Ekonominin en basit kuralıdır, bir malın fiyatını o malın arzı ve ona duyulan talep arasındaki denge belirler. Yani bir malın üretimi artar, talebi yerinde sayarsa fiyat azalır, üretim artmazken talepte patlama yaşanırsa fiyat hızla yükselir. Nihayetinde petrol de ekonomik bir metadır ve fiyatının pazarlarda arz ile talep arasındaki ilişki sayesinde oluşması beklenir…
Bu basit gerçeklere rağmen, petrolün son dönemdeki fiyat değişimi tüm iktisat kuramlarını yerle bir edecek şekilde gerçekleşiyor. 2011 yılında petrolün fiyatı 120 doların üstündeydi. 2014 yılının başında dahi petrolün varili 110 doların üzerinde bir fiyata sahipti. 2014 yılı bitmeden rakam 60 dolara kadar geriledi. Yani petrol gibi son derece kıymetli bir ürünün fiyatı neredeyse yarı yarıya düştü…
Peki, ne oldu da petrol bu kadar ucuzladı?
Üretimde patlama mı yaşandı?
Yoksa petrol tüketimi tüm dünyada yarı yarıya azaldı mı?
Hayır, ne arzda büyük bir artış söz konusu, ne de talepte büyük bir düşüş söz konusu. Tam tersine, petrol üretilen bölgelerde, özellikle Ortadoğu’da riskler artarak devam ediyor. Nitekim, bugüne kadar dinlediğim hiçbir iktisatçı petrol fiyatları için makul bir iktisadi açıklama getiremedi. Başka bir deyişle, fiyatlardaki büyük oynama iktisadi değil, siyasi nedenlerden kaynaklanıyor.
Genel kanaat ise petrol fiyatlarını ABD ve müttefiki Suudi Arabistan’ın düşürdüğü. Bundan umulan ise başta Rusya olmak üzere bazı ülkelere zarar verebilmek…
Nitekim petrol dip yapınca Rus ekonomisinde büyük sarsılmalar başladı. Kendisini ideal olarak 105 dolara göre ayarlamış olan Rusya ekonomisi fiyatlar 60 dolara doğru hızlı bir düşüşe geçince her alanda negatif görünüme dönmeye başladı.
TEK SUÇLU BATI MI?
Hiç şüphesiz Rusya’da ekonomiyi bozan tek unsur petrol fiyatları değil. ABD ve Avrupalı ortakları Rusya’ya karşı çeşitli müeyyideler uyguluyorlar ve anlaşılan önümüzdeki günlerde bu yaptırımlar daha da genişletilecek.
Rusya’ya ekonomik alanda gelen en son darbe ise para birimi rublenin dolar karşısında olağanüstü bir hızla düşüşü oldu...
2014 yılı boyunca Rus para birimi yarı yarıyadan fazla değer kaybetti... Aynı şekilde, enflasyon hızla arttı ve Merkez Bankası faiz oranları da % 17,5’e kadar yükseldi… Kısacası Rus piyasaları darmadağın oldu…
Putin tüm bu yaşananlar nedeniyle Batı’yı, özellikle de ABD’yi suçluyor, “bizi batırmak istiyorlar, bizi dizlerimizin üzerine çökertmek, pençelerimizi sökmek istiyorlar” diyor… Sadece Putin değil, pek çok Uluslararası İlişkiler uzmanı da Batı’nın Rusya’da istikrarsızlık peşinde olduğunu, ardından ise Putin’in ve rejimin gitmesini arzu ettiğini iddia ediyor…
Peki, Batı neden böyle davranıyor? Neden Rusya’yı çökertmek istiyor?
Batı, uzun süredir Rusya’dan hazzetmiyor, ona güvenmiyor. Soğuk Savaş bittikten sonra pek çok eski Sovyet uydusu ülkeyi Avrupa Birliği’ne ve NATO’ya alan Batı, bu sayede Rusları adeta kuşatmış oldu. Bulgaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya, Baltık ülkeleri gibi pek çok Doğu ve Orta Avrupa ülkesi AB'ye ve NATO'ya girince Rusya'nın batı sınırlarında adeta Rusya-karşıtı bir sur gibi oldular...
Kuşatma Gürcistan ile devam ettirilmek istenince Rusya, ordusuyla Gürcistan’a girdi ve bu ülkeyi parçalara böldü. Batı bu kez Avrupa Birliği üzerinden Ukrayna’yı Rus dünyasından koparmak istediğinde ise Rusya’nın tepkisi yine çok sert oldu ve Ukrayna’da Batı yanlıları ile Rusya yanlıları arasında iç savaş başladı. Ayrıca Rusya bir oldu-bitti ile Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni kendi topraklarına kattı. Moskova bununla da kalmadı ve Ukrayna’nın doğu vilayetlerindeki muhaliflere silah ve hatta asker yardımında bulundu.
