Toplum şiddetin, korkunun, tehlikenin yol açacağı duruma taraftar değildir. Zira insan, doğal durumu istemektedir, buda huzur ve barıştır. Yoksul olmak, daima ölümle endişe içinde olmak, korku ve berbat vahşice yaşama, şedde tin sahibi olmak hayatı zedeler. İnsan yüce değere sahiptir, sevmek, güvence vermek onun hakkıdır. Emanetlerle dopdolu olan insan hıyanet edilemez. İslam, sevgi barış merhameti emreder, ırkçı, materyalist zihinlerden beridir. İslam sevgi, şefkat, merhamet, mütevazı, hoşgörü sıfatlara sahiptir. Etrafına sevgi, saygıyı, huzuru verir. İnsanların yeryüzünde barışın içinde olmasını emreder. Allah korkusunun gerçek kavramı da budur. Kötülük yapmayı, zülüm ve cinayet işlemeyi yasaklar. ‘’Allahın verdiği rızıktan yiyin için ve yeryüzünde bozgunculuk (fes ad) yaparak karşılık çıkarmayan (Bakara 60)”. Allah, insanın hayat şartları, refah ve mutluluk üzerinde bina, inşa etmiştir. Eheng statüsüne deng bir yaşam stratejini belirlenmiş bulunmakta, insanlık kategorisinde zülüm olamaz. Resulullah (S.a.v.) ‘’Ne zulüm edin, nede zulme maruz kalınız’’ buyurmuşlardır.
O zaman zulmün efendilerimi var? Evet, dünya huzurunu bozan, insanlara ikinci sınıf olarak bakanlara gelince zulmün efendileridir. Zira demokrasi ve insan hakları bahanesiyle, perde arkasında zulüm işleyen, zalimin ta kendisidir. İnsanların avına çıkarak uluslararası platformda, kendisine meşruluk sağlayarak, basit mantıkla sürekli hedef saptırmak, kimin gözünden kaçabilmiştir. Kim ve kimlerin elleriyle işlenmiştir, kimden meçhuldür... Suç seninse neden mahkûm benim...
Geçmişteki topluluklarının helaki, zulümle olunmuştur. Zulmün efendileri, kendine göre zulüm dünya ya egemenliğinin hazırlığıdır. Milletleri telaşa, kavgaya sokmak, kan ve gözyaşı dökme onun geleceğidir. Darwin gibi iddiaları ortaya atma, iddialı vahşi kapitalist kaleleri oluşturmuştur. Zalimler tarafında katliamlar yapanlar, katiller ödüllendirildi. En yüksek makamlar verildi. Tarihin sayfaları, çok hain ve gaddar insanları yazdı, çok sahtekâr, yalancı, namus düşmanı gördü. Çok katil, zorbaların resimlerini çekti.
