Ülkemiz, Dünyanın en pahalı ülkelerinden biridir bu inkar edilemez bir gerçektir.
Ülkemizi , iki komşu ülkemiz olan iran ve suriye ile kıyaslandığımızda , deyim yerindeyse ateş pahasıyız.bunu bizzat muteber bir abim in (2008 yılının sonlarında iran ve suriye ye yaptığı ziyeretlerinden sonra )kısa bir sohbetinde kendisinden öğrenmiştim.şuan ülkemizde bir ekmek fiyatına o bölgede 6 veya 7 ekmek almak mümkündür.
Özellikle iranın ülke ekonomisi gerek yaşam standartları ,ve olası sorunlara alternatif çözüm planlarına hayran kaldığı gözlerinden okunuyordu...
Ülkemize baktığımızda ise inişli çıkışlı bir ekonomik ortamda Krizin merkezi olmamamıza rağmen merkeziymiş gibi bir Panik havasındayız.(doğal olarak).
3-5 günce ülkemiz Başbakanı Erdoğan kriz teğet geçecek iddiasını biraz değiştirdi.
Erdoğan: İddiamın, arkasındayım ve teğet geçecek diyorum. Teğet geçmesi demek; bize zarar vermeyecek anlamında değil, sürtünüp geçecek. Ama sürtünürken tabii bize de bir hasar verecek. dedi.
son derece politik bir cevap ve anlaşılmaz bir iddia .(bence bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi politika yapan siyasetçisi)
Ne hikmetse ülke halkı bu her 3-5 senede yaşadığı krizi ve ekonomik sıkıntıları ve pahalılığı olağan karşılayıp susmayı tercih ediyor.neden dersiniz..
bana göre bir çok neden var .
1-Halk bu sıkıntılara alışageldiği için,
2-Hak aramanın bir faydasını görmedikleri için,
3- Kendi elleriyle yalancı politikacılara oy verdikleri için,
4-Yapacakları bir şey olmadığını düşündükleri için ,
5-Neme lazım, ülkeyi haykırışım mı ? kurtaracak diye düşündükleri için.
Ekonomik krize neden, olması gereken başlıca sebep, doğal afetler olması gerekirken bugün farklı sebeplerle bu krizi konuşuyoruz.
Neden acaba? bir asıra yakındır ülke yi yönetenlerin tercihi olan Laik sistemden olabilirmi?
Kriz= Kapitalist Sistemin Temel Bir Özelliği
Kapitalist ekonomilerde krizlerin bilimsel tablosu da hissedilir şekildedir. Nasıl bir ekonomi içinde krizi başlatan pilot bir sektör varsa, aynı şekilde krizin kendisinden başlayıp dünyaya yayıldığı “öncü” ülkeler de vardır.
Bu ülkeler geçmişte İngiltere, günümüzde ise Amerika Birleşik Devletleri’dir. Hele liberalizmin (hoşgörü) hemen her ülkeye dayatıldığı günümüzde bir krizin tek bir ülkeyle sınırlı kalması mümkün değildir.
Ekonomik krizlerin, kapitalist sistemin işleyişinin, hatta mevcudiyetinin ayrılmaz bir parçası olduğu herkesçe kabul edilir olmuştur. Gerçekten ekonomik krizler bütün anlamını sanayileşmeyle ve pazarların genişlemesiyle kazandı, öyle ki krizler kapitalist ülkelerin bir karakter özelliği haline gelmiştir.
Kapitalizm öncesinde de ekonomik krizler oluyordu. Ancak bunların ortak yanı üretim yetersizliğiydi. Üretimini gerçekleştirdikten sonra da satışa başlar. Ancak büyük risk de bu noktada sürece girer: Girişimcinin üretim planını yaptığı anda, malı üretip pazara sürdüğü an arasında geçen zamanda birçok şey değişmiş olabilir, firma sahibi bu yüzden tahmin ettiği satışı yapamaz hale gelebilir. İşte krizin başlangıcı da bu noktadır: Bir sektörün herhangi bir firmasında başlayan bir pazar sıkıntısı artarak, sonra çığ gibi büyüyerek önce o sektörü, ardından diğer sektörleri ve sonunda bütün ekonomiyi sarabiliyor.
Kuraklık, sel ve benzeri nedenlerle üretim ihtiyacın altında gerçekleşir, bunun sonucunda da insanlar açlık ve sefalete mahkûm olurdu. Kapitalizmde ise aşırı üretim krizleri olmaktadır. Bunun temel sebebi kapitalist ekonomide mal talebinin hangi firmalara yöneleceğinin bilinmemesidir.