Kısacası Rusya, 21. Yüzyılda, 2014 yılında bağımsız bir devletin topraklarına el koydu, ayrıca Ukrayna’da iç savaşı teşvik eder bir tutum takındı… Moskova'nın hesabı BatI'nın, tıpkı Gürcistan'ın işgalinde olduğu gibi buna da askeri araçlarla cevap veremeyeceği ve Rusya'nın bir oldu bitti ile Ukrayna'yı parça parça yutabileceği idi... Rusya ilk hesabında haklı çıktı, Batı buna askeri araçlarla cevap veremedi. Ancak Ukrayna gibi büyük ve daha batıda bir devletin parçalanmak istenmesine karşı Batı tamamen de elleri boş değildi ve devreye iktisadi ve siyasi önlemler girdi…
Karşılıklı restleşmeler ve önlemler artarak devam ediyor. Bilindiği üzere Rusya, kendisine karşı uygulanan müeyyidelere yanıt olarak ABD ve Avrupa ülkelerinden gıda ürünlerinin alımına yasak getirdi…
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en son konuşmasına bakarsak restleşme daha da devam edecek. Putin, Rusya ekonomisinin 2 yıldan önce toparlanamayacağını kabul ediyor, ancak bunu yükselen Rusya’nın katlanılması gereken bir maliyeti olarak görüyor… Ancak Putin, Rusya’nın ekonomik zararda yalnız kalmayacağını ve Avrupa ekonomilerine de bunun bedelini ödeteceğini iddia ediyor...
Putin’e göre Batı böyle davranarak Avrupa’nın ortasına ‘yeni bir Berlin duvarı’ örüyor ve yeni bir Soğuk Savaş’ı başlatıyor. Putin en son konuşmasında “Bu bir Kırım sorunu değildir. Bu bizim varolma hakkımızı ve hükümranlığımızı korumaktır” derken içe mesaj veriyor ve dışarıda gördüğü saldırıları içeride siyasi bir kazanca çeviriyor... Yaşanılanları Batı'ya karşı bir tür kurtuluş ve bağımsızlık savaşı gibi yansıtıyor...
İşin doğrusu, Rusya’nın bugün içine düştüğü zor durum biraz da Putin-Medvedev ikilisinin Rus ekonomisini yeniden yapılandıramamasının doğal bir sonucu... Rusya ekonomisi hala petrol ve gaz ile dönüyor. Bu iki ürünü çıkardığınızda Rusya iktisadi anlamda sıradan bir ülkeye dönüyor. Üretimini çeşitlendiremeyen Rusya’nın lideri Putin “petrol isterse 40 dolara düşsün bizim için farketmez” diyor, ancak o da biliyor ki petrolün bugünkü fiyatı Rus halkının canını fena halde yakar…
TÜRKİYE VE RUSYA
Batı, Rusya’ya ekonomik müeyyideler getirip, Rusya da bu resti görüp Batı’dan gıda ürünleri alımını kesme kararını alınca Türk işadamlarına buna bir hayli sevinmişti... Almanlar, Fransızlar ve diğer Avrupalılar Rus pazarında çıkarılınca boşluğu Türkler dolduracaktı. En azından hayal buydu, ancak öyle olmadı.
Rus ekonomisi sallandıkça Türkiye de bundan zarar görmeye başladı. Özellikle döviz kurlarındaki büyük düşüş Türkiye’ye turist olarak gelen Rusların sayısını azaltmaya başladı. Rusya’da ruble ile iş bağlantısı yapan yatırımcılar ve tüccarlar da aynı şekilde zarar görmeye başladılar. Kısacası, Rusya fakirleşirse buradan Türkiye’nin karlı çıkmasını beklemek zor olacaktır.
“SAĞLAM ADAM”
Tüm bu söylediklerimizden sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Batı ile başının dertte olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir... Bu sıkıntılar içinde Türkiye, Putin’e hayati alternatifler sunuyor. Türkiye’nin tam bir enerji obezi olduğunu bilen Rusya, Türkiye’ye daha fazla gaz ve petrol satımını gündeminde en ön sıralarda tutuyor. Ayrıca daha önce Güney Akımı olarak bilinen gaz borusu projesi de Türk Akımı'na çevrildi ve Bulgaristan’dan vazgeçilerek AB’ye bir mesaj verilmek istendi. Putin’in Ankara gezisinde denebilir ki, Erdoğan ile Putin dışarıya yeni müttefikler gibi mesajlar verdiler… Özellikle Batı medyası iki lider arasındaki benzerlikleri ön plana çıkararak Batı karşısında Putin-Erdoğan ittifakı havasını oluşturdular.
