Çin, uluslararası ilişkiler ve diplomatik meseleleri ele alırken her zaman şu önemli stratejik ilkeye bağlı kalmıştır: “büyük ülkeler kilit, komşu ülkeler öncelik, gelişmekte olan ülkeler temel, çok taraflı forumlar sahnedir.” Komşu bölgeler, Çin’in kalkınması ve refahı için önemli bir temel, ulusal güvenliğin korunması için kilit bir alan, genel diplomatik stratejinin şekillendirilmesinde en öncelikli konu ve insanlığın ortak geleceğe sahip bir topluluk inşasını ilerletmede kritik bir faktördür. Bu nedenle komşu bölgelerde istikrar ve güvenlik Çin için hayati önem taşımakta, komşu ülkelerle ilişkilerin yönetimi Çin diplomasisinin önemli bir odağı olarak öne çıkmaktadır. Bu temel üzerinde, Nepal, Myanmar, Tayland ve Endonezya gibi komşu ülkelerde son dönemde yaşanan çalkantılar dikkatle incelenmeye ve izlenmeye değerdir.
Çin’in Komşu Ülkelerindeki Son Siyasi Çalkantıların Nedenleri
Nepal
Oli hükümetinin 20’den fazla kayıtsız sosyal medya platformunu kapatmaya yönelik çıkardığı kararname, Z kuşağı gençler arasında güçlü bir hoşnutsuzluğu doğrudan tetikledi ve Nepal’deki bu kapsamlı toplumsal huzursuzluk dalgasını ateşleyen fitil işlevi gördü.
Doğrudan nedenler şunlardır:
1) Gençler, Nepal hükümetinin ifade özgürlüklerini boğduğuna inanıyor.
2) Gençler, Nepal’deki yolsuzluktan ve “ikinci nesil zenginler”in internette servetlerini sergilemesi olgusundan son derece hoşnutsuz.
3) Gençler arasında işsizlik oranı yüksek ve internet ekonomik gelir elde etmenin başlıca aracı.
4) İnternet, Nepal vatandaşları ile yurtdışındaki vatandaşlar arasındaki başlıca iletişim kanalıdır.
Bununla birlikte, bunlar çelişkilerin yalnızca yüzeydeki tezahürleridir. Daha derindeki düğüm, hükümet yetkililerinin yolsuzluğunda, toplumdaki zengin-yoksul uçurumunun genişlemesinde ve siyasi partiler arasındaki çekişmelerde yatmaktadır. Bu olayda Nepal halkı tek bir siyasi partiyi ya da onun liderini hedef almamış; öfkelerini tüm siyasi partilere, tüm hükümete ve tüm seçkin ya da yönetici sınıfa yöneltmiştir. Bu hoşnutsuzluk, ülkenin kalkınmasına ve hükümet yönetimine dair memnuniyetsizliklerinden kaynaklanmaktadır. Özünde, ekonomik durgunluk, düzensiz yönetişim ve halkın geçim sorunlarının ihmal edilmesinin iç içe geçmesi, Nepal’i “protesto-bastırma-daha şiddetli protesto” şeklindeki kısır döngüye hapsetmiştir.
