Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah’ı anmaktır. “Rabbinin ismini zikret ve bütün mahlûkattan son derece kesilmekle O’na yönel.” (Muzemmil: 8) Onun için Allah’ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. İmam-ı Rabbani’nin tevhid ile ilgili şu sözü meşhurdur: “Gönlüm iterdi ki, bir mağaraya çekileyim, gece gündüz durmadan “La ilahe illallah Muhammed-ün Resulüllah” zikrini çekeyim. Bundan daha büyük, daha efdal yeryüzünde hiçbir şey yoktur. Fakat bizim toplumla iç içe yaşamamız gerekli kılınmıştır.
Hiçbir şey insanı Allah’ı anmaktan ve O’na yönelmekten alıkoymamalıdır. “Öyle insanlar vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alıveriş onları Allah’ı zikirden, namazı kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz.” (Nur:37) Zikrin yeri, zamanı ve sınırı yoktur. Kişi istediği zaman, istediği kadar ve istediği yerde zikir yapabilir. Bir işte çalışırken, yolda yürürken günahlardan ve harama bakmaktan korunmak için, yatarken, farz ve nafile namazlardan sonra zikir yapılabilir. Zikrin en eftali ve en faydalısı tenha bir yerde veya gece sessizliğinde yapılanıdır. Toplu halde yapılan zikirler de övülmüştür. Peygamber efendimiz (SAS) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “insanlar bir araya gelip Allah’ı zikrettikleri zaman melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve Allah onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder.” Allah için bir araya gelip dini sohbet yapmak, sohbet dinlemek de zikirdir.
Zikir, insanı Allah’ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder. Allah’a bağlılığı sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Zikir günah işlemekten alıkoyar. Bir insan günaha meyil ettiği anda Allah’ı anarsa o günahtan kendisini muhafaza eder. Birisine bir kötülük yapmak istediğinde Allah’ı hatırlarsa, kötülük ve adaletsizlik yapmaktan uzak durur. Bununla beraber zikir, insanın gönlüne huzur verir ve ahiret mutluluğuna kavuşturur.
“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur (Allah’ı anmakla sükûnet bulur).” (Ra’d: 28) “Çünkü onlar iman etmişlerdir ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşur. Evet, onlar, yani o müminler, Allah’a bağlı olduklarının, O’nun yakınında bulunduklarının, O’nun yanında ve himayesinde güvencede olduklarını hissetmekle huzura kavuşmuşlardır. Allah’ı zikretmekle yalnızlığın sıkıntısından kurtulmuşlar. Yanlış yolda olmadıklarının bilinciyle güvendedirler.
Bu duygu bambaşka bir duygudur. Bu duygu kalplere yerleşen köklü bir duygudur. Bu duygu ancak yaşayanlar anlar. Kelimelerle anlatılamayan bir duygudur. Bu kalbi kuşatan, kalbi dinlendiren, neşelendiren, yumuşatan, rahatlatan, kendini güvencede hissetmesini sağlayan ve esenlik bahşeden bir duygudur. Kalp varlık âleminde tek başına yapayalnız olmadığını anlar. Çünkü çevresindeki her şey himayesinde bulunduğu yüce Allah’ın eseridir.
“Her kim Rahmanın zikrinden yüz çevirirse biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık o (şeytan, onun yakın arkadaşı olur.” (Zuhruf:36) İmamı Gazali; “her bela ve her günah zikirsizlikten (Allah’ı unutmaktan) ileri geldiğini söylüyor. Zikirden yoksun olan insan mutsuz ve bedbaht insandır. Zikirden yoksun yaşayan bir insan arkadaşsız, kılavuzsuz, yardımcısız ve tek başına ıssız çöllerde yolunu şaşırmış kimsesiz bir insanın durumuna benzer. İnsan bu karmaşık ve bozuk bir ortamda ancak Allah’ın himayesine girenler ve ona dayanıp sığınanlar ancak ortalığı kasıp kavuran böylesi zorluklardan kurtulabilir ve huzuru yakalayabilir.
“iman edip iyi ameller işleyenlere ne mutlu! Onları güzel bir gelecek beklemektedir.”
(Gaziantep Günebakış)
VEL-AKİBETU LİL-MUTTAKİN