Bir toplum içinde barındırdığı farklılıklarla güzelleşir, büyür ve anlam bulur.
Her fırsatta Kürdistan halkının tüm kesimlerinin temsilcisi olduklarını iddia edenler, Müslüman Kürdistan halkının İslami değerlerine her fırsatta saldırmaktan geri durmayanlardır. Bu nasıl yaman bir çelişkidir? İslam’a ve İslami değerlere saldıranlar, Müslüman Kürdistan halkının temsilcileri olamazlar. Toplumsal değerlere savaş açanların, tarihte nasıl bir sonla karşılaştıklarına bakılsa belki de böyle cahilane bir eyleme yeltenilmezdi.
“Haksızlık karşısında sessiz kalmayın çünkü hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz.”(Hz. Ali)
Yeri geldiğinde demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinden dem vurup mangalda kül bırakmayanların bu saldırı/lar karşısında dilsiz şeytanı oynamaları doğrusu garipsenecek bir durum değildir. Onlar sadece kendilerine dokunulduğu zaman özgürlük ve demokrasiyi hatırlayan zavallılardır. Onların özgürlük anlayışı sadece kendi özgürlükleriyle sınırlıdır. Başkalarının özgürlüğü söz konusu olduğunda faşist ve diktatörleri aratmayacak kadar zalimleşebilen bu insanımsı yaratıklar mı biz Müslüman Kürd halkının temsilcileri olmaya adaydırlar?
Şura-Der’e yapılan çirkin saldırı ve ardından Yeni Köy Mezarlığında Müslümanların mezarlıklarına yönelik mide bulandırıcı ahlaksız saldırıların hiçbir insani, ahlaki boyutu yoktur, hiçbir vicdan böyle bir durumu kabullenemez. Bırakın herhangi bir kurum, kişi ve ya kuruluşu, sadece mezarlara yapılan bu saldırıyı bile toplumun her kesimi kınanmalıdır ki bu tür saldırıları kendilerine ahlak haline getirmiş zavallı kişi ve kurumlar bir daha böyle bir saldırıya yeltenecek cesareti kendilerinde bulamasınlar.
Bu eylemler karşısında bir türlü suskunluğunu bozamayan, korku imparatorluğuna teslim olmuş sözde sivil toplum kuruluşlarının, güvenirliklerini ve inandırıcılıklarını kaybettiklerinin farkına varamayacak kadar körelmiş olmaları çok vahim bir durumdur. Yarın öbür gün bu çirkin saldırıların ucu, siz suskunluk abidelerine dokunursa acaba kimden yardım isteyeceksiniz?
Şu unutulmamalıdır ki zulm eden Kâfir ile zulm eden Müslüman arasında zalimlik konusunda hiçbir fark yoktur. Zulme suskun kalmak, zulme rıza göstermeyle eşdeğerdir. Bu zulme seyirci kalanların da zalimlerden hiçbir farkları yoktur. Bu Allahın kanunudur.
Farklı düşüncelere tahammül kültürüne sahip olamayan sosyal hareketlerin toplumsal başarıyı yakalayabilmeleri mümkün değildir.
Aslında bu tür olaylara bakıldığında doksanlı yıllardaki kaosun sorumlularının da kimler olduğu belli oluyor. Yıllarca Müslümanları geçmişte yaşanan olaylardan dolayı eleştirenlerin, eleştirilerinin temellinde ki hissiyatın Demokrat duruşlarından kaynaklı bir durum olmadığı böylelikle gün yüzüne çıkıyor.
Bu haksız eleştirilerin temelini oluşturan durum, eleştirmenlerin saldırganlara karşı duydukları ideolojik aidiyet hissiyatıdır. Bu hissiyatlarının gereği olarak her zaman saldırganları masum, saldırıya uğrayanları ise suçlu ve acımasız ilan etmekten geri durmazlar.
Kendilerini Demokrat, Liberal, gerçek solcu vs. olarak nitelendiren kesimler:
Bu saldırılar karşısında nerelerdesiniz?
Sesiniz mi kesildi, nutkunuz mu tutuldu?
Ne zamana kadar korku imparatorluğuna kul olacaksınız?
Ne zamana kadar sizden olmayan zalimlerin zulmünü görmezlikten geleceksiniz?
Ne zaman ki zulmün mızrağı size dokundu, o zaman mı sesinizi ve çığlıklarınızı duyacağız?
Gelo waxta xweda jiwe hêsap bipirse winê ji ciya alîkarî bixwazin?
Yapılan haksızlık karşısında sessiz kalmayıp bu durumu kınayan Mazlum-Der ve Özgür Der camiasına gösterdikleri duyarlılıktan ötürü teşekkür eder, Şura der camiasına geçmiş olsun dileklerimi sunar, bu tür provaktif saldırılar karşısında metanetlerini korumalarını ve bu sağlam duruşlarını devam ettirmelerini dilerim. Böylesi, inşallah toplumun tüm kesimleri için daha hayırlı olacaktır.
“Sizin dostunuz ancak Allah, O nun peygamberi ve namaz kılan, zekât veren, rükûa varan müminlerdir.” (Maide/55)
Haber Panoroma