Yukarıdaki sorunun abes olduğunu biliyorum. Lakin buna rağmen sormaya devam edeceğiz; çünkü PKK’nin Kürdistan halkının maslahatına uygun olmayan fiiliyatını ele almak zorundayız. Kürdistan’da siyasetin vesayet altında olması da bu olgu ile doğrudan ilişkilidir.
Üçüncü yılına giren ve adına “çözüm süreci” denilen meseleden dolayı herkeste bir memnuniyet duygusu var. Lakin bundan memnun olmayan çevreler de bulunmaktadır. Süreci sabote etmek için birçok girişim olmuş ve bundan sonra da bu işler devam edecektir.
AKP hükümetinin düşürülmesi girişiminin bir nedeni de çözüm sürecinden duyulan rahatsızlıktı. Barzani’nin Diyarbakır ziyaretiydi, Kürtlerin baskılanması yerine ortak kabul edilmesi süreciydi.
Kürtlerin şimdiye kadar yaşadığı trajedinin son bulması için ittifaka ve ittifaklara ihtiyaçları vardır. Bunun içe ve dışa tekabül eden yönleri bulunmaktadır. İçerde milli birlik, dışarıda ise dostları çoğaltmak, çatışmama prensibi önemlidir.
Bu ilkenin gereği olarak PKK, Güney Kürdistan Hükümeti ve KDP ile iyi geçinmelidir. Keza, Kuzey Kürdistan’da da her kesimle ve özellikle de ana muhalefet görevini deruhte eden Hüda-Par’la da iyi geçinmelidir.
PKK, BDP lehine, Hak-Par ve Hüda-Par aleyhine yerel seçimlere müdahale etti. Seçimlerden sonra ise bu iki partinin kırsaldaki üyelerine, mensuplarına baskı kurdu ve kimisini kaçırdı, kimisini yaraladı, kimisini de bulundukları yerleri terk etmelerini istedi.
Oysa PKK müdahale etmese bile sonuç değişmeyecek, belki birkaç oy farkıyla seçim sonuçları benzer olacaktı. Gerçekten öyle midir? Şimdilik böyle ama PKK baskıyı gevşetir ve siyasete müdahale etmezse BDP’nin zamanla zayıflayacağını, bazı yerlerde seçimi kaybedeceğini benden ve sizden iyi biliyor. Onun için baskıyı elden bırakmıyor. Peki, baskılar nereye kadar işe yarayacak? Bir müddet ve sonuçta halk bildiğini yapacaktır.
PKK, Hüda-Par ve diğer Kürdistani muhalefetin kardeş kavgasını istemediğini biliyor, bu nedenle de pervasız davranıyor; hukuku, evrensel kuralları, Kürdistan halkının maslahatını, insan onurunu hiçe sayıyor.
Tüm bunlar yaşanırken BDP suskun, tıpkı çocukları hile ve zorla dağa götürülen mağdur ailelerin taleplerine karşı sağır davrandığı gibi. Ancak; PKK’nin emir verdiği konularda açıklama üstüne açıklama, yürüyüş üstüne yürüyüş yapmakta bir beis görmüyorlar?
BDP’nin bu suskunluğu itibarını sıfırladığı gibi, Kürdistan halkına da büyük bir bedele sebep oluyor. Bu da siyasetin vesayetten kurtulamamasıyla neticeleniyor. Ahmet Türk, Osman Baydemir, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak ve diğerleri sustukça; halkımızın demokrasiye olan inancı yok oluyor, Kuzey Kürdistan’da siyasete rekabete, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik ortama olan inancı yok oluyor.
PKK şöyle düşünüyor, herhalde? Ben başardım, mücadele ettim, hükümeti çözüm sürecine ikna ettim; nimetleri de sadece ben devşireceğim. Bu zihniyet yanlıştır, zamanı da geçmiştir. Çünkü Kemalizm ve Baasçılık Ortadoğu’da ölmüştür. Mısır’da ve Türkiye’de direnmeye çalışsa da neticede kaybedecektir. Güney Kürdistan ve Türkiye’nin durumu da PKK’ye bu imkânı ve fırsatı vermeyecek kadar açıktır.
