Yerel Basında yer alan söyleşinin tamamını aşağıda veriyoruz...


Gazeteci Yazar Adil Harmancı Hüda-Par Van İl Başkanı Avukat Rasim Saygın ile konuştu. Merak edilen bir çok soruyu ilkez Başkan Sayğın'a yönelten Harmancı, Hizbullah'ın politikadaki alanını ve Kürt sorununa ilişkin değerlendirmelerini aldı. Hüda Par'in Kürt sorununa yönelik politikalarını değerlendiren Sayğın, çözüm sürecini başında beri desteklediklerini ifade etti.

Van´da da belli bir tabanı bulunan HÜDA-PAR´ın gerçekten kim olduğunu, ne amaçla kurulduğunu, parti programını, ne yapmak istediğini, Hizbullah´ın devamı olup olmadıklarını, Hizbullah eylemleri için ne düşündüklerini, BDP ve diğer Kürt partileri ile ilişki düzeylerinin ne olduğunu öğrenmek için Van İl Başkanı Av. Rasim Sayğın ile konuştuk.
 
Yarın da devam edecek olan röportajın bugünkü bölümünde Sayğın´a sorduğumuz sorular ve aldığımız cevaplar şöyle:

Klasik soruyla başlayalım isterseniz; HÜDA-PAR ne zaman kuruldu, genel politikasını nasıl belirledi ve nasıl bir çalışma yürütüyor? 
 
HÜDA-PAR 16 Aralık 2012 tarihinde kuruldu. Van şubesini Şubat ayında açtı ve Türkiye´de 48 ilde teşkilatlanmasını bitiren ve seçime girmeye hak kazanan bir partidir. 

HÜDA-PAR olarak kendimizi, "insani ve İslami bir parti" şeklinde tanımlıyoruz. Ne demek, "insani ve İslami bir parti" açılımı; İslami, Allah´ın emrettiği ne ise onu pratikte göstermek, siyasi arenaya taşımak… 
İnsanlarımızın temel değerlerinin ve ortak paydasının Müslümanlık olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla bu ortak paydadan hareket eden bir partiyiz.

Yani insanlarımızın temel değerleri, örfü, âdeti, insani değerleri, dini hep İslam´dan beslemiştir ve İslam referans olarak halkımız bugüne kadar kendine bir yol çizmiştir, bu şekilde ilerlemiştir. Dolayısıyla halkın bu inanç değerleri, halkın hem siyasi yaşayışına, hem temsiliyetine, hem kamusal alana, hem ticari alana, hem ekonomik alana, yani hayatın her alanına uygulanması gerektiğini düşünen ve programında da buna göre bir düzenleme yapan bir partiyiz.

Biz diyoruz ki, bu sistem kurulduğu tarihten bugüne kadar sorunlu bir sistemdir. Yani 1923´te bir sistem kurulduğunda karşısına sadece bir milleti alarak kuruldu. Hem ´ulus devlet´ anlayışıyla kurulmuş bir devlet söz konusuydu, bu devlet bir taraftan Türk-ulus sistemini kurmaya çalışırken, bir taraftan da işte kendine uygun, sistemine uygun bir din-dil anlayışı oluşturmaya çalıştı.

Bu anlayış Batıda ve Doğuda, her iki kesim için, Türkiye kamuoyunda dini açıdan sorunlu bir devlet ve sorunlu bir millet oluşturdu. Doğu açısından, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kürdistan´da ise, bu durum hem Türk-ulus devleti, hem Kürtlerin ötekileştirilmesi sonucunu doğurdu, hem de, dinine sıkı sıkıya bağlı olan bir millete bir tepki oluşturdu. Dolayısıyla Türkler bir defa aruz kalmışsa bu dini baskıya Kürtler iki defa maruz kalmıştır. Bir Kürt olmaları nedeniyle kalmıştır, bir de Müslüman olmaları nedeniyle maruz kalmıştır.
 
Ve bu da günümüze kadar gelen sorunlu bir sürecin yaşanmasına neden oldu.

İşte Şêx Seîd kıyamıyla beraber bugüne kadar yükselen bir durum söz konusudur. Biz de bu durumun farkında olan bir parti olarak, yani bölgemiz açısından konuşacak olursak, hem dini açıdan, hem dil ve kimlik açısından mağdur edilen, sürekli bir şekilde ezilen, ötekileştirilen, mağdur, mazlum bir millet var, dolayısıyla biz bölgemiz açısından, siyasetimiz açısından, milletimize, halkımıza bu yönüyle gidiyoruz. Hem dilimize sahip çıkacağız, hem dinimize sahip çıkacağız. Diğer sistem partileri gibi ne "dilinizden vazgeçip gelin", ne de "dininizden vazgeçip gelin" diyen bir siyasi partiyiz. Halkın kendini gerçek anlamda, olduğu gibi görebileceği bir siyasi partiyiz. Programımızın temelinde de bu var.

Yeri gelmişken sorayım, PKK´nin hükümetle, devletle görüşmelerine nasıl yaklaşıyorsunuz?

