İşte o dönemde yapılan zulümlerin bir kısmını gözler önüne seren o röportajın tamamı...
Bu ay siz değerli okuyucularımız için eşi, yaklaşık 13 yıl önce İslami faaliyetlerde bulunduğu gerekçesi ile tutuklanan ve halen cezaevinde olan Yasin Demir’in hanımı Semiha Demir Hanımefendi görüştük. Bir Yusufinin eşi olmanın ne anlam ifade ettiği ve eşinin yokluğunda yaşadıkları üzerine röportaj yaptık.
Bir yandan “Bir kadın elbette eşinin kendi yanında olmasını, hayatın zorluklarını birlikte omuzlamayı ister” derken diğer yandan da Allah için birtakım zorluklar ve sıkıntılar yaşanması gerektiğini; böylelikle hayatın/imtihanın anlamının idrak edilebileceğini vurgulayan Semiha Hanım, İstanbul’da 3 kızıyla birlikte yaşıyor.
Yusuf-i medresede bulunan ve aynı zamanda yazar olan Yasin Demir’in eşi Semiha Hanım; “Allah için olduktan sonra çekilmeyecek hiçbir çile yokmuş, bunu anladım…” derken yaşadığı tüm zorlukları adeta yeniden yaşıyormuş gibi bizimle paylaştı. Bir kadın olarak; gözünün nuru eşinden sadece Allah rızası için ayrı kalmanın ne derece zor; ama bir o kadar da güzel olduğunu ifade ederken yaşadığı duygu yoğunluğu içerisinde Allah’ın yardımı defalarca gördüğünü ifade etti. Dile kolay o 13 yılı buyurun kendisinden dinleyelim…
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
İsmim Semiha Demir, 3 çocuk annesiyim. Aslen Ağrı Doğubayazıtlıyım. 7 yıldır İstanbul’da kızlarımla beraber yaşıyorum.
Eşiniz ne zamandan beri cezaevinde?
Eşim 2000 yılının 27 Ekim’inde tutuklandı. 13 yıldır cezaevinde.
“EŞİM 15 GÜN GÖZALTINDA AĞIR İŞKENCELERE MARUZ KALDI”
Eşinizin tutuklanma sebebi ve gözaltına alınma süreci ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Eşim İslami davadan dolayı gözaltına alınıp, Hizbullah Cemaati üyesi olduğu gerekçesi ile tutuklandı. Hatta kendisi gözaltına alınırken polisler bana “Sen artık eşini unut. Biz onu üyelikten en az 15 yıl içerde tutarız. Senin eşin yerinde hiç rahat durmayan birisidir” demişlerdi. Eşim 15 gün gözaltında ağır işkencelere maruz kaldı. Bu 15 gün sonunda perişan bir halde mahkemeye sevk edilip sonrasında da tutuklandı.
“ZİNDAN BİZİM İÇİN BİR MEDRESEDİR”
Peki, bir Yusufi eşi olmak sizce ne anlam ifade ediyor?
Bir yandan çok güzel, diğer yandan büyük zorlukları olan bir durum bu! Onsuz bir hayat sürmek, hayatın zorluklarını tek başına omuzlamak, çocukların hastalığında da sağlığında da tek başlarına yanlarında olmak… Bunlar bir kadın için elbette zor durumlar ama bütün bunların Allah için olduğunu düşündüğünüzde elbette bu sıkıntılar hafifliyor...
Şahsen bu musibetler üzerine tefekkür ettiğim zaman boş bir şey için olmadığını anlıyor ve rahatlıyorum. Bilhassa cezaevi görüşlerinde içerde boşu boşuna yatan kimseleri ve perişan haldeki ailelerini gördükçe haline binlerce kez şükrediyor insan. Hem bu açıdan baktığım zaman tam tersine seviniyorum. Evet, eşim zindandadır; ama zindan bizim için bir medresedir…
“BİRÇOK KADININ HALLERİNİ GÖRDÜKÇE HALİME ŞÜKREDİYORUM”
Aradan geçen 13 yılı düşündüğünüz zaman bu süreçte ne gibi zorluklar yaşadınız?
