Sen ki aziz şehit, soyadın gibi kahraman biriydin. Sakın mütevazılık gösterip öyle değilim deme. Çünkü İbrahim Hoca’nın şahadetinde katillerin sorumlusunu nasıl kovaladığını arkadaşlarından duyduk. O zaman şahadeti kovalıyordun aslında. Ama kısmet başka bir zamanda ayrı bir düşmandanmış.
1974 yılı dünyaya gelişindi. Peygamberimiz gibi ümmiydin. Ama olur muydu okuma yazma bilmemek. İkra ayetini anlar anlamaz başladın Kur’an bülbülü olmaya. Okuduğun ile amel etmeseydin zaten şahadet mertebesine ulaşmazdın. Onun için Kur’an’ın tarif ettiği hayâ ve edep misali olmuştun. Çevrene tebessümler saçardın. O kadar mütevazı idin ki hep eski elbiseler giydiğini duymuştuk. Yeni elbise almaya hiç yanaşmazmışsın.
En çok neyine hayrandı arkadaşların biliyor musun? Duydum ve itaat ettim kültürüne. Çünkü bir görev aldın mı yapmadan duramazmışsın. Bir yerde kal denildiğinde sorgusuz sualsiz ikinci bir emre kadar orda kalırmışsın. Ah güzel kardeşim! İnsan acıkınca bunu söylemez mi? Neden acıktığını söylemeye hayâ ederdin ki? Şimdi cennette meleklerden yiyecek istemiyorsundur herhalde.
Şahadet gibi yüksek bir arzuya çok çile gerekiyordu. Bunun bilincindeydin. Onun için “Şahadet için çok ekmek yemek lazım” derdin. Hiç kendini layık görmezdin bu mertebeye. İman ile paranın kimde olduğu pek belli olmuyordu. Ama perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Hani ailen davadan seni caydırmaya çalışıyorlardı ya. “Eğer beni parçalara ayırsanız da davamdan vazgeçmem” deyişinden gidişatının şehitlik olduğu belliydi aslında.
İslami çalışmaları sürdürürken bölgenin neredeyse kaderiymiş gibi özel harekât timlerinin yargısız ateşiyle karşılaştın. Açılan ilk ateşte yaralandın. Sonra gözaltı ve bildik işkence seansları… Hem yaralıydın hem de işkencelere tabi tutuluyordun. Senin dayanacağından şüphem yok da insan biyolojik bir can neticede… Hücreler bir süre sonra direnç göstermiyor. Günlerden 27 Mart 1992. Artık yeter demiştin. Bana eyvallah deyip, meleklere hiç kimlik göstermeden kurulmuştun cennet köşklerine.(Doğruhaber)



