Bingazi, Tripoli ve diğer kentlerde keskin nişancıları insan avına çıkarırken, "Bu henüz birşey değil, evlerinizi başlarınıza yıkacağım' diye tehditler savuran Kaddafi, hastalıklı ruh haline rağmen strateji geliştirmekten geri durmuyor.

ABD'nin 1986'da bombaladığı karargahından Libyalılara seslenirken "Protestoların arkasında İslamcı El Kaide var, ABD var. Libya'yı İslami bir ülke yapmak istiyorlar' diyen Kaddafi, aklı sıra bir yandan Amerika'dan nefret eden Libyalılara 'Amerikan karşıtı' bir portre çizerken, öte yandan Amerikalılara da 'Eğer ben gidersem El Kaide gelecek' diye uyarıda bulundu.

Bunun anlamı şu: Beni Libya'da tutun, sizin menfaatlerinizi en iyi ben korurum. Amerika'ya El Kaide uyarısıyla selam gönderen Kaddafi, aynı anda kendisini de 'Devrimci' ilan etti. Sahte devrimci halkının üzerine havadan bomba yağdırarak bir ilki gerçekleştirdiği için devrimci görülebilir belki.

Devrik meslektaşı Hüsnü Mübarek de, 30 yıl boyunca 'Ben olmazsam, Mısır'a Müslüman Kardeşler egemen olur ve sizin menfaatlerinize zarar verir' diyordu. Kahire'den kaçmadan önce bile hâlâ 'Protestoların arkasında İslamcılar var' diye son bir kez olsun her zaman tutan taktiğini uyguladı ama bu kez tutmadı.

Mübarek ve Kaddafi'nin bu sözlerinden bir kez daha anlıyoruz ki; bu diktatörler Amerika'nın menfaatlerini korumak için kendi halkına yıllarca zulmetmiş. Mübarek ve fahri İsrailli Ömer Süleyman, Mısır'da binlerce insanı işkenceyle öldürttü, sakat bıraktı. Kahire'den kaçmadan önce de 300 Mısırlı'yı katlettirdi.

Şimdi ise bölge diktatörlerinin en psikopatı gözünü kırpmadan insanları bombalıyor, keskin nişancılarla kafalarından vuruyor. Kendi halkının üzerine savaş uçağı gönderen diktatörün bu taktiği, iki yıl önce Filistin'in Gazze Şeridi'ni bombalayan İsrail'i hatırlattı bize. Gazze katliamından sonra Şimon Peres, katliamı gerçekleştirenleri kutlarken, bir de katliam uyarısı yapmıştı 'Eğer HAMAS yerinde durmazsa' diyerekten...

Bir yandan sözde Amerika'ya ve Avrupa'ya meydan okuyan sahte devrimci, diğer yandan Libya'nın yer altı ve yer üstü kaynaklarını meydan okuduklarına peşkeş çekiyor. Libya halkının üçte ikisi günlük 2 Dolarla yaşamak zorundayken, ülkenin petrolünü İngiliz BP ve Shell'e veren diktatörün devrimciliğine ancak gülünür. Avrupa başkentlerinde çadır kurarak devrimci olduğunu düşünen diktatörün oğulları da 'Batılı düşman başkentlerde' günlerini gün ediyor. Oysa bizim sahte devrimci, Libya'da bir halk hükümetinden bahsediyordu iki gün önceki hastalıklı televizyon konuşmasında.

Sahte devrimci 'Gösterilere devam ederseniz, evlerinizi başlarınıza yıkacağım' diye tehditler savururken,  istedikleri fidyeyi alamazlarsa kaçırdıkları rehineyi öldürecekleri tehdidinde bulunan Kolombiya'daki FARC militanlarına benziyordu. Zira halk devrimi gerçekleştirmek için yola çıkan FARC da bugün dünyanın en büyük uyuşturucu mafyasını oluşturuyor.

Kaddafi, ne kadar tehdit ederse etsin, ne kadar öldürürse öldürsün, Libya'da daha fazla kalamayacak. Yeni ve adil bir dünyanın kurulması için Müslüman halkların başındaki virüslerin temizlenmesi gerekiyor ve yavaş da olsa bu virüsler birer birer ortadan kaldırılıyor. Batı kuşkusuz, ortadan kaldırılan virüslerin yerine yenilerini ikame etmeye çalışacaktır ama Adil Düzenci milyonlar buna bu kez izin vermeyecektir.

(Milli Gazete)