Eşim, 2000 yılında gözaltına alındığında evimiz İstanbul’daydı. Kendisinin tutuklanması ile çocuklarımla birlikte Ağrı’da bulunan ağabeylerimin ve kayınpederimin yanına gittik. Yaklaşık bir buçuk yıl dönüşümlü olarak onların evinde kaldım. Bu zaman zarfında en büyük zorluğu Erzurum’a, görüşe gidiş gelişlerde yaşadım. Her ay Erzurum’a taksi ile gidiş-gelişlerimiz manevi olduğu kadar maddi açıdan da bizi zorluyordu. Eşim, sonrasında bizi arayıp rahatsızlığından dolayı Bolu’ya sevk edildiğini söyledi. Böylelikle 3-4 saat olan yol 20 saate çıkmış oldu.
Bizimle aynı durumda olan ailelerle toplanıp görüş için Bolu’ya gidiyorduk. Ancak ben onlarla aynı gün eşimle görüşemiyordum. Benim için asıl sorun da burada başlıyordu. Zira onlar görüşlerini yapıp geri dönüyorlardı ve ben öyle durumlarda bir tanıdığın evinde kalmak zorunda kalıyor, sonraki gün eşimle görüşüp çocuklarımla tek başıma Ağrı’ya dönüyordum. Tabi Ağrı’ya dönüşümüz de ayrı bir dert, ayrı bir sıkıntıydı. Cezaevi görüşünden sonra çocuklarımla birlikle ilkin İstanbul’a gelip oradan Ağrı’ya gidiyorduk. Çünkü Bolu’dan Ağrı’ya dönmemiz daha zor oluyordu. Bazen çocuklarımla beraber saatlerce yolda araba beklediğimiz olmuştur. Beni böyle 3 çocukla gördüklerinde çoğu otobüsler de durmuyordu. Arada duran arabalar oluyordu tabi; ancak her duran araca da binemiyorduk…
Açıkçası Bolu yolunda o kadar sıkıntı çektim ki artık ağlayıp sürekli dua ediyordum. “Allah’ım bizi bu Bolu’dan kurtar da başka bir yerin görüşü elbette buradan daha iyi olur” diyordum. Bir süre sonra eşim Ankara’ya götürüldü. Ankara’ya ilk gidişimiz sandığımızdan daha sıkıntılı oldu. Çünkü orada başka tanıdık tutuklu olmadığı için yalnız gitmek zorundaydık. Ankara Cezaevi’nin şartları Bolu’nunkinden daha farklı ve daha sorunluydu. Daha dış kapıda bütün eşyalarımızı bizden alıyorlardı. Eşyaları da görevliler almıyor bize ‘dışardan birilerine bırakın’ diyorlardı. Bir de o aralar Ankara’da aynı bahçe içinde yaklaşık 7 cezaevi birden bulunuyordu. Bu yedi cezaevine bahçe içindeki cezaevi araçlarıyla gidiliyordu. İlk gidişte eşimin bulunduğu cezaevine gideyim derken yanlışlıkla “L Tipi” cezaevine gitmiştim. Orada bir gardiyan bize yardımcı olmuştu. Yoksa ilk başta prosedürü bilmediğimiz için ceza alıp görüşlerden mahrum kalabilirdim. Rabbimin yardımıyla, o sıkıntılar arasında eşimin kaldığı cezaevini bulup ziyaret edebildim.
Tabi şu an şükürler olsun ki bunları atlattım. Her ne kadar gidiş-gelişlerde hala birtakım sıkıntılar yaşasak da artık çocuklarım yeterince büyükler ve en büyük desteği onlardan görüyorum…
Bir kadın elbette eşinin kendi yanında olmasını, hayatın zorluklarını birlikte omuzlamayı ister. Misalen üç doğumumda da eşim yanımda değildi. İlkinde kendisi üniversitedeydi. İkincisinde İslami faaliyet alanındaki yoğunluğundan dolayı yine yoktu. Son hamileliğimde ise malumunuz eşim gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Haliyle gebelik ve doğum süreçlerinde bir eşin ilgi alakası nasıl olur bunu tatmadım. Maalesef evin içinde kocaya nasıl hizmet edilir onu da unutmuşum... Ben bu muhabbeti kendimce ahirete ısmarladım. İnşallah Rabbim orada nasip eder. Açıkçası şu an tamamen evin ve çocukların sorumluluğunu yüklenmişim ve bunları en güzel şekilde nasıl yerine getirebilirim, onun kaygısını taşıyorum. Çok şükür büyük kızım şu an medrese eğitimi alıyor. Bir küçüğü hafız oldu. En küçükleri Zeynep ise şu an okuyor.
