Fatma Hanım okuduğu dergiden başını kaldırıp hemen karşısındaki duvarda asılı duran saate baktı. “Oo epey geç olmuş” diye geçirdi içinden. Tam da “Çocuklar namazınızı kıldınız mı” diyecekken namazlarını cemaatle kıldıklarını hatırladı ve “Hadi bakalım çocuklar uyku saati. Kitabınızı alıp yatağınıza geçin” dedi. Kendisi de ortalıkta duran öteberileri ve çocukların etrafa dağıttıkları oyuncakları toplamaya başladı.

Fatma Hanım evin son kontrollerini yaptıktan sonra sıra çocuklarına gelmişti. “Hayırlı geceler yavrularım” dedi ve üstlerini örttükten sonra ışıkları da kapatarak yatağa girdi. Birden, yatak odasının kapısını tıklayıp usulca ve kendisini acındıran bir sesle “Anne, anne” diyen Hüseyin’in sesiyle doğruldu. “Gel oğlum” dedi. “Anne ben uyuyamıyorum” diyen Hüseyin’e Fatma hanım tebessüm ederek sarıldıktan sonra “Bir rahatsızlığın mı var yavrum?” deyince Hüseyin, bütün masumiyetiyle ve ürkek bir eda ile “Anneciğim ben karanlıktan korkuyorum, yalnız uyumak istemiyorum” diyebildi.

Fatma Hanım “Yanındayım canım” deyip bir daha sarıldı yavrusuna ve düşünmeye başladı… Acaba nerede hata yaptık? Neden yavrum karanlıktan ve yalnız yatmaktan korkuyor?

Çocuk eğitimi ile ilgili okuduğu kitaplardan edindiği bilgileri zihninde canlandırdı. Hemen hemen her çocuk karanlık korkusu ve buna bağlı olarak yalnız yatma korkusu yaşardı. Çocuk büyüdükçe de bu sorun giderek azalır ve ortadan kaybolur giderdi.

Bazı dönem ve değişik seviyelerde olan bu korkunun kökeninde bazı nedenler vardı. Çocukların yaşına uygun olmayan bir kısım film, belgesel ve benzeri programlar çocukların karanlık korkusunu en çok tetikleyen etkenlerdendi.

Bazı roman veya masal kitaplarında geçen -perili, korsanlı gibi- çocuğun bilinçaltına korku yerleştiren hikâye, masal ve romanlar… İçerisinde şiddet öğelerini barındıran bilgisayar oyunları… Ve aile içerisindeki şiddetli tartışmalar da çocuk üzerinde oldukça olumsuz yönde etkili oluyordu…

Çocuk bazen de korkuyu anne-babasını örnek alarak öğrenebilmekteydi. Annesinin karanlıktan korktuğunda etrafına verdiği tepkiyi görerek kendisi de bu korkuyu kazanabilmekteydi. Dahası aile içerisinde çocukları karanlık odaya hapsetmeyle korkutarak terbiye etmeye çalışmak da böyle bir infiale sebep olabilmekteydi.

Fatma Hanım zihninde bunları düşünürken, evde televizyonun pek seyredilmediğini, şayet seyredilse bile izlenecek kanallar daha önceden belirlendiğini anımsadı. Hakeza kitaplar konusunda da aynı titizliği gösterir, çocuklarına okutmak istediği kitapları gelişi güzel almaz önce kendisi tetkik ederek onlara okuturdu. Çocuklarının okudukları kitapların içeriğinden emindi ve bu konuda içi müsterihti.

Evde bilgisayar haftanın belli gün ve saatlerinde açılır; çocukların oynadıkları oyunların türlerine gene aynı hassasiyetle bakılırdı. Fatma Hanım “benim karalık korkum da yok” diye geçirdi içinden… Ama yine de yavrucuğu; Hüseyin’i korkmuştu.

Hemen zihnini toparlayıp nasıl bir yol izlemesi gerektiğine karar verdi. Zira çocukların korkularını önemsemek gerekirdi. Korkularına gülmemek, alay etmemek, anlayış gösterip sebebini anlamaya çalışmak en doğrusuydu…

Fatma Hanım, kendisiyle birlikte odasında uyumayı teklif eden oğluna “Hayır burada yatamazsın ama ben senin yanına gelebilirim” dedi. Böylelikle çocuğun ebeveyn odasında yatamayacağını bir kez daha ve bu sefer fiili olarak öğretiyordu çocuğuna. Birlikte Hüseyin’in yatağına geçtiklerinde “Sana hangi kitabı okumamı istersin” deyince Hüseyin, “Anne bana kırk hadis hikâye kitabını okur musun?” dedi usulca.

Fatma Hanım birkaç hikayeleştirilmiş hadis okuduktan sonra “Şimdi kendini nasıl hissediyorsun?” deyince, Hüseyin; “Anne yanımda yatar mısın?” deyiverdi. Fatma Hanım oğluna şefkatle yaklaşıp sarıldı ve “Sana önemli bir şey anlatacağım” dedi. Hüseyin pür dikkat annesini dinlemeye başladı. Zira Hüseyin, yapı gereği bir şeyler dinlemeyi severdi, hele anlatıcı annesi olunca daha bir keyif alırdı.

“Biliyor musun yavrum! Şimdi, ben sana çok koruyucu bir zırh giydireceğim ve bütün korkuların bitecek, çok rahat uyuyacaksın inşallah” deyince, küçük Hüseyin’in gözünde kocaman bir tebessüm belirdi. “Nasıl yani? Annee!” deyiverdi.

“Bak yavrum!” diye söze başladı Fatma Hanım. “Peygamber Efendimiz, uyumadan önce üç kere İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyarak avucuna üfleyip vücuduna sürermiş ve böylelikle bir zırh giymişçesine insanın koruma altına alındığını buyurmuştur” dedikten sonra Hüseyin’e dönerek “Oğlum, Sana da bir zırh giydireyim mi?” diye sordu. Hüseyin’in yüzü parlamaya başladı.

Fatma Hanım sureleri okuduktan sonra “Şimdi artık Rabbimiz seni her şeyden daha çok koruyacak, rahat rahat uyu yavrum. Başucuna bir fener bırakacağım, uyanınca almak istersen alabilirsin. Bana ihtiyacın olursa seslen. Ben seni birazdan kontrole geleceğim” deyip odasının kapısını aralık bırakarak çıktı. Fatma Hanım yirmi dakika sonra aralık bıraktığı kapıdan sessizce oğluna baktığında mışıl mışıl uyuyordu.

Fatma Hanım yatağına uzanırken birden, gündüz hasta ziyareti için gittiği komşusunun çocuğu ile birlikte Hüseyin’in bilgisayarda oyun oynadığını hatırladı. Büyük ihtimalle şiddet içerikli bir oyun olacak ki etkisinde kalmış, yalnız ve karanlıkta yatmaktan korkmuştu. Ama zırhını giydikten sonra manevi bir rahatlamayla uyumuştu.

Fatma Hanım sessizce ve içten bir yakarışla “Allah’ım! Sen yavrularımızı salihlerden eyle, onları her türlü tehlikelerden muhafaza et” diye dua etti. Bir kez daha oğlunu kontrol ederken sessizce oğluna baktı ve gülümsedi…

Şükran Kaya / Nisanur Dergisi - Temmuz 2015 (44. Sayı)