Hemd sena u şükran-i jı bo Xalıqê Rehmani.
Selevatên hemu jı boy Resulê’meyi ümmi

İmralı ve MİT görüşmeleri uzun bir zamandan beri devam etmekte. Görüşmelerden netice olumlu sonuca gidilir mi bilinmez. Şuan için Hükümet ve BDP tarafından iyi niyet söylemleri ve gösterileri yapılmakta, ikinci bir Habur’un ortaya çıkmaması için iki tarafta mümkün mertebe itidalli davranmakta. Hükümet Polis’e sakin olamayı söylerken BDP ise kendi tabanını itidale davet etmekte. Nitekin, Fransa’ da öldürülen üç kadın PKK’linin Diyarbakır’daki cenaze törenlerinde Polis alışılmışın dışında bir metod sergileyerek, güvenliğin büyük bir bölümünü BDP’ye bırakmış ve BDP’de kendine düşeni yapmış ve yaptırmıştır. Ve şu imajı vermiştir. Ben istediğim zaman eylem yaptırırım  ve yine ben istediğim zaman eylem yapılmaz. Bu iş benim kontrolüm altındadır, imajını verilmiştir veya verdirilmiştir.

Hükümet BDP’yi daha sonra atılacak adımlara yasal muhatap olabilmesi için adımlar atmakta, refleks göstermekte. BDP ise yasal muhataplık için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Akla şöyle bir soru gelebilir. BDP zaten yasal bir partidir, denilebilir. Ama milliyetçi kesimler ve bu tabana yakın olan insanlar için bu böyle değildir. Bundan dolayıdır ki Başbakan’ın milletvekili seçimlerinden hemen sonra milliyetçi bir söylemi ve bu tabanın dilini konuşan bir İçişleri Bakanı’nı seçmesi bu tabanın kendisine cephe olmasını istemediği veya bu süreçlerde yanında olmasını istemesi en azında karşısında bulmak istemediğindendir. Buna Ergenekon sürecini de dahil edersek, söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılır.

İşte bu yüzden olacak ki Hükümet BDP’yi daha sonraki adımlar için milliyetçi kesimlerin meşrulaştırma çabasındadır. Doğrusunu Allah(c.c.) bilir. Bir de her zaman olduğu gibi madalyonun diğer yüzü vardır. Bu süreçte Gülen hareketinin bulunduğu yer ve konumu önemli, İmralı ve MİT görüşmelerine nasıl bakıyorlar?

Bilindiği gibi Filistin’e gitmek üzere yola çıkan Mavi Marmara Gemisinin uluslar arası sularda terörist İsrail’in saldırısı sonucu 9 kardeşimiz Şehadet şerbetini içmişti. İşte olan bu olay Gülen ve AKP’nin arasını büyük oranda açmıştı. Gülen gönderdiği taziye mesajında şunları söylüyordu, Mavi Marmara gemisine ve bu insanlara, bu izni verenlerin bunun hesabını iyi yapmaları gerekirdi. Bizim içimizde hal edilmesi gereken meselelerimiz varken onlara odaklanmak gerekir diyordu. Kısacası şuydu, ölen bu insanların sorumlusu, Hükümet’tir, Başbakan’dır diyordu. Ve bu Hükümet’in tepkisi üzerine geri adım atılmıştı.

Bir diğer kırılma noktası ise MİT kıriziydi. Hakan Fidan’ın seçilmesini istemeyen Gülen hareketi Fidan MİT müsteşarı olunca, Gülen hareketine yakın olan bir savcının Fidan hakkında dava açması Fidan’ı ve Erdoğan’ı zor durumda bırakmış. Ve son çare olarak, Erdoğan yeni bir yasa ve yönetmelikte MİT Müsteşarı yalnız Başbakan’a hesap verir diye işin içinden çıkmış ve dava açan savcıya ise sürgün verilmişti.

Daha sonra dersane krizi. Başbakan’ın dersaneler kaldırılacak demesi, aba altında sopa göstermesi bu işin vahametini ortaya koymakta idi. Gerçi şuan bu konunun üstü örtülmüş gözüküyor ve Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’ın Televizyon ekranlarına çıkıp bir oluşumu, tasfiye ederken(Ergenekon sürecini kast ederek) başka bir oluşuma izin vermeyiz açıklaması (Gülen Hareket’ini ima etmesi) ve en son Başbakan’ın ‘Ben dahi dinleniyorum’ açıklaması ‘Evimde, ofisimde böcekler bulundu demesi ve bu açıklamalardan sonra Başbakan’a yakın kaynaklarca Gülen Hareketini göstermeleri ve birçok gazetede Gülen Hareketi’ne işaret etmeleri bu işin vahametini ortaya koymakta, bunların hepsini alt alta koyup topladığımızda MİT ve İmralı görüşmelerine destek verecekleri zor görünüyor. Nitekim bu görüşmenin daha erken olduğunu 30 yıldan beri ilk kez devletin PKK’ye açık ara üstünlük kurduğunu 2012 yılı içinde bin PKK’nin öldürüldüğünü buna karşın 150 asker ve Polis’in öldüğünü söylüyorlar ve bu imha politikasını bir kaç yıl devamı neticesinde PKK’nin Devlet’e barış için yalvaracağını iddia ediyor! Gülen Hareketi…

Buna karşı AKP Bakanlar düzeyinde Gülen hareketi’ni ikna çabası içerisinde ‘ikna edilirmi bilinmez’ önümüzdeki günler bunu gösterecek.

Ve Nasret’tin hocanın bir hikayesi ile yazımıza son verelim. Adamın biri Hoca’ya gidip Hocam bize ipini ödünç veririmisiniz der. Hoca ipi vermek istemez. Veremem de diyemiyor mübarek. Ve sonra şöyle söyler: "Bizim hanım ipe un sermiş" diyor kibarca. Adam ‘Hocam ipe un mu serilirmiş’ diyor.

Hoca dayanmaz ve şöyle söyler, “İp benim değil mi, ister un sererim, ister başka birşey”

Vesselam.

(Agridogruhaber.com)