Özgür kelime kökeninde ÖZ-GÜR özüne dönüş,öz benliğini gür bir şekilde haykırmak ve yaşamak…… Peki özümüz nedir? Özümüz demek kal-u beladan gelen Allah’a söz vermekten gelen s-öz’ünde durma anlayışı olsa gerek.

 

 

Ben sizin Rabbiniz değilmiyim? diyen Rabbimize verilen s-öz-ü yerine getirme görevini ‘’Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’’mealini anlama, kavrama, yaşama düşüncesi değimlidir?

 

İnsan ibadet ederek hayat bulur.

 

Tarih boyunca insanlık sürekli bir şeylere ibadet arayışında olmuştur. Zaman olmuş putlara, zaman olmuş güneşe zaman olmuş farklı şeylere ibadet etmiştir. Bu gösteriyor ki insanoğlu kendisini zayıf, aciz görmüştür. Gücünün azlığını görmüş ve bir şeylere ihtiyacı olduğunu hissetmiş. Beddiüzzaman’ın dediği gibi İnsanın hayalleri aklının alabildiği yere kadar fakat gücü bir yere kadardır. Nitekim  HZ. İbrahim (a.s.)’ın Rabbini aradığı gibi önce yıldıza sonra aya ve sonra güneşe rab demiştir. Ve güneşin batışından sonra ben batanları sevmem deyip bunları evirip çeviren bir varlık olduğunu idrak etmiştir.Demek ki insan Rabbimizin rahmet ve ihsanından göndermiş olduğu Peygamberler gönderilmemiş olsaydı Ademoğlu kendi aklıyla Rabbini tanıyabilecek bir fıtrat üzerine yaratılmıştı. Anlaşılıyor ki insanoğlunun özünde Allah vardır.

 

Özgürlük İslam’ın kendisi diyebilirmiyiz?

 

İslâm medenileşme ve özgürleşme faktörüdür: Nitekim İslâm ın, Araplar, Berberiler, Türkler, Kürtler ve Afrikalılar gibi son derece bedevî hayat şartları içinde bulunan milletleri, kısa bir sürede geliştirip, Yunan, Rum ve Fars medeniyetleri gibi geçmiş medeniyet miraslarını kuşatıp özümseyecek bir seviyeye çıkarmış olması bunun delilidir. Bu milletler İslâm sayesinde şehirler kuracak, ticarette, ilimde ve sanatta büyük bir sıçrayış kaydedecek bir seviyeye ulaşmışlardır.

 

 

Çünkü İslam’la yönetilmeyen toplumlara baktığımızda bireyler kendi özgürlüklerini o yönetimin ortaya koyduğu sınırlara kadar kullanabilmiştir. Tabii maddi boyuta baktığımız zaman İslam’da dünyada insanların bazı şeylerini kısıtlasa da o bireyin ve toplumun menfaatinedir. Bir tacir gözüyle baktığımız zaman İslam insanı nefsinin isteklerinden alıkoyması insanın kendi menfaatinedir.(Beddiüzzaman’ın dediği gibi helal dairesi keyfe kafidir) Çünkü o birey kendi geleceğini aslında garanti alma yoluna gidiyor. Mesela sigorta şirketleri belli bir zaman zarfında aralıklı periyotlarla (insanın kendi isteğiyle tabii ki) prim veya aylık ödüyor. Başına gelebilecek kazalara ve musibetlere karşılık kendisinin ödediğinden kat kat bir tazminat alabiliyor.Tabii ölüme çare bulamıyor!.. 

 

İnsanoğlu burada peşin karşılığını alma düşüncesindedir. Evet tacir olarak baktığımızda kendi nefsini alaşağı edenler hem dünya saadetini(özgürlüğünü) hem ahiret özgürlüğünü elde ediyor. Ayette buyurduğu gibi: Hiç şüphesiz Allah, mü minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat ta, İncil de ve Kur an da O nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Evet kurtuluş ve mutluluğun anahtarını bu ayet bize ne güzel açıklıyor.

 

Kurtuluş ve mutluluk ÖZGÜRLÜK’tedir. ÖZGÜRLÜK ise ALLAH katında tek din olan İSLAM’dadır.

 

Selam ve dua ile.... 

 

RAMAZAN SELİMOĞLU/ HÜRSEDA HABER