PKK içindeki eğilimlerin ne olduğunu halkımız biliyor ve konuşuyor. PKK içindeki etkinliğin Kürdistan halkının çoğunluğunu temsil eden kesimi rahatsız ettiği de görülmelidir. Kemalist-Devlet yanlısı kadroların PKK’yi istediği gibi evirip-çevirdiği, KCK ve YDG-H içinde istihbaratın at oynattığı biliniyor. Şiddeti ve özellikle de Kürdistan halkına karşı şiddeti, hukuksuzluğu, baskıyı savunan da bu kirli ellerdir.
Halkımız başka şeylerin de farkındadır. Sıradan bir PKK’li ve BDP’li tebdili kıyafet gezsin de sorsun bakalım? Lice olayı ne kadar masum, yol kesmeler neyin nesi? Halkın seyahat özgürlüğü, ekonomik özgürlüğünü engellemek kimlerin işine yarıyor ve en önemlisi de Lice’de yol kesmenin uyuşturucu ekimiyle ilişkisi?
PKK gerçekten uyuşturucuya karşı ise yıllardır ekimine niye izin verdi, veriyor. Uyuşturucu ekimini yasaklamak mı, ekenlere para cezası adı altında ortak olmak mı uygundur? Elbette yasaklamak ve ekilenleri de sökmek, yapanları cezalandırmak gerekir. PKK bunu yapabilirdi, yapmadı ve yapmıyor.
Şehirlerimiz ne kadar güvenli? Tüm suç devletin mi? 12 yıl boyunca PKK ve BDP’nin yönetiminde olan Kürdistan şehirlerindeki uyuşturucu kullanan gençlerin sorunu, hırsızlık, bataklık ve diğer sorunlardan PKK de sorumlu değil mi? PKK ve BDP sadece Kürdistan’ın rantını mı yiyecek, yönetmenin kendilerine yüklediği bir sorumluluk yok mu?
PKK ve BDP, Hüda-Par’ı, Hak-Par’ı ve diğer Kürdistani muhalefeti engellemekle aslında Kürdistan halkının geleceğini engelliyor; demokrasiyi, çoğulculuğu engelliyor.
Kaynak: http://www.haberdiyarbakir.com/pkk-huda-pardan-ne-istiyor-bdp-niye-suskun-2055yy/#ixzz33r1XtfAn
Yukarıdaki sorunun abes olduğunu biliyorum. Lakin buna rağmen sormaya devam edeceğiz; çünkü PKK’nin Kürdistan halkının maslahatına uygun olmayan fiiliyatını ele almak zorundayız. Kürdistan’da siyasetin vesayet altında olması da bu olgu ile doğrudan ilişkilidir.
Üçüncü yılına giren ve adına “çözüm süreci” denilen meseleden dolayı herkeste bir memnuniyet duygusu var. Lakin bundan memnun olmayan çevreler de bulunmaktadır. Süreci sabote etmek için birçok girişim olmuş ve bundan sonra da bu işler devam edecektir.
AKP hükümetinin düşürülmesi girişiminin bir nedeni de çözüm sürecinden duyulan rahatsızlıktı. Barzani’nin Diyarbakır ziyaretiydi, Kürtlerin baskılanması yerine ortak kabul edilmesi süreciydi.
Kürtlerin şimdiye kadar yaşadığı trajedinin son bulması için ittifaka ve ittifaklara ihtiyaçları vardır. Bunun içe ve dışa tekabül eden yönleri bulunmaktadır. İçerde milli birlik, dışarıda ise dostları çoğaltmak, çatışmama prensibi önemlidir.
Bu ilkenin gereği olarak PKK, Güney Kürdistan Hükümeti ve KDP ile iyi geçinmelidir. Keza, Kuzey Kürdistan’da da her kesimle ve özellikle de ana muhalefet görevini deruhte eden Hüda-Par’la da iyi geçinmelidir.
PKK, BDP lehine, Hak-Par ve Hüda-Par aleyhine yerel seçimlere müdahale etti. Seçimlerden sonra ise bu iki partinin kırsaldaki üyelerine, mensuplarına baskı kurdu ve kimisini kaçırdı, kimisini yaraladı, kimisini de bulundukları yerleri terk etmelerini istedi.
