Hukuk mahkemelerinde 01.10.2011 tarihinden itibaren yeni bir döneme girildi. Eskiden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu olan yasa Hukuk Muhakemeleri Kanunu olarak değişti. Yeni kanun parayı dava şartı olarak kabul ediyor. Bundan sonra paranız olmadığında hiçbir şekilde dava açamayacaksınız. Para ödemeden dava açmışsanız karşı taraf dava şartının olmadığını ileri sürüp davanızı usulden reddini sağlayabilir. Aynı zamanda mahkeme de bu durumu re’sen gözetip size iki hafta süre verebilir. Bu süre içerisinde masraf yatırmadığınız takdirde davanız usulden reddedilir.
Bu kanunun hazırlanmasında profesörler, doçentler vs. birçok hukukçu yer almış. Ama hiçbir zaman hukuk davası açmamış olacaklar ki sonuçlarını belki kendileri de hesaplayamamış. Meydana getirdikleri sonuç açıkça vatandaşın mağduriyetine yol açacak nitelikte. İşten çıkarılmış bir işçi işverenine karşı dava açmak için mahkemeye gittiğinde kendisinde 550–600 TL. para istenebiliyor. İşçi zaten işten çıkarılmış. Cebinde hiç para yok. Önceden de asgari ücretle çalışıyordu. Bu kanunu hazırlayanlar hemen “adli yardıma başvursun” diyecekler. Fakat adli yardım talebi değerlendirilene kadar dava açma süresinin geçmesi ihtimali var. Ayrıca mahkemeler sürekli olarak adli yardım taleplerini kabul etmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Çoğu zaman da adli yardım talebi reddediliyor. Hukukçular ya da devlet adamları hukuktan bahsettiklerinde masrafsız adalet en ucuz adalet gibi sözlerle milleti avutmaya çalışırlar. Fakat uygulamaya gelindiğinde masrafların en fazlasını çıkarırlar. Dava şartı olarak önümüze çıkan bu masraftan ayrı avukatlık ücretinin de ayrı bir masraf olduğu zaten ortada.
Ayrıca para almanın bir sebebi olarak da daha hızlı adalet işlesin diye bir mazeret ortaya koyuyorlar. Hâlbuki adaletin gecikmesi para verilmemesinden kaynaklanmamaktadır. Asıl adaleti geciktiren davaları sonuçlandırabilecek kaliteli hâkimlerin olmaması. Hâkimleri karar vermeye zorlayacak hiçbir yasa hükmü yok yeni yasada. Düşünün bir davanız var. Karar çıkmasını bekliyorsunuz. Sürekli olarak hâkim değişiyor. Hâkimler değişti; karar bekliyorsunuz; bu sefer hâkimlerin yetkisi değişiyor. Örneğin asliye cezaya bakan bir hâkim 2 ay geçmeden sulh hukuka veriliyor. Ya da asliye ceza hâkimi kadastro mahkemesine veriliyor. Bu şekilde yetkili hâkim belli olmadığından tekrar karar alamıyorsunuz. Davalar sırf bu nedenle yıllarca uzayabiliyor.
Yeni yasa 2011 yılı Türkiye’sinde eski zihniyetin değişmediğini rahatlıkla ortaya koyuyor. Çünkü sorunu kendisinde değil vatandaşta arıyor. Düşünce olarak davanın taraflarının ya da avukatların davayı uzattıkları kabul ediliyor. Devlet kendisinde adeta hiçbir hata görmüyor. Zaten eskiden de böyleydi. Suçlu olan sürekli vatandaştı. Aynı düşünce olduğu gibi korunmuş yeni yasada. Devletçi zihniyet vatandaşa -lütfen de olsa- hiçbir şey kazandırmamak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Hâlbuki bakış açısının vatandaş odaklı olması gerekir.
Kısacası her yeni bir yasa çıktığında, yeni bir umutla yeni haklar elde etmeyi düşünürken; bakıyorsunuz ki elinizdeki haklar da alınmış. Demek ki zamanın geçmesi zihniyet değişikliği için hiçbir şey ifade etmiyor.
Parasız, masrafsız adalete kavuşmak dileğiyle…
(Mardindoshaber.com)