İşte aynı Putin, dün yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler yağdırdı... Batı ile sorun yaşamaması için Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bazı ortak projelerini açıklamamayı teklif ettiğini belirten Putin, “Ama Erdoğan, sağlam bir adam, buna gerek duymadı” dedi.
Putin, Rusya’nın siyasi anlamda Batı'ya karşı gelmediğini belirterek şunları söyledi:
“Türkiye'ye yaptırımlara katılmaları için baskı yapacaklarına dair şüphem yoktu. Ben oradayken, Erdoğan'a şunu söyledim: 'Belki bazı şeyleri söylemememiz gerekiyordur, kazları sinirlendirmeyelim, yoksa yarın buraya uçarlar.' Fakat Erdoğan sağlam bir adam, bunu yapmayabilirdi. Ben ona bazı şeyleri ilan etmeyelim dedim. O düşündü ve hayır, söyleyeceğiz dedi. Bu bizim Türk partnerlerimizin seçimiydi. Erdoğan saklayacak bir şeyimizin olmadığını söyledi. Biz kimseden bir şey çalmayı planlamıyoruz. Biz kendi ikili ilişkilerimizi geliştiriyoruz.”
Putin’in sözleri bir açıdan sevindirici, ancak bir o kadar da tehlikeli... Çünkü Batı, Rusya’ya adeta takmış durumda ve yaptırımların işe yaramasını umuyor. Bu durumda, yaptığı müeyyidelerin Türkiye gibi bir NATO üyesi ülke tarafından bozuluyor olması elbette başta ABD olmak üzere tüm Batı’nın tepkisini çekebilecektir.
İŞBİRLİĞİNİN SINIRLARI
Kendisi de zaten Batı ile ilişkilerinde zorluk yaşayan Türkiye’nin bir de Batı-Rusya kavgasına taraf olarak girmesi olacak iş değildir...
Rusya ile ticaretin geliştirilmesi ve Türk Akımı denilen projenin Türkiye’den geçmesi belki iyidir, ancak dediğimiz gibi bunun için siyasi bir bedel ödenmiyor olması gerekir...
Eğer ‘Türkiye Batı’ya karşı Putin’le’ izlenimi verecek olur ise bunun siyasi ve iktisadi pek çok gereksiz riskleri olacaktır… Başka bir deyişle, Rusya ile işbirliği olacaksa daha çok ekonomik alanda ve çok fazla dikkat çekmeden gerçekleştirilmelidir…
Rusya ile işbirliğinin bir diğer yanı ise iki devletin hemen hemen hiçbir konuda birbirlerine yakın olmamasıdır: Örneğin Suriye’de Türkiye ve Rusya iki karşıt grubu desteklemektedir. Esad bugüne kadar ayakta kaldıysa bunun sorumlusu Rusya'dır. Hatta Suriye sınırında düşürülen Türk askeri uçağının Ruslar tarafından düşürüldüğünü düşünmek için dahi pek çok sebebimiz vardır...
Aynı şekilde Ukrayna’da da Rusya ve Batı iki karşıt grubu desteklenmektedir. Rusya’nın topraklarına kattığı Kırım, aynı zamanda Türkler için de mübarek beldelerdir... Ve bugün Kırım'da Müslüman Türkler, Putin'in politikaları nedeniyle çok ağır bedeller ödemektedirler...
Dolayısıyla Türkiye ve Rusya’nın çıkarları Ukrayna olayında da bir hayli farklılaşmıştır. Putin Rusyası Kırım’da en büyük sıkıntıları halen Kırım Türklerine yapmaktadır.
Aynı şekilde Kafkasya’da da Türkiye ile Rusya arasında büyük görüş farkları vardır… Ermenistan sınırlarında Rusya bayrakları dalgalanmaktadır ve Azerbaycan'ın toprak kayıplarının en mühim sorumlusu Rusya'dır...
Rusya ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıkların uzun bir listesini yapmak mümkündür...
Ancak diğer taraftan iki ülkenin içine düştüğü zorluklar Türkleri ve Rusları işbirliğine zorluyor… Hatta denebilir ki iki liderin (Putin ve Erdoğan) kişisel tepkileri ve tutumları da onları işbirliğine yöneltiyor…
Bakalım hangisi kazanacak, daha çok işbirliği tarafı mı, yoksa tarihi önyargılar ve farklılıklar mı?
(İnternet Haber)