Sanıyorlar ki 28 Şubat sürecinde yazıp çizdikleri hiç aklımızdan çıkmadı, hesap sormak için gün saydık.

Asla böyle değil arkadaşlar, inanın böyle değil.

Birçoğunuzu unuttuk, birçoğunuz da bize kendini unutturdu.

Tevekkeli dememişler insan nisyan ile maluldür.

Unuttuk!

Belki de unutmak istedik, bilemiyorum. Zaten üzerinden bir hayli zaman geçti; 1997 nire, 2012 nire!

Tamam, 'Topyekûn savaş' veya 'Gerekirse silah kullanırız' gibi manşetler hiç aklımızdan çıkmadı.

Son derece travmatik manşetlerdi.

Halkın vergisiyle alınan silahlarla halkı tehdit eden korkunç bir zihniyeti yansıtıyordu.

Mahut zihniyetin arzı endam ettiği dönem aklımıza düşünce, ister istemez Ertuğrul Özkök'ten Fatih Çekirge'ye, Reha Muhtar'dan Ali Kırca'ya kadar birçok 'elemanı' hatırlıyoruz.

Ama o kadar, daha fazla değil.

Kim nerde ne söyledi ne yazdı, nerden bilelim; işi gücü bırakıp da sabah akşam arşive girecek halimiz yok ya!

Ne ki bazıları kendilerini hiç unutturmadı.

Mesela Reha Muhtar sadece 28 Şubat'ta değil, 2008'de de çalıştı.

Atv'de yayımlanan bir dizide, rolü gereği iki kız çocuğu başını örttü diye dizinin yönetmeni arkadaşıma, 'Tarikatçı yönetmen' yaftasını vurmakta sakınca görmedi.

İsmet Berkan da 2006'da, 'Bir erkek olarak rastladığım her tesettürlü tarafından aslında hakarete uğradığımı da düşünmeden edemiyorum...' demişti.

Şimdi de kalkmış (Yeni Şafak'taki dünkü röportajında) '28 Şubat'ın ana aktörlerinden biri de medyaydı ve medya olmasaydı 28 Şubat başarılı olamazdı. Medya nerdeyse gönüllü olarak psikolojik harekatın parçası oldu. Hepimiz kullanıldık ve kendimizi kullandırdık. 28 Şubat sürecinde hepimizin günahı var...' diyor.

İstersen Sayın Başbakan'a da demokrasiden karne ver, tam olsun.

Olur da, bu kadar geç kalmış Hasan Cemal vakası olur mu yahu?

Kardeşim sen boş ver 28 Şubat günahını; 2007'de, Cumhuriyet Mitingleri'ni 'Hükümete sivil muhtıra' şeklinde manşetten alkışlamadın mı?

Ertuğrul Beyciğim de hepinizin malumu; 28 Şubat'tan beri hiç durmadı.

Uğur Dündar'la 2006'da kotardıkları 'Tesettür faciası' veya 2008 model '411 el kaosa kalktı' manşeti hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor.

Bir de 'Etekli Yakup' var tabii; enteresan bir vaka.

Üstelik yetenekli de bir şey; ironi falan yapabiliyor, 13 yaşında sosyalist olabiliyor, 59 yaşında etek giyebiliyor.

28 Şubat'ın ufunetli günlerinde aynı anda iki gazetenin (Radikal ve Posta) genel yayın yönetmenliğini yapmış, birinde 'demokrat' diğerinde 'anti-demokrat' olmayı başarmıştı.

Dünkü yazısında bir yeteneğini daha ortaya koydu: 'Derin Tarih ismiyle yeni bir dergi yayımlanmaya başladı(...) Derginin birinci sayısının kapağında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın bir fotoğrafı yer alıyor. Henüz 'tarihi bir kişilik' olmadan bir tarih dergisine kapak olmayı başardığı için Arınç'ı da kutlarım. Derginin kapağında Arınç'ın fotoğrafını ve üzerinde de 'Derin Tarih' yazısını görünce 'tamam' dedim kendi kendime 'bir sır daha çözülüyor'!..'

Gördünüz mü; 'ironi' yeteneğini nasıl da acımasızca konuşturuyor!

Keşke biraz da kendine acısaydı da, 'Derin Tarih'in ilk sayısının kapağında Bülent Arınç'ın değil, Kâzım Karabekir'in yer aldığını görseydi.

Söz konusu derginin tanıtım toplantısına katılan Arınç'a, (sadece) 'Derin Tarih' logolu fotoğrafının hediye edildiğini anlardı.

Yine anlamasaydı, bu sefer ben ona acır, anlatırdım: Bak Yakup'um, derdim, sen şimdi Fenerbahçe Spor Kulübü'nü ziyaret ettin diyelim. Üzerinde adının yazılı olduğu sarı lacivertli bir forma sana hediye edilirse ne yaparsın?

'Adımı görünce tamam dedim kendi kendime' di-yerek, 'play-off' maçlarında oynamayı düşünmezsin değil mi?

(Yeni Şafak)