Yerel Basında yer alan söyleşinin tamamını aşağıda veriyoruz...
Gazeteci Yazar Adil Harmancı Hüda-Par Van İl Başkanı Avukat Rasim Saygın ile konuştu. Merak edilen bir çok soruyu ilkez Başkan Sayğın'a yönelten Harmancı, Hizbullah'ın politikadaki alanını ve Kürt sorununa ilişkin değerlendirmelerini aldı. Hüda Par'in Kürt sorununa yönelik politikalarını değerlendiren Sayğın, çözüm sürecini başında beri desteklediklerini ifade etti.
Klasik soruyla başlayalım isterseniz; HÜDA-PAR ne zaman kuruldu, genel politikasını nasıl belirledi ve nasıl bir çalışma yürütüyor?
HÜDA-PAR olarak kendimizi, "insani ve İslami bir parti" şeklinde tanımlıyoruz. Ne demek, "insani ve İslami bir parti" açılımı; İslami, Allah´ın emrettiği ne ise onu pratikte göstermek, siyasi arenaya taşımak…
Yani insanlarımızın temel değerleri, örfü, âdeti, insani değerleri, dini hep İslam´dan beslemiştir ve İslam referans olarak halkımız bugüne kadar kendine bir yol çizmiştir, bu şekilde ilerlemiştir. Dolayısıyla halkın bu inanç değerleri, halkın hem siyasi yaşayışına, hem temsiliyetine, hem kamusal alana, hem ticari alana, hem ekonomik alana, yani hayatın her alanına uygulanması gerektiğini düşünen ve programında da buna göre bir düzenleme yapan bir partiyiz.
Biz diyoruz ki, bu sistem kurulduğu tarihten bugüne kadar sorunlu bir sistemdir. Yani 1923´te bir sistem kurulduğunda karşısına sadece bir milleti alarak kuruldu. Hem ´ulus devlet´ anlayışıyla kurulmuş bir devlet söz konusuydu, bu devlet bir taraftan Türk-ulus sistemini kurmaya çalışırken, bir taraftan da işte kendine uygun, sistemine uygun bir din-dil anlayışı oluşturmaya çalıştı.
Bu anlayış Batıda ve Doğuda, her iki kesim için, Türkiye kamuoyunda dini açıdan sorunlu bir devlet ve sorunlu bir millet oluşturdu. Doğu açısından, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kürdistan´da ise, bu durum hem Türk-ulus devleti, hem Kürtlerin ötekileştirilmesi sonucunu doğurdu, hem de, dinine sıkı sıkıya bağlı olan bir millete bir tepki oluşturdu. Dolayısıyla Türkler bir defa aruz kalmışsa bu dini baskıya Kürtler iki defa maruz kalmıştır. Bir Kürt olmaları nedeniyle kalmıştır, bir de Müslüman olmaları nedeniyle maruz kalmıştır.
İşte Şêx Seîd kıyamıyla beraber bugüne kadar yükselen bir durum söz konusudur. Biz de bu durumun farkında olan bir parti olarak, yani bölgemiz açısından konuşacak olursak, hem dini açıdan, hem dil ve kimlik açısından mağdur edilen, sürekli bir şekilde ezilen, ötekileştirilen, mağdur, mazlum bir millet var, dolayısıyla biz bölgemiz açısından, siyasetimiz açısından, milletimize, halkımıza bu yönüyle gidiyoruz. Hem dilimize sahip çıkacağız, hem dinimize sahip çıkacağız. Diğer sistem partileri gibi ne "dilinizden vazgeçip gelin", ne de "dininizden vazgeçip gelin" diyen bir siyasi partiyiz. Halkın kendini gerçek anlamda, olduğu gibi görebileceği bir siyasi partiyiz. Programımızın temelinde de bu var.
Yeri gelmişken sorayım, PKK´nin hükümetle, devletle görüşmelerine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Bölgemiz açısından özellikle Kürt sorunu ciddi bir sorundur, çözülmesi gereken bir sorundur. Bu sorunla ilgili defalarca açıklamalarda bunduk, 'barış süreci´yle ilgili olarak, bu süreci desteklediğimizi defalarca deklere ettik. Silahların susması ve kanın dinmesi açısından muhakkak bir şekilde bu sürecin desteklenmesi gerektiğini söyledik. Ve şunu da söyledik; dedik ki, burada kanın durması, gözyaşının durması, şiddetin durması, kesinlikle bu halkın faydasına olan bir durumdur, dolayısıyla biz burada asla ve asla oy hesabına girmeyeceğiz. O hesaba girilerek atılacak adımlar da bu noktada ihanettir dedik. Niye dedik bunu; çünkü bu halkın acil huzura ihtiyacı var, selamete ihtiyacı var.
Siz bunu bırakıp da, ´aman bu barış süreci siyasi rakiplerimi güçlendirecek, bizi bertaraf edecek´ mantığıyla hareket ederseniz bu halka ihanettir. Dolayısıyla biz dedik ki, bunun kazananı kim olursa olsun, biz kaybedelim hiç önemli değil, MHP´nin, CHP´nin takındığı tavrı biz takınmadık. Dedik ki biz bu süreci sonuna kadar destekleriz, yeter ki bu barış süreci olumlu bir şekilde sonuçlansın, silahların susması noktasında da, silah kimin elinde ise onunla görüşülsün, görüşmesi de normaldir dedik.
