Ortadoğu problemlerinin çıban başı olan “Filistin meselesi”nde, Amerika'dan tarafsız arabulucu olmasını bekleyenler, büyük bir yanılgı içinde olduklarını hâlâ anlayamadılar; görünen o ki, uzun bir süre de anlamayacaklar!

Afro-Amerikan asıllı olan Barack Obama 20 Şubat 2009'dan beridir Amerikan idaresinin başında ve Amerika'nın Ortadoğu siyaseti “Aynı tas, aynı hamam” usulünde “Araplara sopa, İsrail’e havuç” şeklinde devam ediyor.

Oysa, Barack Obama “Değişim” (Change) sloganı üzerine yürüttüğü Başkanlık seçim kampanyasında, barışa hasret kalan Filistin topraklarında “İki devlet” formülünü benimsediğini ve bunun için elinden gelen çabayı göstereceğini açıklamıştı.

Başkan seçildikten sonra ziyaret ettiği İslâm ülkelerinde yaptığı etkileyici konuşmalarda da, Amerika’nın izleyeceği yeni Ortadoğu politikasının adâlet, insan hakları, demokrasi ve Filistin meselesinin halli üzerine kurulacağını, ayrıca, İslâm âlemi ile daha kuvvetli bağlar oluşturma niyetinde olduklarını söylemişti ve bizim saf Müslümanlar, avukat olduğundan hitâbeti çok kuvvetli olan Barack Obama’nın süslü vaatlerine kanmışlardı maalesef!!

Barack Obama, 19.5.2011 tarihinde Congress’de (Amerikan Parlementosu) yaptığı konuşmada, Filistin toprakları üzerinde 1967 sınırlarını esas alan iki devlet esasını açıkladığında, Müslümanları yine bir sevinçtir sardı; ama ne yazık ki bu sevinçleri kursaklarında kaldı! Çünkü; 22.5.2011 tarihinde Amerikadaki Yahudi Lobisinde (AIPAC) yaptığı konuşmada, 360 derecelik bir dönüş yapıp “1967 sınırları” sözünün yanlış anlaşıldığını söyleyen Obama, 1967 tarihinden bu yana Filistin toprakları üzerinde derin demografik değişikliklerin olduğunu, bu yüzden, çizilecek yeni sınırlar konusunda İsrail ve Filistin tarafının anlaşması gerektiğine işaret etti.

Barack Obama, Yahudi işadamları, aydınları ve bir grup Amerikan siyasetçilerinin önünde yaptığı konuşmasında, Amerika’nın 60 yıllık İsrail politikasının asla değişmeyeceğini üzerine basa basa söyledi. “Kuvvetli ve güvenli bir İsrail, Amerika’nın ulusal ve strajik çıkarıdır (...) İsrail’i tehdit eden unsurları biliyoruz bu yüzden ben ve idarem İsrail’in güvenliğini öncelik olarak tayin ettik. Bu esasa binaen ülkelerimiz arasındaki askerî işbirliğini görülmemiş bir düzeye yükselttik ve yine bu esasa binaen İsrail’in ileri teknolojimizden faydalanmasını sağladık” diyen Obama, İsrail’in razı olmayacağı şekilde bir Filistin devletinin kurulmasının imkânsız olduğunu özellikle vurguladı. Hamas ve Fetih arasındaki uzlaşmayı barışın önünde ciddî bir engel (!) olarak gören Barack Obama, konuşmasında kibirli bir şekilde Araplara tehdit savurmaktan da geri durmadı.

Obama’ya göre, Filistin tarafı Bağımsız Filistin Devletinin tanınması isteğiyle BM Genel Kurulunu toplarsa ve buradan herhangi bir karar çıkarsa, bu karar siyasî değeri olmayan sembolik bir karar olacak; çünkü, Arapların BM Genel Kurulunda İsrail’i sıkıştırma planlarını sezmiş olan Amerika, Filistin konusunda İsrail’i tatmin etmeyen bir kararı veto edecek.

Asılları Anglo-Sakson olan Beyaz Amerikalıların çoğunluğu Hıristiyanlığın Protestan mezhebine (% 51)* bağlıdırlar. Bu yüzden, İngilizler için olduğu gibi Amerikalılar için de İsrail’in varlığını korumak millî ve dinîbir vâciptir.

Muhâfazakâr bir Protestan olan İngiliz devlet adamı Lord Gürzon Filistin için şu sözleri söyler: “Filistin: Yeryüzünün en mukaddes yeri; Haçlıların, Kitab-ı Mukaddes’in vatanı, mezarlıktaki kabrimize uzandığımızda yüzümüzü döndüğümüz yer, Doğu ile Batıyı birleştiren nokta, Süveyş Kanalını korumak için ihtiyaç duyulan mıntıka, emperyalist stratejinin odak noktası, Hindistan’a ve Musul petrollerine giden yol.” Lord Gürzon’un sözlerinden, 2000 yıldır dağınık bir şekilde diasporada yaşamış olan Yahudilerin toplanılıp Ortadoğu topraklarına yerleştirilmesinin sebepleri anlaşılmaktadır.

Batının güttüğü İsrail yanlısı Ortadoğu siyasetinde, din ve emperyalist strateji iç içedir ve öyle olmaya devam edecektir.

Yahudi asıllı İngiliz yazar Barbara Tuchman, Bible and Sword (İncil ve Kılıç) adlı eserinde “ Hindistan yolu, Süveyş Kanalı, Musul Petrolleri’nin ortaya koymuş olduğu stratejik ve politik şartların İngiltere’nin Filistin üzerine yürümesini sağladığını ve bu konuda din faktörünün oldukça önemli rol oynadığını ve oynayacağını söyleyerek Batının Ortadoğu üzerinde yürütmekte olduğu siyaseti anlama noktasında, din faktörünü gözden ırak tutmamamız gerektiğine işaret etmektedir. (Bible and Sword sh: 105)

Obama’nın Aipac konuşmanın İngilizce tam metni:
http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2011/05/22/remarks-president-aipac-policy-conference-2011

* http://en.wikipedia.org/wiki/Religion-in-the-United-States

(Yeni Asya)