Bismihi Teala…

 

Müteddeyin 65-70 li yaşlarda bir gönüldaş grubu, bir araya geldiğinde, geçmiş günlerinden anılarından uzun uzun konuşurlar. Geçmişte yaşadıkları sıkıntıları, acıları zihinlerinde canlandırıp, şu anki zaman ile kıyasladıklarında, içten içe bir ah çekip bu ne karmaşık, anlaşılmaz bir durumdur deyip, heyhat ederler.

 

Hele ki, bu zamanın gençlerine ve Müslümanlarına, akıl sır erdirmek onlar için oldukça güç...

 

Ne gençlerin içinde bulunduğu gamsız bir hayatı anlarlar, ne Müslümanların keşmekeşliğini, ne de çelişki dolu düzenin gidişatını. Gençlerde, müteddeyin yaşlıların bu anlamsız gelen geçmişlerini işaret etme işini anlamazlar.

 

Her iki ciheti anlamaya çalışalım (Bir teori olarak ta düşünebiliriz). Müteddeyin yaşlılarımız, bir kaç genç Müslüman evladı ile bir çift laf edecekleri zaman, her fırsatta özellikle Geçmiş zamanı işaret ederler… Derler ki, “mevcut zaman ve şartların gençlik yıllarımıza (örneğin 1945 ) göre her açıdan, her iş için daha müsait olduğunu görürüz.
Zira 1945’in Müslüman gençleri, şu anki durumu, ortamı, koşulları kesinlikle aklından bile geçiremiyordu. Ama çektiğimiz meşakkatlere, sürgünlere, tecritlere, baskılara, rağmen bizler halimizden şikâyetçi değildik. Birlik ve beraberliğin getirdiği inşirah, tüm elemlerimizi silip süpürürdü. Bugün bütün koşullar lehinize olmasına rağmen, acizlik ve çaresizliğinizden kırılıyorsunuz. Müslümansınız bu yetmiyor. Zengin olup, yardım ediyorsunuz nafile, içinizdeki boşluk dolmuyor. Gece gündüz namaz kılsanız bile mutlu olamıyorsunuz... Gençliğimizdeki, olumsuz ağır koşullara rağmen, huzur ve mutluluk yaşantımızın her evresinde vardı” denilse ne deriz.

 

Ne dersiniz? Bir teori olarak sunmak istediğim, müteddeyin yaşlılarımız bizleri, geçmişe doğru zaman tüneline yolcu edip, şu can alıcı soruyu, yani
Huzur ve mutluluk , 1945 li yılların Müslümanlığında mı vardı? Yoksa 2009-2010’lu yılların Müslümanlığında mı diye sorulsa, ne cevap verebiliriz? Bir Müslüman olarak cevap arayalım.

 

O yıllarda, insanlar hastalandığında bir sağlık ocağı bulmak bile büyük bir meseleyken, ancak mum ışığında ahırlarda kuran okunup okutulabiliyorken, evlenen kişinin nikâhını kıymak için, belde belde hoca aranırken, hocalar, âlimler, şeyhler birer birer susturulurken, hangi mutluluktan söz edilebilir.

 

İslâmiyet yerine milliyet esaslarının konuluyorken, Tekke ve zaviyelerin kaldırılıp şapka giyilmesi, tesettürün kaldırılması, medreselerin kapatılması , Arap alfabesinin kaldırılması, Türkçe ezan ve kamet okunması, mekteplerde din derslerinin kaldırılması, gibi . İslam adına ne varsa, yasak ve suç unsuru olarak gösterildiği bir geçmişten, birlik ve beraberlikten, huzurdan, mutluluktan söz edilebilir mi?

 

Birde bugünümüze bakalım. Evet, hiç bir şey geçmişteki gibi değil... Allah Azimuşşan, Laikliği İslam’a Hizmet etmeye mahkûm bıraktı. Camiiler çoğaldı. Minarelerden, Arapça ezanlar yükseliyor. Yurtlar, kurslar açıldı. Her gün yüzlerce yeni İslami kitaplar basılıyor... Şapkayı takmadığı için vurulan yok. Camiiler açık, din mektepleri yasak değil. Alenen bir zülüm ve infaz yok. Her mahallede bir sağlık kurumu var. Dinini yaşamak ve sosyal hayata dair bütün şartlar ve kanunlar, olumlu manada değişti.

 

Ama insanların üstünde oturduğu insanlıkta, ciddi mana da sıkıntı var. İstisnalar dışında elbette... Ancak, istisnaların kaideyi bozmadığı kuralını hatırlayalım. İnsanların (yanardöner) Müslümanlığında, trajik bir durum söz konusu. Müslümanlığın, sadece Kandil geceleri ve Ramazan ayında gelmesindedir asıl mesele...

 

Bugün, her yerde açıkça kuran okunabiliyor olması önemli değil, Kuran ahlakının olmaması meseledir.

 

Geçmiş te bir Müslüman Hacca gitse, çevresi onu, Kâbe niyetine ziyaret ederdi. Ya şimdi... Selam verdiğin her on kişiden biri haccıdır(!). Ancak, bugün Hacı, Hacı ya borç para vermez oldu. Teminat ister, O na İslam’ın öngördüğü şahitleri, teminat unsuru göstermen bir şeyler ifade etmez. Onun için güven (faiz veren) bankalardır. Bu çağın, Müslümanları, huzur atmosferinden uzaktır. Bugünün Müslüman zenginleri, kalplerindeki boşluğun sebeplerini çözemiyor. Bu günün fakir gençleri, namazlarından haz alamıyor. Bugünün tesettürlü bayanları, tesettür yüzünden Almanya’da şehid olan Meryem’i anlamıyor.

 

Bugünün hacıları, hocaları Peygamber (a.s)’ın dostu Ebuzer’i anlayamıyor.

 

Neden?

 

Çünkü Doğruluktan, adaletten, taviz vermişlerdir. Kendileri için istediklerini Müslüman kardeşi için istememişlerdir. Maddiyatı, maneviyatın önüne koymuşlardır. Güven yok... Birlik yok, huzur yok, kurur kuru Müslümanlığın eseri değil de nedir bu...

 

Evet, Geçmişteki Gibi insani ve İslami bilincimizi yitirmediğimiz müddetçe, birlik ve beraberlikten, sevgi ve saygıdan, huzur ve mutluluktan söz etmemiz mümkündür.  İslam kardeşliğinin, insana sürur veren inşirahı sevgiden gelir. İnsanı izzetli kılan, önemli bir vasıftır bu. Kendisi için istediğini, kardeşi için de istemek, saadete ve kalplerin mutmain oluşuna en büyük vesiledir.

 

İmanın avuçta ateş olduğu bir Geçmişte , nice ellerin odun gibi yanıp düştüğü ama doğruluktan ve fedakârlıktan taviz vermediği, kalplerin birleştiği, hiç bir vesile ile adaletten sapmadığı, kimsenin kimseyi karalamadığı, menfaat, çıkar düşünmediği,
birlik ve berberliğin mutluluğunu, Geçmişte İslam’ı dert edinen yaşlılarımız bilir.

 

Geçmiş ile bugünü kıyaslayın, müteddeyin yaşlıların neden Geçmişi işaret ettiğini anlayacaksınız...

 

Vesselam

 

Tayfun HAK / Hürseda Haber