Dünya da insanlık perdeleri yıktıran, yıktırmaya çalışan vampirleşmiş olan insanlar. Ve insanlığı hiçe sayan, kendi özgürlüğünü başkasının yokluğunun üzerinde yürütmekte bulunan, sözde dünyanın efendileri! Bir şeyi unutmuşlar? Mazlum halkın ve hakkın hamilerinin kim olduğunu hesap edememişler. Her ne kadar bu tür insanlar benim için diğer insanlar köledir deseler de, kendilerini de insanların efendisi diye varlıklarını his etsellerde, kör bir bakışla bu âleme seyru nazar etmişlerdir.

Dünyada barbarlığın efendisi olamaz, cinayet ve zorbalığın efendisi de olamaz. Zalimler çirkin yüzlerine maskeler örtmüşseler de! Sade Kendilerini bilmez bir yaşayışla eline bir çubuk almış bir çocuk misali gibi, fetihlerin hayâlına sülük etmişlerdir. Bir zaman Mekke’nin zorba güçleri de, bizden başka ne bir güç ve nede bir kuvvet olamaz hayâlına kapılmışlardı. Mısırın firavunu da benden başka rab olamaz demişti. Ve Réha’nın Nemrut’u da ilahlık taslamış, İbrahim’i ateşe atmıştı. Lakin onların hayalleri gerçekleşmediler. Hüsranla hayal kırıklığına uğramışlar ve hüsrana uğurladılar.
 
Her asırda ve her zorbaya karşı bir İbrahim vardır. Her zaman ve her asırda Muhammediler zulmün yokluğuna sebebiyet vermişlerdir. Ve zulmün tahtlarını sallanmışlardır. Her asrin firavuna karşı bir Musa’nın oluşu demek O ki, her mazlumun bir hamisi var. Her zorbanın bir yeğiydi var, her düşenin elini tutanı var. Her gecenin bir sabahı varinsan kendisinin başıboş olarak bırakılacağımı sanır? (Kıyamet 36)Bu boş yaratma duygusu insanda varit olursa, duygu kirliliği, düşünce bozukluluğu, vicdan duymazlık bir âlemde, yaşadığı bilinir. Bu tür insanlar Dünyanın köleliğine adim attığını varmışlar, amma hisler bozuk olduğu için idraksiz yaşarlar…  İnsanlık insanlarla vardır. İnsanlık olmayan bir cihanda ne tadı ne hayati ve anlamı vardır…

Efendimizin buyurduğu bir hadisi şerifinde “mazlumla Allah arasında hiç bir perde yoktur” aralarındaki olan sinirsiz bir iletişimin sonsuzluğu vardır. Hem icabet ve hem de onların intikamı alma vardır. Peki ya yeryüzündeki Allahın sevgili kulları mazlumların hamisi olamazlar mı? Eğer Allah bu perdeyi kaldırmış ise, Allah’ın sadık, samimi dostları da mazlumlarla kendilerinin arasındaki perdeler yok, iletişim var demek değil midir? Allah ise evrendeki bu sadık kullarına, sadakatlerini gösterttirir. Onlara mazlumların hamileri olarak kendilerine bir yük olarak hisleri verir. O yükün hakkinin ifası için mazlumların yandaşı olurlar.

Bizim yaşadığımız coğrafyanın halkı! Şarkın insanları olarak tarihteki sadakatleri ile dürüstlüğü ile ihanetten beri, pak olarak yaşamışlardır. Olduğu hayatları ile dünyaya, nam ve ün salmışlardır. Ve hiç bir zaman dinlerini satıp yerine dünyayı almadığı bir halk olarak, bunu göstermişlerdir. Kendilerinin dedeleri olan Selahaddin’i Eyyubi’de, onların adına bu sadakatinin bir göstergesidir. Tarih bunun şahididir, her kes takdirle onu yâd etmiş ve etmektedirler. Şarkın sevgilisi veya sarayı olmayan sultan ya da İslam evladı olmaya lakaplarını alarak, İslam’ın izzetini ve birliğini kurarak derdi hep İslam! Feryadı hep İslam olarak yaşamıştır. Selahaddin Eyyubi, sahabe olan Hz Selman Farisi ( RA) gibi ene ibnül İslam dediğinden dolayı, tarihe altın harfler yazarak, İslam’ın aziz evladı olmuştur. Dürüstlüğü ile İslam’ın cengâverliğiyle, sadakatiyle, fena fillah olarak onun torunları da, İslam’ın evladı olmaktan geri adim atmamışlar. İslam’ın aziz evladı olmaktan şeref duyarak, ne ırka nede kendi dünyalarını koruma planlarının peşinde olmamışlar.
 

