Günler hatta haftalar öncesinden bayramı iple çekerdik.

Bayrama bir-iki gün kalınca heyecanımız zirveye fırlar kalbimiz göğüs kafesinden kaçacakmış gibi çarpar dururdu.

Sabırsız ve uykusuz geçen bir gecenin ardından nihayet enfes duyguların tütsüsü ile hazırlandığımız bayrama kavuşurduk.

Günler öncesinden umduğumuz ve hayalini kurduğumuz her şeyi fazlasıyla bulurduk her seferinde. O kutlu sabah hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşatmazdı bize.

Bayram günü, sevinç ve neşe ırmağı olur; biz pervasız bırakırdık kendimizi o ırmağın akıntısına. O, sevgi ve kardeşlik pınarı olur; biz kana kana içerdik, billur suyundan. Rüzgar olurdu sonra bayram, biz ise rengarenk uçurtmalar.. Kanatlarımızın altına girer, huzur dolu gökyüzünde dalgalandırırdı bizi.

Biz çocuktuk ve bayram bizim masalımızdı. Herbirimiz kendi masalımızın kahramanıydık ve hep güzellikler içindeydik.

Ve sonra büyüdük… ama içimizdeki çocuk büyümedi. İyi ki de büyümedi. Onun sayesinde bugünün çocuğuna yaptığımız kötülüklerin farkına varıyoruz.

Masalsı dünyası başına yıkıldı, umutları ve hayallerini kâbuslar istila etti.

Gökkuşağının rengi solduruldu; mutlu, beyaz bulutlarıyla gülümseyen mavi gök yerini karanlık ve korku dolu geceye bıraktı.

Artık ne bayram şekeri, ne el öpüp harçlık toplama, ne kaydırak, ne tahtaravelli, ne bilye, ne topaç… Hiçbir şey ilgisini çekmiyor çocuğun. Hiçbir şeyden zevk alamaz oldu. En fazla hoşlandığı şeyden de. Kısa bir süre sonra bırakıveriyor.

Önüne çıkan herşeye umutla elini uzatıyor ve neden sonra anlıyor aradığı şeyin o olmadığını.

Vitrindeyken iç gıcırdatan yaldızlı oyuncak neden iki saat içinde kof bir metal ya da plastik parçasına dönüyor..?

Butik mankenin üzerinde görüp büyük bir aşkla aldığı tişört neden iki gün geçmeden bütün sihrini yitiriyor?.. Bu dünyayı bu kadar renksiz, tatsız, tuzsuz yapan kim? Kim öldürdü bu dünyanın neşesini, sevincini, huzurunu? Peki ya bayramlar? Bayramları kim alıp götürdü buralardan? Yoksa bayramlar öldü mü? Sahi bayramlar da ölür mü?

Hayır! Bayramlar ölmedi elbette. Ölen çocuklar.. Ölen çocukluktur. Zira çocuk demek insanlık demektir.. Saf, katışıksız, kirlenmemiş insanlık.

İnsanlık ölünce çocukluk da ölmüştür.

Meteryalizmin kirletip zehirlediği sularda hiçbir güzellik türü yaşamına devam edemez. Hiçbir hoşluk bu nahoş ve pis iklimde yeşeremez.

Çağzede insanlık, çocuğun temiz ve pak ruhunun hatırına meteryalizm cehenneminin her türlü güzelliği ve iyiyi yakıp yok eden alevlerini söndürmelidir. Bunu başarmak zorundadır..

Zira yitip giden tek bayram bu dünyanın bayramı değildir çocuk için.

Sonsuzluk bayramı da kayıp gitmektedir çocuğun elinden, Allah korusun.

Doğruhaber Gazetesi