Her girişimci, yatırımını kâr etmek için yapar. Kâr ise ancak üretilen malın satılmasıyla elde edilir. Oysa piyasada aynı tür malı üreten birden çok girişimci vardır. Tüketicilerin o maldan ne kadar ihtiyacı olduğu tahmin edilebilse de, tahmin edilemeyen çok önemli bir faktör vardır: İnsanların bu ihtiyaçlarını hangi firma ya da firmaların mallarını alarak karşılayacakları...
İşte bütün sorun da burada yatar: Ya planlanan ya da beklenen satış yapılamazsa? Şöyle ki kapitalist ekonomide her firma ileriye dönük bir tahmin yaparak üretimini planlar..
Küreselleşen dünyada Çin, Hindistan gibi yeni güçlere karşı yüksek vergi oranları ve işçilik ücretleri ile rekabet etmek imkansız. Yüksek nüfusları sayesinde işçilik o kadar ucuzki onlarla rekabet etmek için ya kendi işçilerimizin maaşlarını kesecez ya da üretilen malın kalitesinden vazgeçecez. İki hareketin nihayeti de kötü olur
Kriz öncesi, kriz anı ve kriz sonrası, işletmelerin kurumsal hedefleri ve aldıkları her karar çok önemlidir. Ülkemiz henüz gelişmekte olan bir ülke olduğundan, işletmeler ve yöneticiler her zaman kriz potansiyelini göz önünde bulundurmalıdır
Bugün, Krizden başta işçiler , küçük esnaflar, bütün sanayiler, hattâ daha büyük bir otonomiden yararlanan tarım sektörü bile etkilenmiştir. ve Sosyal ortam bozulmuştur.ülkede bir huzursuzluk moralsizlik havası hakimdir.
ancak Global krize Liberal bir bakış var.
Bugün yanıbaşımızda yanan ateşin daha da alev almasını önlemek, için birlik olmak gerekir bu doğru ama krize hoşgörü ile yaklaşmak Ateşle baruta yaklaşmak gibidir.
Tok aç ın halinden anlamaz..Aç karnını doyurmak için meşru yada gayri meşru hangi yol varsa onu denemeye kalkar.
Ülkemizde suç oranlarının yükselmesi ,cinayetlerin gaspların,soygunların,ahlaksızlaıkların temel sebeplerinden biride aç kalmak korkusu değilmi?
Sınıflararası uçurumları ortadan kaldırabilmek için bilim adamlarının bulabildiği en önemli iki yol, kapitalizm ve sermayedarlığın büsbütün ortadan kaldırılması ve toplumun asgari geçim seviyesinin temin edilmesidir. Marksizm ideolojisi, Sovyetler de Ekim Devrimi nin gerçekleşmesini sağlayan bir okul oldu ve birinci yolu seçti. İkinci yol ve yöntemse, bugün çeşitli şekillerde batı ülkelerinin çoğunda uygulanmakta olan yoldur.
Batı dünyasında kanun sermaye sahibinden yanadır; işçiler ve diğer çalışanlar karşısında işvereni ve sermaye sahibini korur. Sovyetler de ise bizzat kendi deyişleriyle kanun, sermaye sahibini ortadan kaldırmak için vardır.
İslâmî sistemde ise kanun ve hükümlerin kaynağı ilâhî vahiydir ki, bu da beşerî kanun koyucuların fikir ve eğilimlerinin ürünü değildir asla; bu nedenle de hiçbir sınıfı diğerinden üstün tutmaz, bir grubun maslahatı için diğerinin haklarına zulümde bulunmayı reva görmez.
Beşerî sistemler, yukarıda da belirttiğimiz gibi eksiklik ve çelişkilerle doludur, bu nedenle bu sistemlerin kanun ve hukuk anlayışıyla İslâm ı karşılaştırmak faydalı olacaktır.
İslâm nazarında, türlü zorluk ve meşakkatlere katlanarak, bir fabrika kuran adamın elinden fabrikası zorla alınamaz, zira böyle bir tavır her şeyden önce bireyin emek güvencesini hiçe saymak olup sosyal güvence ve saygınlığa aykırıdır, çalışma ve üretim şevkini de kırar. Ancak devlet, millî ve ekonomik maslahatları dikkate alıp sosyal adaleti sağlamak amacıyla stratejik üretim merkezleri ve aynı ölçüde özel öneme haiz kritik sanayi ve üretim birimlerini kendisi kurabilir veya kontrol altında tutabilir.
Kısacası İslâm hem bireye, hem topluma önem verir, birini diğerine feda etmez; sosyal ve ekonomik problemleri gidermek için de sosyal adalet çerçevesinde serbest piyasa ekonomisi, nisbî mülkiyet, bireyin bağımsızlığı ve toplumun maslahatlarına dayalı bir düzen önerir ..
islamı anlamak ,yaşamak ve ,yaşatmak , dileğiyle..
vesselam
Tayfun Hak