Bu zaman zarfında yaşadığım bir başka zorluk da; çocuklara hem anne hem de baba olmak zorunda kalışım. Hem ev işleri hem de evin dışındaki işler (faturalar, alışveriş, kira) beni fazlasıyla yoruyor. Buna rağmen kocası yanıbaşında olan birçok kadının hallerini gördükçe halime şükrediyorum. Zira bu ailelerde huzur ve mutluluktan eser yok. Maddi doyumsuzluk, manevi boşluk almış başını gidiyor… Öyle ki kadın kocasına beddua etmekten, onu incitmekten, ona hakaret etmekten hiç kaçınmayacak bir hale gelmiş. Rabbimiz muhafaza buyursun, bu gibi eşleri gördükçe gerçekten halimden gocunmuyorum.
Eşim yanımızda olmasa bile, biz onun gölgesi altında ve güvendeyiz! Aynı zamanda bunun ahiretimiz için büyük bir kazanç olduğunu ümit ediyorum. Çok şükür Allah (CC)’ın yardımını da en zor anlarımda gözümle gördüm/görüyorum. En sıkıntılı anlarımda bir çıkış yolu nasip ediyor ve yalnız olmadığımızı bana hissettiriyor. Allah için olduktan sonra çekilmeyecek hiçbir çile yokmuş, bunu anladım…
Bu teslimiyetiniz daim olur inşallah! Peki, bu zor durumlarda yanınızda kimler vardı? Akrabalarımız ya da eşinizin arkadaşlarından destek gördünüz mü?
Eşim gözaltına alındığı zamanlar kendisinin arkadaşlarıyla iletişime geçemedik. Zira o zamanlar her yerde operasyonlar vardı. Anne ve babam –mekânları cennet olsun- hayatta değiller. Allah razı olsun abilerim o sıkıntılı zamanımda beni yalnız bırakmadılar. Büyük abim gelip beni kendi yanına aldı. Başta da belirttiğim gibi abilerimin ve kayınpederimin yanında dönüşümlü olarak kaldım. Sonrasında eşimin arkadaşları devreye girdiler. Sağ olsunlar onlar da maddi manevi desteklerini esirgemediler. Öyle ki zaman ilerledikçe yanımızda daha çok onları gördük...
Aynı şekilde kayınpederim de zamanında yardımlarını esirgemedi. Eşimin tutuklanmasından yaklaşık iki yıl sonra Ağrı’da bize bir ev alınmasında eşimin arkadaşlarıyla büyük yardımı oldu. O vakitten sonra kendi evimize geçtik. Kendi evime geçmemle birlikte Allah’ın yardımlarını da daha belirgin bir şekilde görmeye başladım. Zira ben tek başıma bir odada bile yalnız kalmaktan korkuyordum. Ancak kendi evimde düzenimi kurunca o korkularım da maddi manevi birtakım kaygılarım da azaldı. Ve yaklaşık 7 yıl önce tekrardan İstanbul’a taşındıktan sonra oradaki evimizi de kiraya vererek buradan bir ev kiraladık.
“YAKINDIĞIM İÇİN RABBİMDEN UTANIYORUM”
Size sabır veren, bu zorlu zamanınızda dayanma gücünüzü arttıran etkenler neler oldu?