Endonezya
Endonezya’daki bu huzursuzluk dalgasının fitili, bu yıl ağustos ayında parlamentoda Başkan Prabowo’nun mensubu olduğu Büyük Endonezya Hareket Partisi tarafından geçirilen tasarı oldu. Tasarı, milletvekilleri için 50 milyon Endonezya rupisi (yaklaşık 3.000 ABD doları) tutarında konut ödeneği artışı önerdi. Karşılaştırma için, sıradan bir Endonezyalı ücretlinin aylık maaşı yalnızca 5 milyon Endonezya rupisidir. Buna şubatta başlatılan ülke çapındaki “Ücretsiz Besleyici Öğün Programı”nın (ordunun ticari faaliyetlere katılmasını içerir) eklenmesi ve akabinde parlamentonun Endonezya Ulusal Silahlı Kuvvetleri Yasası’nda değişikliği kabul etmesi (ordunun siyasete müdahalesiyle ilgilidir) hükümetin mali yönelimine dair yaygın bir kamuoyu kaygısı ve öfkesini tetikledi. Önceden öğrencilerin ağırlıkta olduğu protesto grupları, işçiler, işsizler ve orta sınıfın geniş katılımıyla büyüdü. Protestolar belirli “politikalar”ı hedef almış olsa da, temel eleştirileri bizzat Prabowo’ya ve onun arka planda temsil ettiği askeri güçlere yönelmişti. Çünkü Prabowo’nun getirdiği yeni politikalar, Endonezya’nın eksik istihdam sorununu kökten ele almamakta veya Endonezyalıların gelirlerini artırmamaktadır. Aksine, yeni mali istikrarsızlıkları tetikleyebilir ve Endonezya’nın siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarına belirsizlikler enjekte edebilir. Özünde, Endonezya’daki protestolar ve bunu izleyen huzursuzluk, uzun süredir devam eden yapısal sorunların, bir dizi kısa vadeli olayın birikimiyle birleşmesinin sonucudur.
Tayland
Tayland’daki son çalkantı, Tayland ile Kamboçya arasındaki sınır anlaşmazlığından, özel olarak Preah Vihear Tapınağı ve çevresinin mülkiyetine ilişkin anlaşmazlıktan kaynaklandı ve akabinde iki ülke arasında askeri çatışmaya tırmandı. Haziran ayında Paetongtarn Shinawatra, artan sınır gerilimlerini görüşmek üzere Kamboçya’nın fiili lideri Hun Sen’i aradı. Ancak Hun Sen, konuşmalarının ses kaydını kamuoyuna açıkladı. Bu “telefon skandalı” nihayetinde Başbakan Paetongtarn Shinawatra’nın itibarsız bir şekilde istifasına yol açtı. Tayland ile Kamboçya arasındaki toprak anlaşmazlığı tarihten kalma köklü bir meseledir, ancak sonunda Tayland’da iç siyasi bir probleme dönüştü. İki ülke arasındaki çatışma, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tanıklığında ve ASEAN’ın arabuluculuğuyla nihayetinde yatışmış olsa da, temel sorun çözümsüz duruyor. Tayland’ın genel siyasi manzarası açısından, Shinawatra Ailesi’nin etkisi zayıflamıştır. Bununla birlikte, siyasi duruma hakim olan askeri muhafazakârların arka planında, Tayland’ın “turuncu-kırmızı-mavi karşıtlığı” modeli kısa vadede temel bir değişime uğrayacak gibi görünmüyor. Burada turuncu genellikle radikal sol bir siyasi parti olan Halk Partisi’ni; kırmızı, Thaksin Shinawatra ile yakın bağları olan ve reformu savunan Pheu Thai Partisi’ni; mavi ise geleneksel değerleri savunan ve muhafazakâr tutumlara sahip sağ kanadı simgeler. Başbakan kim olursa olsun, görünüşte küçük anlaşmazlıklar nedeniyle azille karşı karşıya kalabilir ya da hatta anayasal yollarla görevden uzaklaştırılabilir. Bu, Tayland’da başbakanların sık değişmesi olgusunun gelecekte bir süre daha devam edeceğini göstermektedir.
Myanmar
Myanmar, Şubat 2021’deki askeri darbeden beri uzun süren kaos ve istikrarsızlığa saplanmış durumda; bu darbe, askeri cunta ile etnik silahlı örgütler (EAO’lar) arasında geniş çaplı çatışmaları tetikledi. Halihazırda Myanmar dört büyük açmazla boğuşuyor. Birincisi, Batı yaptırımları nedeniyle ekonomik zorluklarla karşı karşıya. İkincisi, askeri cunta ile EAO’lar arasında, ayrıca Aung San Suu Kyi tarafından temsil edilen “Ulusal Birlik Hükümeti” (NUG) ile cunta arasında çatışmalar şiddetlendi ve ülkeyi iç savaşa doğru itiyor. Üçüncüsü, askeri cunta zayıf yönetişim kabiliyetleri sergiliyor. Dördüncüsü, cunta bir meşruiyet krizine saplanmış durumda ve uluslararası toplum tarafından tanınmıyor.
