Türkiye’de, özellikle son yıllarda artış göstermesiyle gündemden düşmeyen iş kazaları hakkında değerlendirmelerde bulunan, İş Güvenliği Uzmanı (İGU) Metin Bozkaya, İş Güvenliği Uzmanlarının, maaşlarını aldıkları işverenlere karşı fiili olarak bir yaptırım gücü olmadığını belirtti.
Özellikle Soma’da yaşanan maden ocağındaki facianın bir milat olacağı sanılmış, toplumda işçi ve emekçilerin yaşamlarının bu acı olay sebebiyle güçlendirilmiş bir sigorta altına alınacağı kanaati oluşmuştu.
Fakat Ermenek faciası, sermayenin ve yetkililerin vurdumduymaz tutumlarının hâlâ devam ettiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Yaşanan iş kazalarının faturasını işçiler öderken, sermaye ne yapıyordu? Peki, sermayenin uygulamalarını kontrolle mükellef devlet ne yaptı?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre Türkiye’de her gün onlarca iş kazası yaşanıyor. Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa’da 1. sırada olmasının nedenini, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verileri şöyle açıklıyor: “İş kazaları sebebiyle 2013'te bin 235 işçi, 2014’ün ilk 8 ayında bin 270 işçi ve toplamda ise 2000–2014 yılları arasında 15 binin üzerine işçi hayatını kaybetti.” Ne acıdır ki bu tablo, işçi ve emekçilerin hayatlarının pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.
Ermenek’te yaşanan işçi ölümlerinden sonra Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun iş güvenliği ile ilgili yaptığı açıklamaları ve getirilecek yeni yaptırımları, İş Güvenliği Uzmanı (İGU) ve Maden Mühendisi Metin Bozkaya İlke Haber Ajansına değerlendirdi.
“4857 sayılı kanunun, çalışanlara yönelik reaktif bir yaklaşımı vardı”
Bozkaya, “30 Haziran 2012 tarihinde yayımlanıp, 01 Ocak 2014 tarihi itibarı ile tehlikeli, çok tehlikeli ve 50'den fazla çalışanı olan az tehlikeli işyerleri için yürürlüğe giren yeni iş güvenliği yasası, çalışma hayatımız için önemli bir yasadır. Bu yasadan önce iş güvenliği tehlike sınıfı fark etmeksizin, 50 ve üzeri çalışanı olan tüm işyerleri için geçerli olan 4857 sayılı iş kanununun bazı maddeleri ile sınırlıydı. 4857 sayılı kanunun çalışanlara yönelik iş güvenliği yasasında reaktif bir yaklaşım vardı. Yani çalışma ortamındaki güvenlik önlemleri mevcut ortam değerlendirilerek yaklaşılırdı. Mevcut durum haricinde çalışma ortamı ve çalışan için tehlike ve risk tespiti yapılmazdı.” ifadelerinde bulundu.
“6331 sayılı kanun proaktif bir yaklaşım getirmiştir”
Yeni yasanın çalışma koşullarına yönelik proaktif bir yaklaşım içinde olduğunu belirten Bozkaya, “Ancak yeni iş güvenliği yasası olan 6331sayılı kanun ve onun dalları hükmünde olan tüm yönetmelikler, çalışma koşullarına reaktif yaklaşım yerine proaktif bir yaklaşım getirmiştir. Tüm çalışmalar bu yönde değerlendirilmektedir. Yani bu yeni yasa, işyerlerindeki tüm tehlikeler için olabilecek riskleri ve en küçük ihtimalleri bile düşünerek önlemler alınmasını ister. Aslında pratize edilirse, Allah’ın takdiri bilinmez ama kaza olması çok küçük bir ihtimaldir. Çünkü bu hizmet, işverenin kontrolünde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, çalışanlardan seçilmiş birer temsilci, ustabaşları ve tüm çalışanların katılımının sağlanması ile yapılır. Ama maalesef uygulama konusunda istediğimizi performansı yakalayamıyoruz.” dedi.
Bozkaya şöyle devam etti: “Çünkü gerçekten de bu bir ahlak ve kültür meselesidir. Ben genelde çalışma ortamlarımda iş güvenliği kültürünü vermeye çalışıyorum. Ancak maalesef zihniyet konusunda takılıp kalıyorum. Çünkü işverenler bu hizmeti sadece kendilerine ek bir masraftan öte görmüyorlar, ta ki bir iş kazası olmayana kadar. Ya da bu hizmeti ceza yememek için sadece kâğıt üzerinde görünsün diye alıyorlar. Diğer taraftan çalışanda çok duyarsız ve lakayt kalıyor. Kendilerine verilen kişisel koruyucu ekipmanları bile kullanmıyorlar. Gerek eğitimlerimde olsun gerekse de saha denetimlerimde, defalarca kendilerine hatırlatmamıza rağmen güvenlik kurallarına uymada ciddiyetsiz davrandıklarını görüyoruz.”
