İslam ümmetinin birliği Kuranda beyan edildiği gibi “Hakikaten bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir…” (21:92) bir realitedir. Bu, kültürden tutun politikaya kadar birçok aşamada ümmetin en güçlü yönlerinden biridir.Ümmetin birliğidir ki , Müslümanları İslam dünyasında nereye giderse gitsin ‘bütün Müslümanlar kardeştir’ genel anlayışıyla kendilerini evinde hissettiriyor.Bununla beraber bu birlik(telik) ilkesini çok daha fonksiyonel bir düzeyde pratik bir birliğe dönüştürmek her zaman problemli olmuştur.İslam tarihinin daha ilk günlerinde Müslümanlar temel politik ve fıkhi konular üzerinde anlaşmazlığa düşerken, ümmet içinde bölünmeler (farklılıklar) ve çatışma olmuştur.
Son zamanlarda İran İslam Cumhuriyetini izole etmek ve onun ümmetin geri kalanı üzerindeki etkisini minimize etmek amacıyla ümmet içinde mezhepçiliği teşvik etmek için aralıksız bir kampanya yapılmaktadır. Devrimin ilk sonuçlarından biri ağırlıklı olarak Suudiler ve onlarla bağlantılı İslami kurumlar tarafından desteklenen Sünni dünyasındaki anti Şii söylem ve büyük mezhep duygusunun düşüşüdür. Bu kampanyanın etkileri çok büyük, bir çok Sünni, hatta Suudilerle hiçbir ilişkisi olmayanlar bile Şiilere karşı direkt yâda dolaylı onların Müslüman olup olmadığını sorgulayacak kadar mezhepsel düşmanlık besliyor. Bu tür davranışlar tamamıyla cehalet ve yanlış anlamaya dayanıyor, gerçi kasıtlı olarak destekleniyor, fakat yinede son derece zarar veriyor. Son yıllarda Irak ta görülen içinde hem Sünni ve hemde Şiilerin hem failleri ve hemde kurbanları oldukları mezhepsel şiddet , bu yaklaşımın tehlikelerinin trajik bir örneğidir. Batılı düşmanlarımız bile mezhep konularına değinmek suretiyle ümmete zarar verme potansiyelini öğrenmiş durumdalar. Başından beri İran İslam Devrimi İslami bir devrimden ziyade Şii bir hadise olarak tanımlanıyor ve tartışılıyor.
Ayrıca şunun farkında olmalıyız ki bu kampanyalar sadece yeni fikirlere açık beyinlere müracaat ettikleri için başarılı oldular. Ne yazık ki uzun bir süredir Ümmet içinde mezhepçiliğe bir eğilim var. Her zaman Sünni ve Şiiler de benzer şekilde Müslümanların sahip oldukları ortak yönlere vurgu yapmak yerine Müslümanlar arasındaki farklılıklara değinmeyi tercih eden ulema ve siyasi liderler olmuştur. Hatta Ümmetin dışında olmasından ziyade farklı düşünce okullarındaki Müslümanlar olarak ayırt ettikleri Sünni ve Şiiler arasındaki durum bu olmuştur. On yıllar ve yüzyıllardır iki taraftaki kökleşmiş kültürel ve sosyal davranışları yansıtan bu tür tutumların etkisiyle son yıllarda özellikle beslenen aşırı mezhepçilik türü için zemin kurulmuş oldu. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var, -İslami Devrimin başarısından dolayı- özellikle Sünniler arasında kışkırtılıyor olmasına rağmen bu sadece bir Sünni problemi değildir.Kendi Şiiliklerine vurgu yapmayı ve Sünnilere saldırmayı seçerek Suudiler tarafından desteklenen kampanyalara cevap veren, bu davranışlarıyla Sünni mezhepçilerine malzeme veren ve bugün Irakta Şii aşırılığına zemin hazırlayan yığınla Şii âlimi vardır.Şii ayrıcalığına sahip hizipçi bir duygu aynı zamanda İslami İran’ın Ümmetin geri kalanına etkili bir şekilde ulaşmada başarısız olduğu gerçeğine de katkıda bulunmuştur.
Şimdiye kadar İslam tarihi boyunca Ümmet içinde Müslümanların anlaşmazlık alanları ve farklılıkları üzerinde odaklanmaktan ziyade onların sahip oldukları ortak şeyler üzerinde durup farklılıkları minimize etmek için uğraşan sesler hep olmuştur. Son yıllarda Crescent (dergisi) düzenli olarak Majma‘ al-Taqrib bayn al-Madhahib Islami(islamdaki düşünce okulları arasında yakınlığı sağlamak için kurulmuş örgüt) ‘nin çalışmaları üzerinde rapor hazırlıyor.
Bu İslam İnkılabından sonra oluşturuldu, fakat 1940 lı yıllarda Iranın Kum şehri ve kahiredeki El- Ezher üniversitesindeki büyük alimlerin ortak çalışmasıyla ortaya çıkan ‘Dar al-Taqrib al-Madhahib ‘ organizasyonunu da içeren uzun bir diyalog ve işbirliği geleneğinin parçasıdır.Bu işbirliği El- Ezherin rektörü Mahmut Shaltut’u 1959 da Ezher Üniversitesinde Şii Teolojisini öğretmesine sebep olmuştur.Müslümanlar devamlı olarak çoğunlukla Şii bir hareket olan Hizbullah’ı ve İran İslam Devletini destekleyerek Ümmetin birliğinin içgüdüsel anlayışını gösteriyorlar. Hizbullah, İran ve İhvanın bir kolu olan Filistindeki Hamas direniş hareketi arasındaki ilişkiler pratikteki birliğin bir örneğidir.
Birlik her şeyden önce bir zihniyet meselesidir.Allah (c.c) tarfından beyan edilen Ümmetin birliğini sağlamak için farklılıklarımızdan ziyade ortak yönlerimiz üzerinde yoğunlaşarak bilinçli bir çaba sarf etmeliyiz.İslami Hareketin mücadelesinin bu çetin döneminde Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların ve tüm düşünce okullarının İslam’ın düşmanlarına karşı birlikteliği ayakta tutmak için mezhepsel konuların üzerinden gelmeleri elzemdir.
İKBAL SIDDIQİ
CRESCENT DERGİSİ AĞUSTOS SAYISI