Aksayan bir yan var mı, nasıl değerlendiriyorsunuz görüşmeleri?
Çözüm için Abdullah Öcalan ile görüşülmesi, Kandil ile görüşülmesi olağandır, çünkü silah onların elindedir. Görüşülmesi normaldir.
Şimdi siz "Kürt sorunu eşittir PKK" derseniz yanlış sonuca varırsınız. Yani belki silahları susturursunuz ama sorun kaldığı yerden devam eder. Dolayısıyla biz bunu da söylüyoruz; silahların susması tek başına Kürt sorununun çözümü anlamında değildir. Bütünsel bir meseledir, az önce belirttiğim gibi, tarihten gelen, birikimi olan bir meseledir, bunun üçüncül olarak ele alınması gerekmektedir. Ve bütün kesimlerle görüşülüp, bu şekilde bir mutabakata varılarak bir çözüm üretilmesi gerekmektedir.
Sorunun çözüm şekliyle devam edersek, siz parti olarak nasıl bir çözüm öneriyorsunuz, ne yapıldığında bu sorun çözülmüş olur?
Halkların öncelikle birbirlerine güvenlerinin sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Kürt ve Türk halkı arasındaki güven tesis edilmelidir. Şu anda her iki taraf da birbirine şüpheli bir şekilde yaklaşmaktadır. Türkler ´hak bu verilirse ben bölünürüm´ korkusu içerisindedir. Kürtler de ´bize bir oyun mu oynanıyor´ korkusu yaşamaktadır. Dolayısıyla biz halkların muhakkak ki birbirlerine olan güvenlerinin ilk başta sağlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Bu sağlandıktan sonra da bir İslam temelli çözüm projesi ortaya konulabilir.
AK Parti ile çakışan noktalar elbette ki var, fakat biz daha geniş düşünüyoruz. Yani Kürt ulusal hakları ne ise, bunların iade edilmesi gerektiğini söylüyoruz. ´Teslim edilmesi´ de demiyorum, bakın gasp edilmiş bir hak vardır, bu hakkın iade edilmesi gerekiyor.
İşte onu söylüyordum; yani halklar arasında güven sağlandıktan sonra, halkın huzuruna sebebiyet verebilecek her model yerelinde konuşulup gerçekleştirilebilir diyoruz. Özerklik, federasyon, ayrılma da dâhil olmak üzere…
Tabi buna halkların gönüllü olmalarını sağlamalıyız. Yani Türklerin olaya bakış açısını İslami temelli olmasını sağlamak zorundayız. ´Bizler kardeşiz´ kavramını gerçek boyutlarıyla Türk kardeşlerimize anlatmamız gerekiyor. Nedir bu kardeşlik; bu kardeşlik Peygamber efendimizin Mekke´den Medine´ye hicreti esnasındaki kardeşliktir. Muhacirler gittiklerinde oradaki ensar her şeylerini onlarla bölüşmüştür, her şeylerini…
Yani şunu dememişler, ´bak siz kardeşsiniz, ey muhacirler siz kardeşsiniz, ama gittiğiniz yerde sakın oradaki insanların mallarına dokunmayın, aman ha, muhacirliğinizle kalın´ İşte böyle bir şey demiyor, onları birbirine ortak ediyor. İşte bu kardeşlik anlayışının uygulanmasını istiyoruz. Bu da İslam´ın emrettiği kardeşlik anlayışıdır.
Bunu Türk kamuoyunu anlatmak lazım, İslami kesim bunu iyi anlamalıdır. Kardeşlik söylemi gerçekten içi boş bir söylem değildir, içi dolu olan bir söylemdir, fakat gerçek haliyle ele almak gerekiyor. İslam´ın kardeşlik emri nedir, ortaklığı gerektiren bir emirdir, dolayısıyla her anlamda eşit olan bir gerekliliktir bu. Bu sağlandıktan sonra, o güven sağlandıktan sonra İslam bayrağı altında insanlar o zaman eğer istiyorsa özerklik, istiyorsa federasyon, ya da birlikte yaşama, hangi sistemde mutlu olacaklarsa, bir araya gelip konuşmak suretiyle, o sisteme biz de olumlu bakarız.
Aslında biz bir partiye alternatif bir parti değiliz, biz yeni bir sistemden söz ediyoruz, yeni bir ekolden, yeni bir yaşayış tarzından bahsediyoruz.
Dolayısıyla referandum süreciyle beraber, Türkiye´nin siyasal düzeninde meydana gelen değişiklikler, bizim kendimizi ifade etme imkânımızı doğurdu ve biz de biraz önce anlattığım program çerçevesinde Türkiye´nin siyasal arenasına dâhil olduk. Bugüne kadar olmayışımızın nedeni biraz buydu. (Van Bülten)



