Birileri, yıllardır şeytanlara bütün yalakalıklarını kullanarak, elde etmek istedikleri terfileri, nihayet alabildiler. Bir avuç muvahhidin ellerine kelepçe vurdurabildiler.
 
Ne kadar şerir, ne kadar hayâsız, ne kadar perdesiz yüzlü olduklarını bütün çıplaklığıyla, en üst perdeden herkese gösterdiler.
 
Suçsuz yere, sebepsiz yere. Yıllarca tutuldular ve…
 
Yine olmadı, yine yetmedi birilerine.
 
Yıllar sonra herhangi bir suç tespit edilemeyince ki zaten yoktu.
 
Başladılar hep bir ağızdan kinlerini kusmaya. Ortalığı velveleye verdiler yine. Havayı bulandırmaya başladılar yine. Çünkü bu, orman işiydi. Çünkü bunlar böyleydiler hep.
Aslında yapılan, “cambaza bak” hilesinden başka bir şey değildi. Seyirci “halk” cambaza bakarken bunlar, malı götürmeyi umuyorlardı. Her zaman olduğu gibi araklamayı, kapmayı, aşırmayı umuyorlardı.
 
Ancak…
 
Ancak iyi biline ki Kuran’ı, mızraklarının ucuna takıp, kurtluklarını saklamaya çalışan bu vahşileri, artık bütün muvahhitler çok iyi tanıyor. Mızrak çuvala sığmıyor beyler. Özür dilerim, “beyler” değil, ey “beyinsizler güruhu” demem gerekiyordu.
 
Siz siz olun, bugün yaptıklarınızı sakın unutmayın. Gün gelir de ödemek zorunda kalacağınız şu ufak hesap, sizlere hatırlatıldığında sakın ha; “bilmiyorduk, farkında değildik, bilgimiz yoktu, bize böyle emrettiler, unuttuk” gibi “be-namaz özrü” ayaklarına yatmayasınız.
 
Siz bilmeseniz bile, biz çok iyi biliyoruz. Siz farkında olmasanız da biz, her şeyin farkındaydık, farkındayız ve farkında olmaya devam edeceğiz. Siz unutsanız da biz, kolay kolay unutmayız. Siz de bunu iyice belleyin ve unutmayın… Unutmayın ki siz, hafıza kaybıyla malul olsanız da, Müslümanların ortak hafızası, unutkanlığa asla duçar olmaz. Ama doğru ya, sizin hafızanız iğdiş edilmiş. Ne hafızası, sizin ruhlarınız hadım edilmiş. Siz ruhlarınızı şeytana satmış, ucuz ve pespaye emellerine tapkın, birer “şeytancık”tan ibaretsiniz. Aslında bir “heyüla”dan ibaretsiniz. Bu kadar…
 
Yamalı bohça misali, zar zor ayakta duran rejiminizi korumak için çevirmediğiniz dolap, girmediğiniz kılık, yapmadığınız bayağılık, etmediğiniz zulüm kalamadı. Bütün iriliğine rağmen içi boş, çürümüş, boşaltılmış, kof bir varlık… Varlık olmaya layıksanız şayet.
 
Gelelim “suret-i haktan görünen”lere…
 
Hakka değil de, şeytanların fısıldamalarına kulak kabartan bu güruh, iki arada bir derede, hem fikri bazda, hem düşünce bazında, hem yaşam bazında ve hem de inanç olarak sürünceme de kalmış bir unsurdur. Dillerine pelesenk ettikleri, kendilerinden menkul bir özgün düşünce olmaktan öte, hep başkalarının, ötekilerin, nedense de hep, “İslam düşmanlarının” necis ağzı olmuştur.
 
Bunlar, hiçbir zaman öze değil, boş bir söze tutunmuşlardır. O malum çevrelerin kullandıkları bir yığın afili lafları, ağızlarında geveleyip duruyorlar. İşte tam da bu noktada sormak gerekiyor:
 
Siz hiç hayâ etmez misiniz? Siz Müslümanların kanlarına, dillerinizi sokmaktan ar etmez misiniz? Sizin muvahhitlerle didişmekten başka bir işiniz yok mu? Herkese “hoşgörü” de, Müslümanlara düşmanlığınız neden? Müslüman olmanıza rağmen! Ya da!.. Yoksa? Öyleyse! Hayır, ötesini söylemeyeceğiz. Söyleyemeyiz. Bizim dilimiz varmaz. Terbiyemiz el vermez. Hayâmız kaldırmaz. Uhreviliğimiz kabul etmez. Uhuvvete olan inancımız, bunu reddeder.
 
Sizinki nasıl kabul ediliyor? Bun da ara sıra siz kendinize sorun, olmaz mı?
 
Gazetesiyle, TV’siyle, yazarıyla, çizeriyle ağız birliği ederek, suçları sadece “Rabbimiz Allah’tır” diyen muvahhitlere karşı döktürmeniz, ne kadar hayâsız, ne kadar pespaye olduğunuzu ayan beyan ortaya koyuyor. Size servis edilen, o “şeytani safsataları” ekranlardan milyonlarca masum kulaklara bağırtılarınızı, kimse fark etmez mi sandınız? Kimse bilmez, kimse görmez mi sandınız?
 
Siz âlemi kör, herkesi sersem mi sanıyorsunuz?Kimse hokkabazlığınızın farkına varmayacak mı sandınız? Artık ipliğiniz pazara düştü! Takke düştü ve keliniz göründü. Ne yaparsanız yapın, kimseyi, ama kimseyi kandıramazsınız.
 
Gizli öpüşen inek, meydan da doğururmuş”. Tam da sizin durumunuzu anlatıyor. Ve bir gün, ama mutlaka bir gün; fingirdeştiğiniz o malum ve mahut güruh, sizin de üzerinize sifonu çeker, merak etmeyin.
 
İt, itin kuyruğun basmaz”, diye sevinmeyim. Basaar basar, hem de nasıl basar. Kavga, “kemik kavgası” olunca, öyle bir basar ki…
 
(Hürseda Haber)