Evrensel insan hak ve özgürlükler, zulmü yasaklar. İlahi kanuna da bağdaşmaz. İnsanların gönülleri, köle haline getirmek, insanlık tarihinin en büyük gasp ve çapul hareketinin ta kendisidir. O zaman dijital zülüm, kirli damgaları ile tahribat yapanlar, barut kokuları ölümle bir dünya süslemek, sadece kendi gelecekleri düşünen insanları, mülteci haline bırakmıştır. Dünya düzenini kendine doğru çekmiş olanlar, insana zulüm, acımasız soğuk bakma ne uluslararası haklarına girer, nede insan hak ve hukukuna, nede ilahi kanuna bağdaşabilir. Tarih, ceberut sömürgeci emperyalizmi kayd eder. Mısır’ın piramitleri kan, ter ve gözyaşı üzerine inşa etmiş olan firavun, ne davasız, ne tarihin kara sayfasından kayıp olunmuştur. İnsanlık, insanca yaşaması bir hayatı ister siyasal, ekonomi, sosyal, hak ve hukukla yürümeyi vaat eder. O zaman yargısız infaz, gözyaşı, yüksek duvarlar, baskı ve söndürüm sistemleri kanlı dikta, eylemler, telefe ve tahribata ortam yaratmaktır. Aziz İslam dinimiz, tüm zulmü yasaklar…
Halkın üzerinde otorite kurmak, din ve mezhep çatışma sahneleri yaratma, merhamet ve hoşgörü göstermeden, fenomen olmak, insanlara perspektif göstermeyip, antik çağların sahipleri, zulmün efendileri de değil de nedir? Deme ki zalim olmak, zulmü yaratmak içinde o kötü ahlak lazımdır. Çünkü tekerrür onu göstermiştir…
Hep ve her kes Allah’ın mülkü ve Allah’ın kullarıdır! Vicdan sahipleri Allah’ın kullarına zülüm yapmasına rıza gösteremez, ama zulmün efendileri, bu hududu tanımıyorlar. İnsanların üzerinde zulmün tat bil edilebildiği, gaddarlığın sınırını zorlayan, rütbe ve mevkice düşünülen birçok şeyler, perdelerin arkasında kala bilmiştir. Demokrat, hürriyet insanın hak ve hukuku, barış sözler, sadece şampanya kadehlerin arasında, ulusa sesleniş konuşmalarda, resepsiyonlarda, yâda flaşları çarpıp kamaralar karşısında, insanların özgürlükleri konuşabilir. Lakin perde arkasında nasıl vampirleşebilir yollarını ararlar. Kan emici yanaklarla, şık pozlarıyla ağalıklarını ne zamana kadar sürdürürler bilemem. Lakin en büyük ihtimal, devirlerin değişmeleriyle onlarda yok olup geçecektir. Hem de perdelerin arkasındakilerde bir doğan güneşle, ortadan kayıp olup yok olacak, onlara efendilik kalamaz…
Siyonizm’in meşrulaştırmış olan politikalarla, çılgın gaye ve hedeflerle birçok acı ve ızdıraba sebep olmuştur. Demokrasi hak ve hukuk özgürlüğü, insan haklarını daima ihlal etmiştir. Ölüm kusan, çocukları hedef almış kirli çamaşırlarını, başkasına mal etmiş, kendisi efendi oğlu efendi olmuştur. Müslüman’ın üzerinde yürütülen fundamantalist ve radikal üsluplar, Müslümanları hedef noktasına tutmuş, global enerji politikaları ve stratejik hesapları kışkırtararak, öfke ve telaştan ne yapacağını bilmeyen, sürekli dışarıda hamleler oluşturmuştur. Ve kolayıca manipüle edilebilir, insanın bazıları Siyonizm ve emperyalizm ellerinde basit bir oyuncak haline gelmiş bulmaktadır. Provokasyonlar karşısında iradesine sahip değildir ve karşısında durmak çok zor görmüştür...
İnsan rastlanmış dehşet manzaraları yığdığı molozların üzerinde yürümeli, tam dengesini kaybedip düşmek üzereyken, sağlam taşa tutmalı. Eğer bu tutuş sandığı taş taş değil de kendi dirseğine bağlanmışsa, kurtulmaya vesile değildir. İlahi dava varken, beşeri davalardan kurtuluş beklenilmez. Öyle ise zulmün efendisi değil de, kulun efendisi olmak gerek. Katliam, soykırım, şiddet ve gözyaşı insana çile çektirmekle efendilik olamaz. Ancak hak ve hukuklarla olabilir. Çılgınlık, düzenbaz insan hakları ihlalleriyle efendilik bulmak, mümkün değildir. Ahtapot kollarıyla, insanları boğacak kadar zulmün sarması, zalimin maskenin düşmesine vesiledir. Projenin boşa çıkması, ilahi çağrı sonuç verecektir. Şüphe kadar umut, zillet kadar izzet vardır.
İmanla dik duruş, başarının ta kendisidir.
Hezex Kalkan