Açıkçası en büyük etken bizden daha zor durumda olanların hallerine, çaresizliklerine şahit oluşumdu. Öte yandan bizden evvel yaşayan ve şu anda dünyanın birçok yerinde inanılmaz zorluklara maruz kalan Müslümanların varlığı; benim için en büyük sabır kaynağı oldu. Malumunuz Peygamber Efendimiz (SAV)’in devrinde Müslümanlar ne kadar çok çile çekmişler. Şöyle bir baktığımızda hicretler, zulümler, baskı, boykot ve tecritler, açlık ve yoklukla sınanma hat safhada… Oysaki biz bunların sadece bir bölümünü yaşadık/yaşıyoruz. Haliyle teslimiyet ve sabırdan başka yapacak bir şeyimiz yok. Öyle ki tüm bunları düşündükçe kendi sıkıntılarımdan bahsettiğim için; yaşadıklarımı sıkıntı olarak değerlendirdiğim için bile üzüntü duyuyorum. Ve bir bakıma yakındığım için de Rabbimden utanıyorum…
Öte yandan görüşe gittiğim günlerin birinde eşi sol örgütten tutuklu bir kadınla tanıştım. Kadın evlilik çağına gelen (20 yaşlarında ki) kızını bana gösterip “Babası hapse girdiğinde bu daha doğmamıştı” deyince epey şaşırmıştım. Kadın gayet açık giyimli biriydi. Kendisine zorlanıp zorlanmadığını sorduğumda ise bana eşinin davasından (!) dolayı içerde olduğunu, 20 yıldır hiç bıkmadan/üşenmeden onu ziyaret ettiğini, hiçbir sorun ve sıkıntısını ona yansıtmadığını ve evin tüm maişetini de yaptığı el eşleriyle sağladığını söylemişti. “Ben hayatta eşimi üzmem, açız ama aç olduğumu kendisine belli ettirmem” demişti. Hatta kadınla aramızdaki konuşmaların birinde kendisine eşimin arkadaşlarının görüşlere gelip gitmede bizlere yardımcı olduğunu söylediğimde çok şaşırmış ve tepkisini “Benim eşim hayatta arkadaşlarına güvenip de beni onlarda emanet etmez ve ben bu geliş-gidişlerde çoğu zaman tek başımayım. Ben de kimseye güvenemiyorum bu konuda” sözleriyle belirtmişti.
Bu durum üzerine kendi kendime “Bu kadın boş bir dava için cezaevinde olan eşine böyle bir yaklaşım sergiliyorsa benim hayli hayli dik durmam ve sorunlarımı eşime yansıtmamam gerekir” diye söylendim. Nihayetinde benim eşim yalnızca Allah yolunda çabaladığı ve hakkı ve sabrı tavsiye ettiği için tutuklanıp cezaevine konuldu. Öte yandan bizim zor durumlarda güvenebileceğimiz çok temiz insanlar var. Eşimin, arkadaşlarından yana bir çekincesi de yok çok şükür. O günden sonra o kadın bana iyi bir örnek oldu. Ara sıra yansıttığım zorlukları da artık örtbas edip eşime yansıtmamaya çalıştım.
“O GECEYİ UNUTMAM MÜMKÜN DEĞİL!”
Başınızdan geçen ve unutamadığınız bir-iki anınızı anlatır mısınız?
13 yıl önce evimize baskın yapılan geceyi unutmam mümkün değil! O zaman ki duyguları hala taptaze yaşıyorum. O gece gebelikten kaynaklı ağrılarım vardı ve gözlerimi müthiş bir uyku bürümüştü. Eşim, o gece çocuklarla yakından ilgilendi ve ibadet için yan odaya geçti. Kendisine bakmaya gittiğimde yalnız kalmak istediğini ve şöyle gönlünce bir namaz kılmak istediğini söyledi. Zaten uykulu olduğum için o seccadedeki hali zihnimde canlı kalan tek görüntü oldu…
Sonrasında adeta rüyadaymışım gibi baskın olayı cereyan etti. Onlarca kar maskeli ve silahlı kişiyi odamda gördüm. Oda kapısının camı tuzla buz olmuş ve yatağımızın üstüne saçılmıştı. Yerimden fırladığımda evin didik didik arandığını ve eşimin yan odada elleri ve gözleri bağlı bir şekilde çıkarıldığını gördüm. Çocuklarım korkuyla ağlıyorlardı. Eşim dışarı çıkarılırken bana “Hacıya söyle gelip sizi alsın” dedi. Bunun altında ima araya polisler daha evdeyken eşimi darp etmeye “Hacı kim söyle, ne mesaj vermeye çalışıyorsun?” diyerek baskı uygulamaya başlamışlardı. Eşim de “Hacı benim babam” dedi. Ama inanmadılar. Sonrasında eşimi yanlarında alıp götürdüler. Yaklaşık on kişi de o gece ve sonrasındaki 4 gün boyunca evde kaldı…
Ben yaşadığım depresyon karşısında ağlıyor ve çocuklarımı bir nebze sakinleştirmeye çalışıyordum. Çocuklarımla yaşadığımız o zor durum karşısında polisler adeta benimle alay ediyor “Bak hamilesin ağlama, bebeğine bir şey olur sonra! Bak Allah seni imtihan ediyor, ağlama da salavat getir” diyorlardı. Adeta evimize kümelenmiş, yemeklerini dahi evin mutfağında yapıyorlar; sözde bizim can güvenliğimiz için evimizde kaldıklarını iddia ediyorlardı. Evden gitmemelerine tepki gösterdiğimde bana “Kocan o kadar insanı eve getirdiğinde rahatsız olmuyordun da bizden neden rahatsız oluyorsun?” diyorlardı. Hasta olduğum için yanıma ablamın gelmesini istememe rağmen izin vermediler ve sözde bana yardımcı olması için bayan bir polisi getirdiler.
