Bir zaman dilimini yaşıyoruz ki küfür bataklığı içinde ser sefil yaşayan bir gençliğin cereyan ettiği bir zaman dilimi, ahir zaman olan bir zaman, küfrün kol pençe aile fertlerinin içine girip aileyi, sonra çevreyi sonra yaşanan bölgeyi talan ettiği bir zaman dilimi…

 

Ne de güzel söylemiş Üstad Bediüzzeman Saidi Nursi ; "Bana ızdırap veren, yalnız İslam ın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlikeler içeriden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım cemiyetin bünyesi buna dayanmaz; çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırabım, yegane ızdırabım budur. Yoksa şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bundan bin kat meşakkate maruz kalsam da, iman kalesinin istikbali selamette olsa..."

 Evet öyle bir zamanda yaşıyoruz ki eskiden küfrün tek bir yüzü vardı bunun için sadece bir kurt başımıza musallat olmuştu, buna karşı güç kullanıldığında rahatlıkla kovalanabilirdi. Şimdiki durumlara baktığımız zaman, ortada cereyan eden sadece bir kurt değil, eski kurtların terfi edip aslan konumuna, yenilerinin ise kurt şekline girdiğini görüyoruz. Ancak şöyle bir durum vardır ki ; Kurtlar yada aslanların üzerinde hep çoban abası duruyor, buda mukavemeti çok daha fazla güçleştiriyor.  Peki kurtların çoğalıp, artık tehlike boyutunu daha yüksek bir hale getirilmesine karşılık ne yapabiliriz. Üstad Bediüzzeman yine güzel bir nasihatte bulunuyor.  Şöyle ki ; Bana, sen, şuna buna niçin sataştın? diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var. O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler...
(Tarihçe-yi Hayat, "İsparta Hayatı")


Evet bu kadar müthiş bir hadise varken, kurtların cemiyeti talan ettiği bir sahne ortadayken, köşeye çekilip kurtların dağılmasını beklemek acizliktir. Aksine kurt sürüsünün içine dalıp kurtlarla mukavemet etmek gerek. Elbet kurtlar zarar vereceklerdir pençeleriyle. Bazen özgürlükleri kısıtlayacaklar, bazen yuttuğumuz her lokmanın içine zehir tadları ilave edecekler ama buna karşı yılmamak gerek, çünkü ortada gerçekten üzerinde durulması gereken bir hadise vardır. İmanlar yanıyor, yanan imanlar bizim imanlarımızdır, yanan evlatlar bizim evlatlarımızdır. Hayvan tabakasında olan beşerler dahi kendi yavrusuna zarar gelmesin diye, pençelerini kullanıyorsa, kendine insan diyen, heleki iman ettim diyen bir insan ne kadar daha büyük bir azimle çalışmalıdır onuda düşünmek gerek.

 

Bazı iman’ı eksik insanlar vardır ki koyun gibi güdülmeyi beklerler, “Aman bana zarar gelmesin”, “Aman bana dokunacak bir ah olmasın gerisi bir kıymet etmez.” deyip, köşesine çekilir ancak farkında değildir, kendisine dokunan zararın çevresine dokunandan daha büyük olduğunu. Öyle ya, durum öyle bir hal alıyor ki Kurt’un pençesine yakayı ele vermekle kurtulamıyor, kurt daha fazlasını istiyor, evladını, ailesini sonra memleketini sonra bütün yeryüzünü…

 

Akli selim olan insanın şu düşünceyi her zaman tasdik edip, hayat istikametinde uygulaması gerek. “Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var. Cemiyetin yirmi beş milyon (Türkiye nin o günkü nüfusu) Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur an ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet i de istemem. Orası bana zindan olur. Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur."
(Tarihçe-yi Hayat, "İsparta Hayatı")

Evet gönüllerin gül gülistan olması gerekir. Eğer gönüller gül gülistan olursa, bedenlerde çıkan irin ve yaralar geçici olur, en ucuz bir eczacıdan alacağı ilaç dahi, yaralara merhem olmaya yeterde artarda. Bunun aksine hareket eden insan, hem bedenen yara bere içinde kalır ki kendini dünyaya satar, bunun ardından daha büyük yaralarla ahirete yolculuk eder, bu yolculuk sonunda da dünyada uğradığı zararlardan daha büyüğünü görmeye müstahak olur…

 

Selam ve Dua ile

 

Ş. Esed NUR