Tarih bu halkın şahididir. Tüm baskılara rağmen tüm çileli hayatlarına rağmen ve tüm imkânsızlıklarına rağmen ilimde zirve olmaya dinde geri kalmamaya sadakatlerinden, numune olmaya İslam evladı olmuşlar, bunu da dünya âleme göstermişlerdir. Her şeyine zarar gelmesine razı olmuşlar, fakat dinine ve namusuna zararlara asla müsaade etmemişlerdir. Ne olursa olsun bedelleri vermeye razı olmuşlar. Çünkü İslam’la yaşamışlar İslam’la varlıklarını kabul etmişler, onunla ölmeyi kabul etmişler, mazlumlarla saflarını paylaştırmışlar. Gâh ilme, gâh cepheye, gâh sürgünle yaşamışlar, fakat dininden geri adım atmamışlar, sadece dedikleri ene ibnül İslam kelimeler dilerinden düşmemişler. Gâh Selahaddin olmuşlar, gâh Bediuzzaman olmuşlar, gâh şeyh Sait olmuşlar, gâh Hüseyinler olmuşlar, fena fillah ve fena fil ihvan olmuşlar. Ama şimdi mazlum olarak başlarını taşa dayandırmışlar. Dertleri ile arkadaş olup kendi dertlerine matem tutmuşlar. Fakat hasbunallah kelimesi dilerinden düşürmemişler. O mazlum halkın hamileri, Allah ve onun sevgili kulları olarak yine Selahaddin olarak sarayı olmayan sultan olarak, hamileri Müslüman kişiler olmuşlar.

Her kes bilmelidir ki, o halkın hamileri ümmet anlayışı olarak idrak eden müminlerdir. Ve ümmetin bir derdi olarak insanca yaşamayı hak ederek, hak ve hukuklar gereği, bu zulmü hak etmemişler. İslam’ın daire içinde hak ve hukuku gözeterek hiç kimse kimseden üstün değildir. Ancak „üstünlük Allah katında Allah’tan çok korkandır‘‘ Rencide olmayı da o halk, hak etmemiştir. Kanada ve Amerika’da ki Kızılderilileri imha politikası gibi gizli ve aşikâr politikalar uyguladığı gibi, Müslüman Kürt halkının üzerinde de, bu tür politikalar uygulanarak Kürt halkını görmezden gelmek, âdete yok sayarak bir tutum sergilemesi halinde mazlum Kürt halkının hamisi Mümin kişiler olarak, bu gidişata dur diyerek mazlum halkın hamiliğini üstlenmişlerdir.

Resulullah’ın Hilful Fudul’da yer alması, böyle bir müessesede bulunması, her hangi bir zulme rıza göstermemesidir. Zulme maruz kalanları korumak ve onların haklarını savunmak varlığını ortaya koymuştur. Kürt halkının mazlumiyeti, herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu inkâr edilemez. İnkâr edilse de tarih gerçekleri inkâr edemez. Diğer Müslüman halkta bunu kabul etmemeli gözlerden kaçmamalıdır, en azda aynı coğrafyalarda yaşayanlar ve ayniı coğrafyaları paylaştıranlar bu derdi çok iyi his etmelidirler. Bu halk diğer Müslüman kardeşleri ile ayni statüde olmak ve aynı statüde bulunmak, İslam’ın ve insaniyetin gereği olduğunu bilmek kanaatindeyim. Eğer nefsi hisab yapılmayıp enaniyetin ve efendiliğini iddia ederlerse, bilinsin ki o halk, haklarını kıyamet gününde zuntikam olan Allah’ın huzurunda isterler, haklarını da alırlar. Ve hak o ki İslam’ın izzeti daire içinde haklar vermek, hak ve hukuklar çiğnememektir. Ve bunu bilmeliyiz ki enaniyetten uzak bir yaşam bizleri Allah’ın emr ettiği kardeşliye doğru götürür. Her ne olursa olsun mazlum ve Mustazaf halkın hamisi düşenlerin biçarelerin ve hakkin hukukun sahipleri Muhammedilerdir.

Hezex Kalkan