Baskın anında iki yaşındaki kızım şoka girdi ve sonraki bir yıl boyunca o korkuyu üzerinden atamadı. Her gece tam da baskın yapıldığı vakitlerde uykusundan deli gibi uyanıp kapıya koşuyor ve ağlıyordu. Kendisini tutmaya çalıştığımda tir tir titriyor ve mosmor kesiliyordu. Tek söylediği şey “babacığım gel” sözüydü. Öyle ki beni bile tanımıyor bana “teyze” diyordu. Tabi yoğun uğraş ve çabalarımız sonunda bu korkusunu unutabildi ve durumu düzeldi çok şükür. O gece hayatımın en korkunç gecesiydi. O geceyi ve yaşadıklarımızı unutmam mümkün değil…
Bunun yanında bir görüş gününü de unutacağımı sanmıyorum! Çocuklarla birlikte eşimle görüşmüş ve dönüş için yolda araba bekliyorduk. Ramazan ayıydı ve ben de oruçluydum. Geçen otobüslerin çoğu bizi almadı. Bu bekleyiş uzayınca bindiğimiz otobüsten gece yarısından sonra inebildik. İstanbul’da sabah ezanına yakın öylece sokakta kala kalmıştık. Ne bir minibüs ne de sığınacak bir yerimiz vardı. O zaman içten içe dua ediyordum. Taksinin biri yanımızdan birkaç defa gelip geçti. Sonrasında yanımıza yaklaşıp hayretle sordu; “Abla gecenin bu vakti dışarıda ne işiniz var?” Ben de otobüs servisinin bizi burada indirip gittiğini söyledim ve görüşten döndüğümüzü ağzımdan kaçırdım. O an içimde çok büyük bir korku oluştu. Ya bu şoför durumumuzdan istifade edip bize bir zarar verirse diye endişelendim. Ama başka bir taksi de yoktu. Şoför, evimiz her nerde ise bizi bırakmak için ısrar etti. Tedirginliğimi görünce de “abla” dedi “Bu vakitte başka araç bulamazsın, çekinme gel sizi evinize bırakayım, paranız yoksa da sorun değil. Kiminin parası kiminin duası” dedi. Ben de paramız olduğunu ancak varışımızın böyle geceye denk geleceğini hesap edemediğimi söyledim. Sonunda Allah’a tevekkül edip taksiye bindim. Eve yakın bir sokakta arabayı durdurdum ve açıkçası evimizin tam yerini bilmesini istemedim. Eve geçtikten sonra da taksi kaybolmadan önce ışıklarımızı açmadık. Açıkçası baskın gecesinden sonra yaşadığım en korkunç olay buydu. O gece sağ salim evimize vardığımız için Allah’a şükrettik. Elhamdulillah, o zor günleri de atlattık…
Rabbim mükâfatınızı kat be kat versin inşallah… Son olarak neler söylemek istersiniz?
Çok şükür yalnız değiliz! Başta Rabbimiz olmak üzere mensubu olduğumuz bir camiamız var. Tek dileğim o dur ki Rabbim onların giriştikleri ve girişecekleri her işte yardımcıları olsun. Onları ve İslam için mücadele eden herkesi muvaffak etsin inşallah...
Âmin! Bize vakit ayırdığınız ve duygularınızı paylaştığınız için çok teşekkür ederiz…
Ben de duyarlılığınız için teşekkür ederim…
(Elif Yüksek / Nisanur Dergisi)