Sonuç olarak Myanmar “tek ülke, iki hükümet” ve “tek ülke, üç ordu” durumuna düşmüştür. Üç askeri güç, cunta tarafından kontrol edilen Myanmar Silahlı Kuvvetleri, Myanmar Ulusal Savunma Gücü (MNDF) ve Halk Savunma Gücü (PDF) – her ikisi de NUG’un komutası altındadır. Bu kaos, birden fazla faktörle daha da ağırlaşıyor. Bunlar arasında komşu büyük güçler arasındaki güç mücadeleleri, renkli devrimlerle uğraşan sivil toplum kuruluşlarının (STK’lar) faaliyetleri ve gri endüstriler ile suç gruplarının karmakarışık çıkarları yer alıyor. Birlikte, Myanmar’ı aşırı bir düzensizliğe sürüklediler. Geçmişte Bamar etnik grubu ile diğer etnik azınlıklar arasındaki çatışmalar gerginliğin başlıca kaynağıydı. Bugün ise siyasi baskı ve ekonomik sıkıntılar bazı Bamarların askeri cuntaya olan güvenini kırdı. Yaygın kışkırtmayla birleşince Myanmar şimdi her an patlamaya hazır bir yanardağa benziyor.
Bu ülkelerdeki siyasi çalkantının aşağıdaki özellikleri sergilediği açıktır;
Birincisi, huzursuzluk patlak vermeden önce bu ülkeler zaten uzun süreli siyasi istikrarsızlığa saplanmıştı. Kabineler sık sık elden geçiriliyor, hükümetler sürekli meşruiyet krizleriyle karşı karşıya kalıyordu. İkincisi, sembolik olaylar huzursuzluğu tetiklemiş olsa da, protestolar artık yerel meselelere ya da belirli politikalara sıkışıp kalmadı; bunun yerine sisteme ve kurumsal kusurlara ilişkin sorulara yayıldı. Ancak bu ülkelerin kurumlarında içkin olan yapısal sorunlar tek bir olayla çözülemez. Üçüncüsü, gençler ve sosyal örgütler bu protestolarda giderek daha belirgin bir rol oynadı. Dördüncüsü, sembolik olaylar gösterilerin patlak vermesini ve şiddetli protestolara tırmanmasını tetikledi. Yukarıda anılan ülkelerde görüldüğü gibi, hepsinde barışçıl toplanmalardan kamu kurumlarını basma, polisle çatışma, kundaklama ve yağmalama gibi eylemlere doğru bir kayma yaşandı. Bu evrim ağır can kayıplarına ve ekonomik zararlara yol açtı.
Komşu Ülkelerde Önümüzdeki Aylara İlişkin Siyasi Görünüm
Önümüzdeki altı ayda, adı geçen komşu ülkeler ya bir geçiş hükümeti dönemine girecek, ya seçim döngülerini başlatacak ya da kabine revizyonlarından geçecek. Bu da daha fazla siyasi dalgalanmayı oldukça olası kılıyor.
- Nepal: Xinhua Haber Ajansı’na göre, Nepal Yüksek Mahkemesi’nin eski başyargıcı Sushila Karki, 12 Eylül akşamı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Nepal geçici hükümetinin başbakanı olarak yemin etti. 5 Mart 2026’da yapılması planlanan genel seçimlerin yolunu açmak üzere altı aylık bir geçiş hükümetine liderlik edecek. Karki’nin atanması, Z kuşağı protestocuları, Nepal Cumhurbaşkanı ve ordu arasındaki müzakerelerin bir sonucudur. Birçok Nepalli genç ona olağanüstü derecede yüksek umutlar bağladı; yolsuzluğu bitirmesini ve reformu sürüklemesini bekliyorlar. Karki açısından, toplumsal adalet, siyasal reform ve ekonomik kalkınma gibi gençlerin önem verdiği kilit meseleleri sadece altı ayda ele almak kuşkusuz son derece büyük ve zorlu bir görev olacaktır.
