Tevhid, yeryüzündeki sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel dengesizliği giderip yerine adaleti tesis ederek insanların refah içinde yaşamalarını sağlamak için peygamberler aracılığıyla insanlara Allah tarafından gönderilen bütün dinlerin ortak amacı ve hedefidir.
Sosyalbir hayat nizamı olarak tevhid, halkın bilgisizliği ve şuursuzluğu üzerine dayalı veya onlara zulmetmek üzere kurulan cahili ve tağutî sistemleri temelden değiştirecek plan ve projeler sunar. Tevhit, sırf fikrî ve nazarî bir akide değil; eyleme yönelik, pratik çözüm yolları sunan bir sistemdir. Tevhit akidesi, yalnızca tabiat ötesi / metafizik konulara izah getiren ve ahlak ile ilgili konularda söz konusu edilebilecek bir tasavvur değil; şirk temeli üzerine oturmuş tağutî sistemlere karşı, muvahhitlere planlı, programlı bir hareket mantığı sunan inkılâpçı bir başkaldırıdır. Eğer Tevhid akidesi, pratik, eyleme dönük bir hareket ve cahiliyeye, şirk temellerine dayanan sistemlere bir başkaldırı, müstekbir, zalim tağutlara karşı siyasî, iktisadî, sosyal ve hukukî bir sistem olmasaydı, tarih boyunca bu akideyi kavimlerine sunan bütün peygamberlere karşı savaş açılır mıydı?
Var olan zulüm sistemlerini ortadan kaldırmak adına Allah sürekli peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Ve insanlık tarihi kendini sürekli tevhit ve şirk savaşımının içinde görmüştür. Bu savaşta saflarını Allah ve peygamberlerden yana kullananlar dünya ve ahiret yaşamlarını kurtarmışlardır. Zalimlerden yana saf tutanların ise dünya ve ahiret hayatları sürekli harap olmuştur.
Kur’an’da ismi geçen peygamberlerin mücadelesine bakılacak olunursa şu hakikatler açıkça herkes tarafından müşahede edilebilir. Toplum ve toplumların var oluşsal haklarının gasp edilmesi sonucunda ortaya çıkan adaletsiz düzenlere karşı izledikleri metodolojileri genelde hep aynı olmuştur.
Allah’ın muradı yeryüzünde var olan zulüm sistemlerinin ortadan kaldırılması, yerine adaletin tesis edilmesi ve yeryüzü iktidarının mazlum ve mustazaf ların elinde olmasıdır.
“Biz istiyorduk ki o yerde zayıflatılanlara lütfedelim, onları önderler yapalım, onları diğerlerinin yerine mirasçı kılalım. Ve onları o ülkede hâkim kılalım. Firavun a Haman a ve askerlerine; başlarına gelmesinden korktukları şeyi gösterelim.” Kasas/ 5,6
Bütün peygamberler gönderildikleri toplumlarda bir doktor edasıyla hastalarının hastalıklarıyla ilgili durum tespiti yaparlar sonra bu hastalıklı topluma Kur’an’a uygun bir tedavi uygulamaya başlarlar. Var olan zulmün ortadan kaldırılabilmesi adına Kuran’ın bize peygamberler aracılığıyla gösterdiği metodoloji şudur:
1: Allahın birliğine davet (Toplumun her kesimini): "Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona; Benden başka ilâh yoktur; o halde Bana kulluk edin diye vahyetmiş olmayalım." (21/Enbiyâ, 25)
2: Kralları ve Hükümdarları tanrılık iddiasından vazgeçmeye davet:
"Sizin Allah tan başka taptıklarınız, Allah ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf, 40)
3: Kral ve hükümdarlara egemenliği altında bulunan halka zulüm etmekten vazgeçmeye davet:
"Musa dedi ki; "Ey Firavun, ben tüm varlıkların Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim, bana Allah hakkında sadece doğruyu söylemek yaraşır. Size Rabbinizden açık bir belge, bir mucize getirdim, İsrailoğulları’nı benimle gönder. (Serbest bırak.)" A’raf, 104/105
4: Halkın kendi aralarında birbirilerine yaptıkları haksızlıktan vazgeçirmeye davet:
“Kim bir kötülük işler ya da kendine zulmeder de Allah tan af dilerse Allah ı bağışlayıcı ve esirgeyici olarak karşısında bulur.Kim bir suç işlerse onu kendi aleyhine işlemiş olur. Kuşkusuz Allah bilir ve hakimdir. Kim bir kusur ya da bir suç işler de onu bir masumun üzerine atarsa açık bir iftira, bir günah yükünün altına girmiş olur.” (Nisa/110,111,112)
5: Halkları, başka milletlere yaptıkları haksızlıktan vazgeçirmeye davet:
Hilful fudul antlaşmasına bakılacak olunursa, peygamber İslam öncesinde Mekke’ye gelen yabancıların mal, can ve namuslarını güvence altına almak için düzenlenmiş bir komisyon ve ortak çalışma gurubuna katılarak, Mekkeli müşriklerle aynı çatı altında çalışmalarda bulunmuştur. Bu durum kendisine Medine İslam devletinde hatırlatıldığında, “bu gün böyle bir şeye davet edilirsem bana sarı tüylü develerden daha caziptir, yine iştirak ederim” diye cevap vermiştir.
6: Halklara ilim hikmet öğretmek:
"Kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap’ı ve hikmeti getirip, size bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik." (2/Bakara, 151)
Tevhid var olan toplumsal ve siyasal sorunların çözümü konusunda rabbani ilkeler doğrultusunda inanlara yol gösterir. Tevhidi var olan sorunlardan bağımsız sadece metafizik olgular olarak değerlendirmek tevhide yapılmış en büyük hakarettir. Tevhidin sosyal yönünün sürekli hasıraltı edilmesi tesadüfî değil, bilakis sistematik ve bilinçli bir politikanın ürünüdür.
VEYSİ AYAZ / HABER PANAROMA