“Zikir” kelime olarak, zekere fiilinin mastarıdır. Aslı “zikr” ise de Türkçe de zikir diye kullanılır. “Zükr” kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu “ezkar” ve “zükür” olarak gelir. Zikra kelimesi de, zikrin mübalağası olup çok zikretmek demektir. Terim olarak zikir; anma, anımsama, hatırlama, söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler anlamına gelir. Bazı âlimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, Allah’ın Yüceliğini dile getirmek ve manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemek, tekrarlamaktır. Bu da yüce Allah’ın bilinen isimleri ve tevhit kelimesidir

Yüce Allah, Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde Allah’ı zikretmeyi emretmiştir. “Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” Allahu Teâla bu ayette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar; dil, kalp ve baden ile yapılan zikirlerdir.

Dil ile zikir; Yüce Allah’ı güzel isimleri ile anmak, O’na hamd etmek, tesbihte bulunmak, Kur’an okumak ve dua etmektir. “Ey inananlar, Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin.”   

Kalp ile zikir de; yüce Allah’ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür. “Rabbini alçak gönüllülükle, korku ve duyarlılık içinde sesini yükseltmeden, sabah akşam an ve sakın umursamaz kimselerden olma.”

Beden ile zikir ise vücudun bütün organlarının Allah’ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi organlarını Allah’ın yolunda bulundurması ile mümkündür. “Gerçek şu ki; Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendini ibadet ve taate vermiş erkek ve kadınlar, niyet ve davranışlarında doğru ve samimi olan erkek ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren erkekler ve kadınlar, gönülden saygıyla Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol edip her şeyden kaçınarak oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını koruyan erkek ve kadınlar, Allah’ı durmaksızın çokça anan erkek ve kadınlar var ya, işte onlara Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”  Bu ayeti kerimede zikrin her türlü çeşidini zikretmiştir. Bu kişinin her an ve her zaman Rabbi ile kurmuş olduğu bağdır. Allah’ı her an gündemde tutmaktır. “…Allah’ı anmak ve devamlı gündemde tutmak şüphesiz en büyük ibadettir…”  

Müslümanın her yerde, her zamanda ve her mekânda Allah’ı gündemde tutması gerekir. Çünkü Allah övülmeye, konuşulmaya ve hatırlanmaya en layık olandır. Bizler Allah’ı ne kadar çok gündemde tutarsak işlerimiz o kadar kolaylaşır ve felaha erenlerden oluruz. “Allah’ı çokça zikredin ki (gündeminize getirin ki), felaha eresiniz.”

Bizler Allah’ı gündemimize alırsak, Allah’ta bizleri gündemine alır. Bizler Allah’ı andıkça, O Rabb-ül âlemin de bizleri anar. “Beni anın, ben de sizi anayım.”

“Siz beni ibadet ve itaatle zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve sena ile zikredin, ben de sizlere nimetlerimi artırayım. Beni varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi bela, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim”

Vel-akibetu lil- muttakin

(Gaziantep Günebakış)