Tunus ve Mısır'da diktatörlerin zulmüne başkaldıran Araplar, Bahreyn, Yemen ve Libya'daki diktatörlere de meydan okuyor. Başkaldırıya en sert şekilde karşılık veren diktatör beklendiği gibi psikopat ruhlu Kaddafi oldu. Bingazi ve Tripoli'de yüzlerce insan, Afrika ülkelerinden getirilen paralı askerlerce kafalarından vurularak öldürüldü.
Öldürdükçe protestoların sona ereceğini düşündü ama o katlettikçe, halk kitleler halinde meydanları doldurdu. Bu kez savaş uçaklarıyla savunmasız insanların üzerine bomba yağdırdı. Ama binler onbin, onbinler yüzbin ve milyonlar oldu.
42 yıllık diktatörlük çatırdıyor ve bugün yarın Kaddafi de, Tunus'un Bin Ali'si ile Mısır'ın Hüsnü Mübarek'i gibi kaçacak delik arayacak ya da Tripoli sokaklarında kanını döktüğü binlerce insanın kanında boğulacak.
Çocuk-kadın ayrımı yapmadan makineli tüfeklerle masum insanları tarayan Kaddafi ve oğulları, göstericilerin 'emperyalist uşağı İslamcılar ile Siyonist uşaklarınca' kullanıldığını öne sürüyorlar. 30 yıldır Siyonizm'e ve emperyalizme uşaklık eden Mübarek ve Bin Ali'nin gittiği yoldan giderek ucuz propagandayla kendilerini savunmaya çalışan Kaddafi ailesi, öte yandan uşaklık ettiği Batı'ya 'Bize destek vermezseniz, petrolü keseriz" diye şantaj yapıyor.
Göstericileri 'Siyonist uşakları' olarak nitelendiren Kaddafi'nin biyolojik olarak bir Siyonist olduğunu Libyalı diplomat Ahmet Cibril'den duymuştum. Geçtiğimiz Ramazan ayında ortak bir arkadaşımızın evinde iftarda buluştuğumuz Cibril, Kaddafi ailesinin Yahudi kökenli olduğunu söylediğinde yanında bulunan diğer beş arkadaşla pek inanmamıştık. Aynı zamanda bir tarihçi olan Cibril, Libya Hükümeti'ne çalıştığı için bunu söyleyemediğini ancak Kaddafi ailesiyle ilgili söylediklerinin doğru olduğuna yemin etmişti.
Kaddafi ve çetesi Libyalıları otomatik silahlarla tararken, ben de Libya'nın sürgündeki genç entelektüel beyinlerinden Cuma ile ülkesindeki son durumu konuştum. Cuma ile yıllar öncesine dayanan bir dostluğumuz var. Birkaç yıl öncesine kadar Avrupa'daki bir üniversitede 'Libya'daki Beyin Göçü' üzerine doktora yapıyordu.
2006 yılında Avrupa'da bir üniversitedeki konferansta Avrupalı entelektüellere, İsrail'in Lübnan katliamına Batılı hükümetlerin ve entelektüellerin sessiz kalarak kendilerini inkâr ettiklerini ve bundan sonra demokrasi ve insan hakları adına söyleyecekleri hiçbir şeyin inandırıcı olamayacağını söylediğimde, o gün orada bulunan Cuma da bana bir teşekkür mektubu göndermişti. O günden bu yana görüşemediğim Cuma'ya Libya'daki olaylar vesilesiyle yeniden ulaştım ve ülkesindeki son durumu sordum.
Cuma'ya göre Kaddafi'nin sonu Bin Ali ve Mübarek'ten daha kötü olacak. Zira, gözleri kan bürümüş bir şekilde halkının üzerine bomba yağdıran diktatörün kaçacak yeri de yok. Çünkü Kaddafi, neredeyse tüm Arap liderleriyle kavgalı ve diğer diktatörler böyle bir piskopatı ülkelerinde barındırmak istemezler. Bu yüzden eğer Kaddafi kaçmayı başaramazsa, Libyalıların elinden can verecek.
Cuma'nın söylediğine göre, ne Kaddafi'nin ne de oğullarının bu kez başarması mümkün gözükmüyor. Zira 42 yıldır baskı ve zulüm altında yaşayan Libyalılar bu şekilde yaşamaktansa ölmeyi yeğliyor. Çünkü ülkenin üçte ikisi günde 2 Dolar'la geçiniyor. Kaddafi ise petrol paralarıyla kurduğu istihbarat ve bürokrasi ağıyla rejimi sürdürüyor ancak bu kez petrol de onu kurtaramayacak.
Tunus ve Mısır'dan sonra sırada Libya var. Araplar bir bir diktatörlerden kurtuluyor. Kumdan kaleler gibi, diktatörlerin koruyucusu ABD kaleden desteğini çekince diktatörler de birer birer yıkılıyor. Bakalım Kaddafi'den sonra sıra hangisine gelecek.
(Milli Gazete)