“Her 5 dakikada bir iş kazası olmakta ve 4 saatte bir kişi ölmekte”
2014 yılı içerisinde 10 ayda bin 400 kişinin iş kazalarında hayatını kaybettiğini belirten Bozkaya, “Soma faciası, asansör ‘kazası’ ve son olarak Ermenek, en çok ses getiren kazalar oldu. Ama her gün 5 dakikada bir iş kazası olmakta ve 4 saatte bir kişi ölmekte. Tüm kazaların sebebi araştırıldığında ise altında bir ihmalkârlığın yattığı ortaya çıkıyor. Bu ihmalkârlık ya işverenden ya da çalışandan kaynaklıdır. Olan iş kazalarının bilirkişi raporlarını incelediğimizde maalesef bu tablo karşımıza çıkıyor.” dedi.
Bozkaya son olarak, gündemde olan yeni iş güvenliği yaptırımları ve yenilikleri hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:
- Çalışanların mesleki yeterlilik belgeleri olacağı, bunun için de 2015’e kadar süre tanınacağı belirtiliyor. Zaten bununla ilgili yönetmelik 13 Temmuz 2013 tarihinde yayınlandı. İşverene verilen süre de Temmuz 2014’te doldu. Ama bu yeterlilik belgesini verecek kuruluş bile belli değil. Yani altyapı yok.
- Yapı denetim firmalarına, İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili sorumluluk getirileceği öngörülüyor. Oysaki yapı denetim firmaları zaten sorumludur. Fakat uygulamada yok. Yani bunu bilerek mi? Bilmeyerek mi yapıyorlar? Bilmiyorum.
- İnşaatlarda şantiye şeflerine iş güvenliği uzmanı olma zorunluluğu getirileceği ifade ediliyor. Bu inşaatlarda yetkili olan şantiye şefleri, işveren vekili olarak birinci dereceden iş güvenliğinden bizatihi sorumlu değiller mi? Buna rağmen gereğini yerine getirmeyen şantiye şefine iş güvenliği uzmanlık belgesi verince ne değişecek ki…
- İdari para cezalarında ciddi artışlar getirileceği belirtiliyor. 6331 sayılı kanun gereğince iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi bulundurmayan firmalara zaten ceza var. Ama yaptırım yok.
- Düzenlemede, kimseye üretim zorlamasında bulunulamayacağı şeklinde bir maddeye yer verilmiş. 6331 sayılı kanunla, işçiye işten kaçınma hakkı zaten verilmiş. Bu yeni bir şey değil ki, yeterli denetleme yok.
- İş güvenliğine uymayan çalışanın tazminatsız işten çıkartılabilmesi öngörülüyor. Zaten 4857 sayılı kanunun 25. maddesi gereğince işten çıkartma yapılabiliyor.
- Maden çalışanlarına hayat sigortası yapılacağı belirtiliyor. Acaba bu riski alacak bir sigorta şirketi var mı? Bir de bu açıklamayı yaparken maliyet hesabı yapmışlar mı?
Kısacası eski yasanın önüne yeni yazınca yeni olmuyor. Özü itibarıyla yeni bir şey görünmüyor.
Bozkaya kendi önerilerini ise şöyle sıraladı:
- Mevcut duruma göre, iş güvenliği uzmanlarının, maaşlarını aldıkları işverenlere karşı fiili olarak bir yaptırım gücü yoktur. Dolayısıyla ilk olarak, ivedilikle iş güvenliği uzmanlarının ücretlerinin bir fon aracılığı ile karşılanması gerekiyor. Yoksa denetimde serbestlik sağlanamaz ve İGU’nun da yaptırım gücü kalmaz.
- İş güvenliği uzmanlarının çalışma süreleri artırılmalıdır. Yani işyerlerine; maden ocakları, inşaatlar ve diğer mekânlarda çok daha fazla mesai harcamalıdırlar.
- İş güvenliği hizmeti sunan firmaların veya iş güvenliği uzmanlarının tüm iş güvenliği faaliyetlerini kapsayacak bakanlık tabanlı lisanslı bir program ile tüm saha denetimleri sisteme işlenmelidir. Yani iş güvenliği uzmanı rutin yapacağı tüm ziyaretleri, fotoğraflı ve gerekirse videolu olarak sisteme online olarak işlemelidir.(dakikası dakikasına ve yerel koordinatları da belirtecek şekilde, araç takip sistemi gibi bir sistem olmalı) Sistemde ortam olumsuzlukları belli bir puan üzerinde olunca, o ziyarette işyerinin durumu tehlikeli gözükecek, ikinci ziyarete kadar o tehlikeler giderilmemiş ve aynı sıkıntılar devam ediyorsa gerekirse bakanlıkça veya o işyerinin bağlı olduğu ildeki iş teftiş kurulunca, iş durdurulmasına gidilmelidir. Bu sistem neden önemlidir; Çünkü hem iş güvenliği uzmanları işyeri ziyaretlerini aksatmadan düzenli yapmış olurlar, Hem de işveren iş güvenliği uzmanlarından tespit öneri defterine olumsuzlukları yazmaması yönünde bir baskı yapamamış olur. Bu sistem ile ve maaşını da fondan alırsa işveren mecburen eksiklikleri yapmak zorunda kalacak, işçiler de mecburen kurallara uymak zorunda kalacaklar.
Son olarak Bozkaya, iş güvenliği uzmanlarının, yaptırım gücünün artması için yetkilerinin daha da genişletilmesi gerektiğini belirtti. (İLKHA)