Bölgemiz açısından özellikle Kürt sorunu ciddi bir sorundur, çözülmesi gereken bir sorundur. Bu sorunla ilgili defalarca açıklamalarda bunduk, 'barış süreci´yle ilgili olarak, bu süreci desteklediğimizi defalarca deklere ettik. Silahların susması ve kanın dinmesi açısından muhakkak bir şekilde bu sürecin desteklenmesi gerektiğini söyledik. Ve şunu da söyledik; dedik ki, burada kanın durması, gözyaşının durması, şiddetin durması, kesinlikle bu halkın faydasına olan bir durumdur, dolayısıyla biz burada asla ve asla oy hesabına girmeyeceğiz. O hesaba girilerek atılacak adımlar da bu noktada ihanettir dedik. Niye dedik bunu; çünkü bu halkın acil huzura ihtiyacı var, selamete ihtiyacı var.

Siz bunu bırakıp da, ´aman bu barış süreci siyasi rakiplerimi güçlendirecek, bizi bertaraf edecek´ mantığıyla hareket ederseniz bu halka ihanettir. Dolayısıyla biz dedik ki, bunun kazananı kim olursa olsun, biz kaybedelim hiç önemli değil, MHP´nin, CHP´nin takındığı tavrı biz takınmadık. Dedik ki biz bu süreci sonuna kadar destekleriz, yeter ki bu barış süreci olumlu bir şekilde sonuçlansın, silahların susması noktasında da, silah kimin elinde ise onunla görüşülsün, görüşmesi de normaldir dedik.

Aksayan bir yan var mı, nasıl değerlendiriyorsunuz görüşmeleri?

Çözüm için Abdullah Öcalan ile görüşülmesi, Kandil ile görüşülmesi olağandır, çünkü silah onların elindedir. Görüşülmesi normaldir.
 
Şimdi sürece ekstra bir katkımız şu oluyor ki, diyoruz ki, bununla beraber Kürt halkının diğer kesimlerini, STK´ları, diğer partileri, kanaat önderlerini de muhatap alın. Bunların da görüşleri alınırsa daha sağlıklı bir sonuç elde edilir.

Şimdi siz "Kürt sorunu eşittir PKK" derseniz yanlış sonuca varırsınız. Yani belki silahları susturursunuz ama sorun kaldığı yerden devam eder. Dolayısıyla biz bunu da söylüyoruz; silahların susması tek başına Kürt sorununun çözümü anlamında değildir. Bütünsel bir meseledir, az önce belirttiğim gibi, tarihten gelen, birikimi olan bir meseledir, bunun üçüncül olarak ele alınması gerekmektedir. Ve bütün kesimlerle görüşülüp, bu şekilde bir mutabakata varılarak bir çözüm üretilmesi gerekmektedir.
 
Şunu da söyledik, çözüm sürecinde atılacak adımlarla ilgili olarak hükümeti şu yönüyle de eleştirdik; yani PKK´nin atacağı adımlara bağlı kalarak adım atma. PKK yarın ´ben silahlı mücadeleye başlıyorum, kaldığım yerden devam ediyorum´ dediğinde sen de barış sürecini kesersen yanlış yapmış olursun. Bir kere bu sorunu PKK´ye bağlı bir sorun olmaktan çıkar. Önüne bir program koy, resmi dilden tut da anadilde eğitime kadar, yerel yönetimlerin üçlendirilmesi, ikinci bir resmi dil, kimlik tanımı, ne varsa, Kürt halkına yönelik olarak bir program dâhilinde gerçekleştir. Ve bunu uygula bunu uyguladıktan sonra samimiyetin ortaya çıkar. Ha PKK silah bırakır bırakmaz o ayrı bir konudur. Biz parti olarak da anadilde eğitimi savunan ve Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını isteyen bir partiyiz.

Sorunun çözüm şekliyle devam edersek, siz parti olarak nasıl bir çözüm öneriyorsunuz, ne yapıldığında bu sorun çözülmüş olur?

Halkların öncelikle birbirlerine güvenlerinin sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Kürt ve Türk halkı arasındaki güven tesis edilmelidir. Şu anda her iki taraf da birbirine şüpheli bir şekilde yaklaşmaktadır. Türkler ´hak bu verilirse ben bölünürüm´ korkusu içerisindedir. Kürtler de ´bize bir oyun mu oynanıyor´ korkusu yaşamaktadır. Dolayısıyla biz halkların muhakkak ki birbirlerine olan güvenlerinin ilk başta sağlanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu sağlandıktan sonra da bir İslam temelli çözüm projesi ortaya konulabilir.
İslam´a çok vurgu yapıyorsunuz da, bu AK Parti´nin yapmaya çalıştığı Osmanlı dönemini çağrıştıran çözüm biçimi mi yoksa daha başka bir şeyden mi söz ediyorsunuz?

