“Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur!” (Cemil Meriç)
Kurban Bayramı’ndan bu yana yaşadığımız olaylar, Müslüman kisvesi altında ne kadar da çok ‘tarafsız’ olduğunu bir kez daha gösterdi bize. Bugün PKK’nın İslami kimliğe sahip insanları katlettiği bilindiği halde yetkili herkesin buna göz yumması ve halkın kendini savunmaya mecbur bırakılması 90’lı yılların kısa bir özeti niteliğinde sadece… Ve biz yaşanan bu olaylarla bir kez daha gördük ki; ölenin adı Müslüman, yaşadığı yer Doğu olunca yıl 2014 olsa da takınılan tavır aynı oluyormuş.
Ağaç sevgisinde sınır tanımaz hale gelen, farklı ideolojiler uğruna ölen insanlara adalet aramak için seferber olan duyarlı(!) insanların, konu Müslüman Kürt halkı olunca ne kadar duyarsız olabileceğini bir kez daha tecrübe ettik.
Benim derdim politikayla ya da siyasetle değil; hakların ve özgürlüklerin batı halkına has kılınmış değerler olduğunu düşünüyorum. Dinini yaşamaya çalışıyorsan bir de üstüne Kürdistan Bölgesi’nde doğmuşsan aldığın nefesi bile sana “devlet bahşetmiş” gibi davranılmasına çoktan alıştık biz.
Ey her yerde –haşa- özgürlük ve adalet ‘tanrısı gibi’ dolaşan, sürekli eşitlikten ve tarafsızlıktan dem vuran hanımefendiler ve beyefendiler! Ön yargılarınızı, siyasal düşüncelerinizi, isimlerinizin önündeki o uzayıp giden sıfatları bir kenara bırakın! Düşünün, 16 yaşındaki evladınız kurban eti dağıtmak için evden çıkıyor ve bir daha dönmüyor… Düşünün, sizin gözünüzden sakındığınız evladınız kan donduran bir şekilde katlediliyor... Düşünün, siz daha oğlunuzun kavga etmeyi bile bilmediğini söylerken size “Oğlunuz gerçekten IŞİD’ci miydi?” diye soruluyor pervasızca… Korkmayın o pek değerli kafanız acımaz düşünmekten!
Bırakın bütün her şeyi sadece insan olarak düşünün! Sırf Müslümansınız diye katlediliyorsunuz; evleriniz, dernekleriniz, ilim yuvalarınız, parti binalarınız yakılıp yıkılıyor. Mukaddesatınıza el uzatılıyor. Evden çıkan eşinizin, çocuğunuzun, babanızın akşama dönüp dönmeyeceğini bilmiyorsunuz. Her telefon çaldığında ‘bir ölüm haberi daha mı’ diye düşünerek yaşıyorsunuz! Ne sizi koruyan ne de kendinizi korumanıza izin veren bir devlet var!
En çok desteğe ihtiyacınız olduğu anda size sırtını dönen, sizi görmeyen/duymayan ama söyleme gelince “Bütün Müslümanlar kardeştir” diye çığırtkanlık yapmayı iyi bilen sözde dindaşlarınız var. “Aman susun, sesinizi çıkarmayın, oyuna gelmeyin, çözüm sürecini bozmayın, öldürülenlere üzülüyoruz ama çözüm süreci daha önemli” diyenler, yapılan zulme alkış tutanlar veya zulüm karşısında sessiz kalan eskinin hızlı mücahitleri size sesleniyorum!
Şehitlerimize ‘şehit’ bile diyemezken, taziyede bulunma erdemini bile gösteremezken konu “barış süreci” olunca hep bir ağızdan “sağduyu” çağrısında bulunmanızın sebebi ihaleler mi yoksa rahat koltuklarınız mı? Hadi diyelim sizin dediğiniz gibi yaptık ve sustuk. Nerede peki o pek yüce devletiniz? Nerede o adaletli hukuk sisteminiz? Nerede o muhteşem güvenlik güçleriniz? Yüce devletinizin sınırları içinde Yasinler, Riyadlar, Hasanlar, Hüseyinler göz göre göre katledilirken neredesiniz peki? Hepiniz Hrant oldunuz, Berkin oldunuz Ali İsmail oldunuz ama hiçbiriniz gerçekten insan olamadınız! Yoksa sizin o pek muhteşem güvenlik güçlerinizin ve adalet timsali mahkemelerinizin gücü bir tek bize mı yetiyor?
Hadi bunları da geçtik diyelim!
Elinizi koyun vicdanınıza ve cevap verin; hangi suçun cezasıdır ölmüş bedene işkence edilmesi? Hangi suçun cezasıdır bir annenin ömür boyu yüreği yanık yaşaması? Hangi suçun cezasıdır bir babanın oğlunun bedenini teşhis edememesi?
Sadece bir kere tüm kimliklerinizden sıyrılıp dinleyin bizi. Sadece bir kere yerimize koyun kendinizi. Sadece bir kere uğrayın bizim gibi insanların yanına ve yıllardır medyanın gözüyle gördüğünüz hikâyeyi bir de buradan dinleyin, gerçekten yaşayanlardan…
İşte o zaman bahsettiğiniz adalet gerçekten adalet olur... İşte o zaman bahsettiğiniz barış ve kardeşlik anlam bulmuş olur.
Ve işte o zaman kendimize ‘sahi hem Müslüman hem Kürt olunca hayata kaç sıfır geriden başlıyorduk?’ diye sormayı bırakırız…
Şüheda Ülsen / Nisanur Dergisi - Kasım 2014 (36. Sayı)
Şüheda Ülsen
04.12.2014 13:01