Kuyruktaki herkes neredeyse derin bir huşu içinde. Sanki niyetlerinin zedelenmesinden endişelendikleri için de böyleler. İteleyip kakalamadan, ağız dalaşına girmeden bağırıp çağırmadan sırada bekliyorlar.
Ayaklarının ucuna bakıyorlar. Birazdan sıra onlara gelecek ve talihin o yumuşak mağarasından geçecekler. Gün boyu uzunluğu değişiyor kuyruğun. Başlarda biraz daha azdı kalabalık. Ayın sonuna doğru iyiden salkımlandı. İp gibi uzadı.
Eğer bu şehre yabancıysanız, insanların tiyatro veya ünlü bir müzenin kuyruğuna girdiklerini bile sanabilirsiniz. Bu kararlı bekleyişi sağdan soldan giren tek kişilik sololar dalgalandırıyor. ‘Aynı biletleri satıyoruz, Çarşıkapı’nın. Şansınız varsa burdan da çıkar.’ ‘Kuyrukta beklemeyin.’ ‘Tam, çeyrek, yarım, seri biletler!’ ‘Beyefendi, aynı biletler.’ ‘Aynı şans, buyrun’ sesleri havada uçuşuyor. Sağa sola çarpan seslere göz kırpıyor bilet gişesinin çakarlı ışıkları. Hem cazibenin merkezini, kuyruğun hedefini işaretliyor hem de kendince bir yılbaşı havası oluşturuyor. Kuyrukta bekleyen bir bey iştahla mısırını yiyor. Bir diğeri gülerek cep telefonundan mesaj yazıyor… Arada bir yağmur atıştırıyor. Kar gelecek gibi. Bazen güneş devreye giriyor, gölgeleri karıştırıyor.
Milli Takım, Milli Gazete, Milli Piyango
Manzaraya bakılırsa her şey gündelik hayatın o şaşmaz kurgusu içinde yerini almış, bekliyor. Hem nimet hem de abla kelimesi ihtimalin teknesinde bütün ihtimamıyla yoğrulmuş. Kelimelerde, isimlendirmelerde, yönlendirmelerde şans üst bir haleyle çevrelenmiş. Seyyar piyango bileti satıcılarından biri, biletlerini çark-ı felek gibi dizmiş. Döndürüyor. Bir görsel çekim alanı kurmaya çalışıyor kendince. Bir diğeri ise turkuaz renkli padişah elbisesine bürünmüş. Sesi tok ve kararlı. Sakil ve ‘muhteşem’. Talih, piyango biletinin söz seneti halinde dönüp duruyor. Diyarbakır’dan, Çanakkale’den, Urfa ve Trabzon’dan gelenler bile varmış. Sesler ve konuşmalar bunu ele veriyor. Bir kere şöhrete kavuşmasın bu ülkede bir köşeniz. Mücevher niyetine toz toz kıymetlenirsiniz. Önünüzde dizilirler, kul, kurban olurlar. Pençe pençe sökülürsünüz. Abla ve Nimet böyle, işte.
Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Emlak, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Takım, Milli Gazete gibi bir de Milli Piyango var. Bu milli kelimesi tuhaf bir çekim yaratıyor özellikle piyangonun üstünde. Şemsiye sağlam. Sanki bütün iyi ihtimalleri kendi koruması altına alıyor. Özellikle yıl sonuna doğru bambaşka bir piyango rüzgârı esiyor ülkede. Milli haslete dönüşüyor. Her zamanki çekilişlerden farklı kutsal bir ritüeli yerine getirir bir teşkilata gönüllü üye yazılır gibi neredeyse ailedeki herkes adına piyango bileti alınıyor. Tesellisi de peşin, bize çıkmaz ama olsun. Almış olalım. Yılbaşı bu. Milli Piyango. Ya çıkarsa. Millilik esastır bizde.
Çıkmak, bambaşka bir anlam eğimine uğruyor. Oysa, şirket, oysa teşkilat, oysa Milli Piyango, ‘size de çıkabilir!’ ‘Ya çıkarsa…’ sorusunu neredeyse bir iman hükmüne yükseltiyor. ‘Ya çıkmazsa’nın karşılığı yok, hatta bedeli aldığınız biletin bedeli kadar. Amorti. Teselli ikramiyesi. Ama, ‘ya çıkarsa’, işte o zaman bedel büyüyor. Ölecek hastaya sunulan son yaşam imkanı göz kırpıyor adeta. Bu şişme ihtimali, bu geniş hayal topu, bu şekerli sakız, umutsuzun rüyalarındaki bahçeleri buduyor, yoksulun gömleğini havalandırıyor, kumarbazın el hareketlerini çabuklaştırıyor, cemiyetin ortasında makul ve masum bir iyilik meleği gibi salınıyor.
Bir biletçik parası...
Çok küçük meblağlar, bir biletçik parası söylemiyle yüz binlerin hakkı asla altından geçilemeyecek bir gökkuşağı gibi uzaktan kuruluyor, herkesi bir geçmek, ufka koşmak heyecanı kaplıyor. Bakın, bakın deniliyor, adam borçlarını ödeyemeyen bakkaldı, şimdi parasını saymak için adam tutuyor. Evlenecek parası yoktu, dünya turuna çıktı. Günlük faizi şu kadar sayılamayacak para… Para, para, piyango para. Piyango. Hayat. Piyango kurtuluş. Piyango güzel şaka. Piyango umut. Piyango bedava cennet gezisi.
Oysa piyango, bir düzenektir haksız kazanmaya dayanır. Tembelin, çaresizin, hayalperestin, şaşkının, maceracının yılkı atıdır. Emeksizdir piyango. Görünüşte irade, istek ve gönüllülük ilkesini hep gündemde tutmaya çalışır. Bu der, bizim, hep beraber kendi aramızda oynadığımız masum bir oyun. Hem bedeli ağır değil. Hem yan gelirleri de var. Savunmaya şu kadar, eğitime şu kadar, yurtdışı tanıtımına şu kadar para ayrılıyor. Kolektif bilinç burada çiçekleniyor, diyor.
Kuyruktaki kadınlardan birisi sessizce fısıldıyor yanındakine, akşama misafirlerim var. Gelinimle yan komşu da bilet istedi. Geçen yıl en büyük ikramiye bileti buradan satılmış. Biliriz bize çıkmaz ama, maksat, yılbaşı, eğlence olsun. Hem torunumun şansına alacağım. Bakarsın ona çıkar. Böyle diyor. O buzlu cam ardında kalan ve bir türlü seçilemeyen silüeti netleştirip karşılayamayan piyangoyu sıcak çorba sanıyor. Tersi olmayan, olumsuzluk içermeyen, yıldız gibi uzaktan göz kırpan gök cismine teslim oluyor.
O yıldızın o talih kuşunun göz kırpması, onun kazara bir omuzumuza düşüp konması ortak dileğe dönüşüyor. Bir kere piyango biletine inanan onun kapalı yolları açacağını da düşünüyor. Ben de kuyruğa daha bir sokuluyorum. Kızaran kulaklarda, titreyen parmaklarda, dalıp giden gözlerde, geçiştirme cevaplarda onun tesirini arıyorum. Başka bir satıcı yaklaşıyor, benim de alıcı olduğumu sanıyor. ‘Aynı biletler, şansınız varsa buna da çıkar’. ‘Beklemeyin, şansınızı deneyin’. Uzaktan bir vapur düdüğü duyuluyor. Tramvayın raylara sürtünme sesleri duvarlara çarpıyor. Kuyruk son güne uzayarak ve heyecanla giriyor.
(Zaman)