AK Parti ile çakışan noktalar elbette ki var, fakat biz daha geniş düşünüyoruz. Yani Kürt ulusal hakları ne ise, bunların iade edilmesi gerektiğini söylüyoruz. ´Teslim edilmesi´ de demiyorum, bakın gasp edilmiş bir hak vardır, bu hakkın iade edilmesi gerekiyor.
Statü konusunda ne düşünüyorsunuz, çünkü bu haklar verildiğinde ilan edilmemiş bir statü durumu ortaya çıkıyor?

İşte onu söylüyordum; yani halklar arasında güven sağlandıktan sonra, halkın huzuruna sebebiyet verebilecek her model yerelinde konuşulup gerçekleştirilebilir diyoruz. Özerklik, federasyon, ayrılma da dâhil olmak üzere…

Tabi buna halkların gönüllü olmalarını sağlamalıyız. Yani Türklerin olaya bakış açısını İslami temelli olmasını sağlamak zorundayız. ´Bizler kardeşiz´ kavramını gerçek boyutlarıyla Türk kardeşlerimize anlatmamız gerekiyor. Nedir bu kardeşlik; bu kardeşlik Peygamber efendimizin Mekke´den Medine´ye hicreti esnasındaki kardeşliktir. Muhacirler gittiklerinde oradaki ensar her şeylerini onlarla bölüşmüştür, her şeylerini…

Yani şunu dememişler, ´bak siz kardeşsiniz, ey muhacirler siz kardeşsiniz, ama gittiğiniz yerde sakın oradaki insanların mallarına dokunmayın, aman ha, muhacirliğinizle kalın´ İşte böyle bir şey demiyor, onları birbirine ortak ediyor. İşte bu kardeşlik anlayışının uygulanmasını istiyoruz. Bu da İslam´ın emrettiği kardeşlik anlayışıdır.

Bunu Türk kamuoyunu anlatmak lazım, İslami kesim bunu iyi anlamalıdır. Kardeşlik söylemi gerçekten içi boş bir söylem değildir, içi dolu olan bir söylemdir, fakat gerçek haliyle ele almak gerekiyor. İslam´ın kardeşlik emri nedir, ortaklığı gerektiren bir emirdir, dolayısıyla her anlamda eşit olan bir gerekliliktir bu. Bu sağlandıktan sonra, o güven sağlandıktan sonra İslam bayrağı altında insanlar o zaman eğer istiyorsa özerklik, istiyorsa federasyon, ya da birlikte yaşama, hangi sistemde mutlu olacaklarsa, bir araya gelip konuşmak suretiyle, o sisteme biz de olumlu bakarız.
 
Biz aynı zamanda ümmetçi bir partiyiz, bu algılayış Kürdistan´da yani Kürdistan´ın diğer dört parçasında da aynı olacaktır. Yani bizim burada oluşturacağımız bir model diğer parçalar için de bir örnek teşkil edecektir.
 
Türkiye bu anlamda bizim bölgede örnek teşkil edebilecek bir noktaya getirilebilir. Biz sınırların çizilmesinden yana bir parti değiliz, niye, çünkü İslam başta emretmez, İslam Müslüman´ın birlik beraberliğinden söz eder, dolayısıyla biz var olan sınırların dahi kaldırılması gerektiğini söylüyoruz. İşte Kürdistan´ın dört parçaya bölünen sınırlarının kaldırılmasını isteyen bir partiyiz. Aslında biz sınırları olmayan bir devlet, bir yaşayış tarzından bahsediyoruz.

Aslında biz bir partiye alternatif bir parti değiliz, biz yeni bir sistemden söz ediyoruz, yeni bir ekolden, yeni bir yaşayış tarzından bahsediyoruz.
Size ilişkin kafalarda sorular var; mesela bir tanesi, "neden daha önce böyle bir siyasi parti kurmadınız da şimdi ortaya çıktınız"?
Şimdi, daha önce kurulmamış olmamızın sebebi bize bağlı bir sebep değildir. Yani, Türkiye´nin mevcut siyasal sistemi, siyasi partiler kanunu, bizim kendimizi ifade etmemize yarayacak bir programla yola çıkmamıza engel bir sistem söz konusuydu. Yani, referandum sürecine kadar biz bu programla Cumhuriyet Başsavcılığı´na başvursaydık muhtemelen partimizin kurulmasına izin verilmeyecekti. Hakkında kapatılma davası açılan bir parti olacaktık. Dolayısıyla siyasal zemin buna müsait değildi. 
Bizler 2011 yılından beri bir siyasal hareketin altyapısını oluşturuyorduk zaten, özellikle Mustazaf-Der´in kapatılmasıyla beraber zorlu bir süreç başlamıştı.


Dolayısıyla referandum süreciyle beraber, Türkiye´nin siyasal düzeninde meydana gelen değişiklikler, bizim kendimizi ifade etme imkânımızı doğurdu ve biz de biraz önce anlattığım program çerçevesinde Türkiye´nin siyasal arenasına dâhil olduk. Bugüne kadar olmayışımızın nedeni biraz buydu. (Van Bülten)