- Tayland: 5 Eylül’de, Tayland’ın Bhumjaithai Partisi lideri Anutin Charnvirakul, Temsilciler Meclisi’nin özel oturumunda çoğunluk oyu alarak Tayland’ın yeni başbakanı seçildi. İlgili yorumlarda belirtildiği gibi, Anutin Pheu Thai Partisi’nin desteği olmadan göreve geldi ve görev süresinin kısa ömürlü olması bekleniyor; bu da azınlık hükümetini son derece kırılgan kılıyor. Anutin ayrıca yeni hükümetin dört ay görev yapacağını ve ardından genel seçim yapılacağını açıkça ifade etti.
- Myanmar: Myanmar uzun süredir iç savaşa saplanmış durumda. Özellikle 2021 darbesinden bu yana, Myanmar’daki askeri cunta olağanüstü hâli defalarca uzattı; bu durum hem kamuoyunun hem de uluslararası toplumun hoşnutsuzluğunu çekti. Ancak Myanmar lideri Min Aung Hlaing, ülkede 28 Aralık 2025’te seçim yapılacağını duyurdu.
- Endonezya: 8 Eylül’de Endonezya Devlet Başkanı Prabowo, geçen yıl ekim ayında göreve gelmesinden bu yana ilk büyük çaplı kabine revizyonunu açıkladı. Değişiklikler arasında, Maliye Bakanı Sri Mulyani’nin görevden alınması kamuoyunun odağı haline geldi. Bu düzenleme, ağustostaki geniş çaplı toplumsal huzursuzluğa verilen bir yanıt olarak yaygın şekilde görülüyor.
Yukarıda anılan komşu ülkeler, “dalgalı siyasal gelişme” modelini temsil etmektedir. Başka bir deyişle, ulusal bağımsızlığa ulaşma ve siyasal gündemlerini ilerletme sürecinde sürekli olarak çeşitli zorluklarla karşılaşmışlar; bu da siyasal ilerlemelerinde iniş çıkışlara yol açmıştır. Örneğin;
Myanmar: İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlığını kazandığından beri Myanmar, ülkenin ordusu ile yerel etnik gruplar arasındaki güç mücadelelerinin tetiklediği siyasi istikrarsızlıkla boğuşmuştur. 21. yüzyıla girerken, askeri cunta ile etnik silahlı örgütler (EAO’lar) arasındaki çatışmanın yanı sıra, ordu bloku ile Amerika Birleşik Devletleri’nin desteklediği sözde “demokrasi yanlısı güçler” arasındaki rekabet de Myanmar’ın siyasi gelişiminin seyrini büyük ölçüde şekillendirmiştir.
Nepal: 1990’da parlamenter demokrasinin yeniden tesis edilmesinden bu yana geçen 34 yılda Nepal 29 başbakan ve iki dönem doğrudan kraliyet yönetimi görmüştür. Ortalama olarak her hükümet yalnızca 13 ay dayanmış, en kısa ömürlü kabine ise sadece 60 gün görevde kalmıştır. Bugüne dek hiçbir hükümet tam bir beş yıllık dönemi tamamlayamamıştır.
Tayland: Askeri darbeler ile hanedan siyaseti arasındaki gidip gelmeler, son 70 yılın Tayland siyasi gelişiminin belirleyici çizgisi olmuştur. Son yirmi yılda, Thaksin Shinawatra ile hizalanmış güçler başbakanlık seçimlerini altı kez kazanarak halk tarafından seçilen başbakanlık makamını neredeyse tekelinde tutmuştur. Bir bakıma, Tayland fiilen Kral ve Thaksin’in hakim olduğu “çift çekirdekli bir yapı” oluşturmuştur: başbakanlık makamı Thaksin ailesinin üyeleri ya da onların protejeleri tarafından tutulurken, monarşi Chakri hanedanında kalmıştır. Tayland’daki son siyasi çalkantı, Thaksin ailesi için büyük bir gerilemedir, fakat onların gerilediği anlamına gelmez; istedikleri anda geri dönüş yapabilirler.