Oysa PKK müdahale etmese bile sonuç değişmeyecek, belki birkaç oy farkıyla seçim sonuçları benzer olacaktı. Gerçekten öyle midir? Şimdilik böyle ama PKK baskıyı gevşetir ve siyasete müdahale etmezse BDP’nin zamanla zayıflayacağını, bazı yerlerde seçimi kaybedeceğini benden ve sizden iyi biliyor. Onun için baskıyı elden bırakmıyor. Peki, baskılar nereye kadar işe yarayacak? Bir müddet ve sonuçta halk bildiğini yapacaktır.
PKK, Hüda-Par ve diğer Kürdistani muhalefetin kardeş kavgasını istemediğini biliyor, bu nedenle de pervasız davranıyor; hukuku, evrensel kuralları, Kürdistan halkının maslahatını, insan onurunu hiçe sayıyor.
Tüm bunlar yaşanırken BDP suskun, tıpkı çocukları hile ve zorla dağa götürülen mağdur ailelerin taleplerine karşı sağır davrandığı gibi. Ancak; PKK’nin emir verdiği konularda açıklama üstüne açıklama, yürüyüş üstüne yürüyüş yapmakta bir beis görmüyorlar?
BDP’nin bu suskunluğu itibarını sıfırladığı gibi, Kürdistan halkına da büyük bir bedele sebep oluyor. Bu da siyasetin vesayetten kurtulamamasıyla neticeleniyor. Ahmet Türk, Osman Baydemir, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak ve diğerleri sustukça; halkımızın demokrasiye olan inancı yok oluyor, Kuzey Kürdistan’da siyasete rekabete, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik ortama olan inancı yok oluyor.
PKK şöyle düşünüyor, herhalde? Ben başardım, mücadele ettim, hükümeti çözüm sürecine ikna ettim; nimetleri de sadece ben devşireceğim. Bu zihniyet yanlıştır, zamanı da geçmiştir. Çünkü Kemalizm ve Baasçılık Ortadoğu’da ölmüştür. Mısır’da ve Türkiye’de direnmeye çalışsa da neticede kaybedecektir. Güney Kürdistan ve Türkiye’nin durumu da PKK’ye bu imkânı ve fırsatı vermeyecek kadar açıktır.
PKK içindeki eğilimlerin ne olduğunu halkımız biliyor ve konuşuyor. PKK içindeki etkinliğin Kürdistan halkının çoğunluğunu temsil eden kesimi rahatsız ettiği de görülmelidir. Kemalist-Devlet yanlısı kadroların PKK’yi istediği gibi evirip-çevirdiği, KCK ve YDG-H içinde istihbaratın at oynattığı biliniyor. Şiddeti ve özellikle de Kürdistan halkına karşı şiddeti, hukuksuzluğu, baskıyı savunan da bu kirli ellerdir.
Halkımız başka şeylerin de farkındadır. Sıradan bir PKK’li ve BDP’li tebdili kıyafet gezsin de sorsun bakalım? Lice olayı ne kadar masum, yol kesmeler neyin nesi? Halkın seyahat özgürlüğü, ekonomik özgürlüğünü engellemek kimlerin işine yarıyor ve en önemlisi de Lice’de yol kesmenin uyuşturucu ekimiyle ilişkisi?
PKK gerçekten uyuşturucuya karşı ise yıllardır ekimine niye izin verdi, veriyor. Uyuşturucu ekimini yasaklamak mı, ekenlere para cezası adı altında ortak olmak mı uygundur? Elbette yasaklamak ve ekilenleri de sökmek, yapanları cezalandırmak gerekir. PKK bunu yapabilirdi, yapmadı ve yapmıyor.
Şehirlerimiz ne kadar güvenli? Tüm suç devletin mi? 12 yıl boyunca PKK ve BDP’nin yönetiminde olan Kürdistan şehirlerindeki uyuşturucu kullanan gençlerin sorunu, hırsızlık, bataklık ve diğer sorunlardan PKK de sorumlu değil mi? PKK ve BDP sadece Kürdistan’ın rantını mı yiyecek, yönetmenin kendilerine yüklediği bir sorumluluk yok mu?
PKK ve BDP, Hüda-Par’ı, Hak-Par’ı ve diğer Kürdistani muhalefeti engellemekle aslında Kürdistan halkının geleceğini engelliyor; demokrasiyi, çoğulculuğu engelliyor.
(Haber Diyarbakır)