakın olan insanlar projeler sayesinde büyük paralar kazanmaktadırlar ama bu kişilerin sorumlu oldukları insanlar dönen dolaplardan habersiz zayıf bir eğitime fit olmaktadırlar.
Bu türden eğitimin yetersiz olduğunu kavramak on yıllar alacak gibi görünüyor ve krallığın bunca malvarlığına rağmen insanlar yoksulluğun pençesine düşmüş vaziyetler. Hacca veya Umreye giden Müslümanlar Mekke ve Medine gibi şehirlerde bile tanık oldukları sefalet hikayeleriyle ülkelerine dönmektedirler ama bu bilgiler fıkra tadında kalmaktadır. Hacılar yollarda gördükleri aşırı derecede yıpranmış arabalardan söz etmektedirler, oysa yetmişli ve seksenli yıllarda böyle değildi; Suudiler üç dört yıllık arabalarında bir sorun çıktı mı yolun ortasında bırakıp en yakınlardaki satıcıya giderek yeni bir arabaya atlarlardı. Bazı insanlar hala böyle yapıyor ama krallıkta sık sık meydana gelen krizlerle nasıl hanedanlığı hırpalayarak beleşçilerini azaltıyorsa onların sayısı da gittikçe azalıyor.
Rejimin bu tip krizlere yanıtı tipiktir. Örneğin barınma sorunu için ülkenin farklı bölgelerinde yoksul insanlara düşük maliyetli evler yapılması için 10 milyar riyal ayırdılar. Böylesi barınma ihtiyacı olan insanların gerçek sayısı bilinmediği için çoğu proje paranın çarçur edilmesiyle veya kimsenin içinde oturmayacağı evler inşa etmekle sonuçlanmaktadır. Dahası uygun eğitimin eksikliği temiz bir maaş alamayan insanların daha da artmasına neden olacak. Qahtani’nin dediği gibi krallık sosyal hizmetler inisiyatiflerini ve örgütleri cesaretlendirecek düzenlemelerden yoksun. Qahtani ’Engeller banka hesabı açarken başlıyor’ diyor. Hatta bu örgütler Suudi Eğitim Kurumu ile bir anlaşma bile imzaladılar ama bu resmi kurumun kendisi bile yeterli standartları taşımıyorken insanları yoksulluktan kurtarmak için gerekli eğitimin ne olduğunu nasıl söylesin?
Crescent International Nisan 2009, Nihat Ateşdağlı tarafından hurseda için tercüme edildi.
Hürsedahaber