Söz konusu komşu ülkelerdeki siyasi çalkantının temel nedeni, yetersiz ve dengesiz ekonomik kalkınma ile buna eşlik eden genişleyen servet uçurumudur. Bu sorunlar kısa vadede çözülemez durumda olduğundan, bu ülkelerde kamu protestolarının zaman zaman ortaya çıkmaya devam edeceği öngörülebilir. Örneğin,
Nepal: Dünya Bankası’na göre Nepal, yalnızca 2019’da düşük gelirli ülkeden alt-orta gelirli ülke statüsüne geçti. 2023’te GSYİH büyüme oranı yalnızca yüzde 2’de kalırken, işsizlik oranı ve enflasyon oranı sırasıyla yüzde 10,7 ve yüzde 7,1’e ulaştı. Ne geleneksel siyasi partiler ne de yükselenler ekonomik kalkınmayı canlandıracak etkili önlemler ortaya koydu ya da somut sonuçlar üretti. Bu partileri içeren sık skandallar ise Nepal’in siyasi manzarasını daha da karmaşık hale getirdi.
Tayland: Paetongtarn Shinawatra’nın görev süresi boyunca yönetimi “telefon konuşması skandalı”na ve iç siyasi çekişmelere saplanıp kaldı. Tayland ekonomisini canlandırma adımları, turizm sektörünü destekleme çabaları ve Tayland-ABD gümrük tarifesi müzakerelerini ele alış biçimi ağır eleştirilere konu oldu. Deneyim eksikliği ve yetersiz yeterliliği, Tayland’daki iç kamuoyu tartışmalarının odak noktası haline geldi ve hem yönetimin yönetsel meşruiyetinde hem de kamuoyu desteğinde istikrarlı bir düşüşe yol açtı.
Endonezya: Son on yılda Endonezya nispeten yüksek bir ekonomik büyüme hızını korudu ve dijital ekonomi ile madenlerde aşağı yönlü entegrasyon gibi sektörlerde kayda değer sonuçlar elde etti. Bugün ASEAN’ın en büyük ekonomisi ve bölgeden G20’nin tek üyesi konumundadır. Kişi başına GSYİH’si 5.000 ABD dolarına yaklaşan Endonezya, Dünya Bankası tarafından üst-orta gelirli ülke olarak sınıflandırılmıştır. Yine de ülkede yolsuzluk, halkın geçim güvencelerinin yetersizliği ve ulusal kapasite inşasının yetersizliği gibi acil sorunlar belirginliğini koruyor ve bunların tümü kamu hoşnutsuzluğunu körüklüyor.
Bahsi geçen komşu ülkelerdeki siyasi çalkantılar, Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı ülkelerden sızma, müdahale ve baskıları daha da davet edecektir. Huzursuzluk öncesinde Tayland, Myanmar, Nepal ve Endonezya hükümetleri çoğunlukla Çin yanlısı politikalar benimsemişti. Kuşak ve Yol Girişimi ile aktif uyum içinde hareket ettiler, altyapı geliştirmelerine yöneldiler ve Çin’le ticaret hacimleri istikrarlı biçimde arttı. Çin-ABD rekabeti ve Askeri Geçit Töreni bağlamında — ki Endonezya Devlet Başkanı Prabowo, Nepalli Başbakan Oli ve Myanmar’ın Vekil Devlet Başkanı Min Aung Hlaing davet edilenler arasındaydı — Çin’i Filipinler gibi ülkeler üzerinden dizginlemede başarısız olan ABD ve Batılı ülkeler, hedefi Çin’in komşu devletlerine çevirdi. Amaçları, bu Çin yanlısı hükümetleri istikrarsızlaştırmak, Çin’in çevresinde bir istikrarsızlık yaratmak ve Çin’in dikkatini dağıtmaktır.
Komşu ülkelerdeki huzursuzluklar içsel faktörlerden kaynaklansa da, protestoların gelişimi sırasında dış güçlerin etkisi açıkça hissedildi. Bu durum, barışçıl gösterilerin kademeli olarak kontrolden çıkıp şiddete dönüşmesine yol açtı ve belirli “renkli devrimler” özellikleri sergiledi. Tarihsel açıdan bakıldığında, modern dünyada “renkli devrimler”den etkilenen bölgeler genel olarak “Doğu Avrupa → Batı Asya → Orta Asya → Doğu Asya/Güneydoğu Asya” hattı boyunca yayılmıştır. Bu güzergâhtaki kilit ülkeler ya Çin’in stratejik dönemeçleri ya da geleneksel Çin dostu ülkelerdir.
Komşu Ülkelerin Durumunun Çin Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Komşu ülkelerdeki siyasi çalkantının en doğrudan etkisi, Güney Asya ve Güneydoğu Asya’da Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) kesintisiz ilerleyişini sekteye uğratmasıdır. Hâlihazırda, Çin’in Güneydoğu Asya ile etkileşimini yönlendiren çekirdek kavram nihayetinde tek bir kelimede özetlenebilir: kalkınma. Kalkınmaya ulaşmak için altyapı kritik bir dayanak işlevi görür. Bu ilke “Yollar bağlanınca refah gelir” sözüyle ifade edilir. Komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık, ani politika değişikliklerine, sözleşme ihlallerine ve projelerin askıya alınmasına yol açabilir. Bu sonuçlar, Çinli şirketlerin varlık güvenliğini ve kâr beklentilerini doğrudan tehdit eder ve bu bölgedeki KYG’nin ilerleyişini engeller.
Komşu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık, Çin’in bölgesel bir ekonomik merkez inşa etme stratejik hedefini baltalayacaktır. ASEAN, AB’yi geride bırakarak Çin’in en büyük ticaret ortağı haline gelmiştir; Güneydoğu Asya aynı zamanda hem Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) hem de Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık’ın (RCEP) ilerletilmesi için kilit bir bölgedir. Siyasi çalkantı, etkilenen ülkelerde hükümetlerin icra kapasitesini zayıflatacak ve serbest ticaret anlaşmalarının uygulanması ile sınır ötesi altyapı bağlantıları gibi ortak projelerin ilerlemesini yavaşlatacaktır. Bu da söz konusu ülkelerin ve bölgenin genel ekonomik kalkınmasını ve bölgesel ekonomik bütünleşmenin ilerleyişini sekteye uğratacaktır.
Çin-ABD stratejik rekabeti bağlamında, komşu ülkelerin istikrarı ve kalkınması, Çin için büyük önem taşır. Şu anda Çin’in çevresinde bir “Üç Dünya” yapısı belirmiştir: Çin ve ABD birer kutup olarak dururken, arada çok sayıda “orta ülke” bulunmaktadır. Vietnam, Singapur ve Güney Kore gibi ülkeler bile geçmişte ABD’nin sözde “Asya-Pasifik Yeniden Dengeleme Stratejisi”ni ve “Hint-Pasifik Stratejisi”ni kendi çıkarlarını gözetmek için kullanmış olsalar da, “ya o ya bu” türü bir tercih yerine Çin ile ABD arasında “denge” arayışını temel bir tutum olarak sürdürmüşlerdir. Çin’in ekonomik gücü ve siyasi etkisi daha da arttıkça, bu “orta ülkelerin” varlığı ve gelişim eğilimleri daha da belirginleşecektir. Daha fazla orta ülkeyi kazanmak bu nedenle Çin-ABD rekabetinin kilit bir parçası haline gelecektir. Kısacası Çin, istikrarlı, barışçıl ve gelişen bir komşuluk çevresine ihtiyaç duyar ve Nepal, Myanmar, Tayland ve Endonezya gibi ülkelerin istikrarı, barışı ve kalkınması Çin’in lehinedir.
(Doç. Dr. Yang Chen* - Çeviri: harici)
*Doç. Dr. Yang Chen, Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi İcra Direktörü
NOT: Alıntı makaleler Hürseda Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir.



