İran burnumuzun dibindeki  Ülke. Orada yaşanan her hadise şüphesiz sınırın öte tarafında bırakılmış bizleri ister-istemez ilgilendiriyor.

 

Gerek tarihsel bağlarımız, gerekse nesebi ilişkilerimiz farisi komşularımız ile aramızdaki iletişimi zinde tutmaya yetiyor.

 

İran binlerce yıllık bir medeniyetin ismi. Onlarca Sultan eksitmiş koca bir tarihin kalıntısı.

 

İran ı sırf topraklarımızı işgal etmiş sömürgeci bir kuvvet olarak irdelersek , ne adilane bir analiz yapabiliriz nede o karaparçası üzerinde yaşayan insanları idrak edebiliriz.

 

Kürtler açısından İran ismi -Türkiye- isminden daha sempatiktir, çünkü İran bir jenerasyonun, Türkiye ise bir kavmin adlandırılmasıyla sıfat bulmuştur.

 

İnsanların aklına İran ismini duyduklarında herhangi bir kavim gelmez, ancak Türkiye ismi bir kavmin onore edilmesidir.

 

Türkiye ismiyle başlayan, birilerini onore ederken diğerlerini nanikleyen politika ya onore edilene tabii ol, yada cehennemin dibine kadar yolun var gibisinden bir itici anlayışa sahiptir.

 

İsimle başlayan tektipleştirme, hayatın tüm alanlarında en üst düzeyde kendini hissettirken, her kimki bu ben merkezci zihniyetin duvarlarını aşmak isterse önünde sayısız engel oluşmaktadır.

 

İsmi İran olan ülkede isimden kaynaklı bir paylaşım kültürü hakim olduğundan, işin başında kendini hissettiren bu yaklaşım jakoben devlet tercihini kenara atıp, sosyal devlet anlayışını benimsemiştir.

 

İran ile Türkiye arasında, at gözlüğü takan kimi kendine demokratların bile rahatça gözlemleyebilecekleri muazzam farklılıklar mevcuttur.

 

Örneğin...

 

- İran İslam Cumhuriyeti halk devrimi ile vücuta gelmiştir, bunun karşılığında Türkiye Cumhuriyetinin kurucu unsurlarının ekseriyeti asker kökenlidir. İran halkın teveccühü ile fiiliyata geçmişken, Türkiye ise halka rağmen var olmuştur.

 

- İran islam inkılabının kanaat önderleri kendilerine taban olarak halkın en mağdur kesimini seçmişlerdir, Türkiye deki yukarıdan inme askeri-bürokratik oligarşik sistemde ise devletlü kesim varlığını burjuvaziye borçludur.

 

- İran İslam Cumhuriyetinde Belucistan,Kurdistan,Huzistan gibi coğrafik isimler kimsenin ayranını kabartmazken, Ankara merkezli sistemde içinde türk olmayan her kavram fişlenmeye hazır vaziyette bekletilmektedir.

 

-İran inkılap sonrası amerikan emperyalizmini ve siyonist rejimi kati suretle ret ettiğini beyan etmiş, o gün bugündür her iki sömürgeci rejim ile de bütün ilişkileri rafa kaldırmıştır. Ne acıdır ki, kemalist sistem defalarca gariban Anadolu insanını amerikan emperyalizminin yayılmacı siyaseti uğruna kobay niyetine kullanmış, siyonist hükümetlere taze kan pompalaya durmuştur.

 

- İran inkılabı Ali Şeriati gibi son dönemin en faziletli düşünürlerinin fikir dünyasında kendine yer bulmuşken, kemalist sistem ise tek adama postal yalayıcılığı yapan kişiliksiz kalemşörlerin sahip çıktıkları modern pagan bir düzen olarak varlığını devam ettirmiştir.

 

- İran tüm dünya müslümanlarının hakemi olma iddiasıyla yoluna devam ederken, postallı Ankara rejimiyse islam alemine seküler dünya nizamını yegane seçenek olarak sunmaktadır.

 

Kısacası Türkiye ve İran aynı değildirler. Aynı kategoriye konulamazlar, İki ülkeye aynı pencereden bakmamak gerekir.

 

Şimdi bu bağlamda Kürt-Sol geleneğinden gelen elitlerimizin İran karşıtı siyasetini irdelersek derhal göze batan bazı noktalar bulunmaktadır. Sol çevrelerin eleştirilerine göz attığımızda fütursuz ve çelişkili bir değerlendirme ile muhattap olduğumuz ayan beyan kendini belli etmektedir.

 

İşte birkaç Kürt-Sol eleştiri ...

 

 

- İran Kürdistan topraklarını işgal etmektedir. Kürdistan toprakları fiili tecavüz halindedir.

 

- İran uyuşturucu ticaretini kasıtlı olarak Kürtler arasında yaygın hale getirmektedir, kürt gençleri İran istihbaratının çalışmalarıyla uyuşturucu bağımlısı haline getirilmektedir.

 

- İran gerici bir rejim ile yönetilmekte. Gerici sistem her türlü hak talebinin önünü barbarca önlemler ile kapatmakta.

 

- Kürt yerleşim birimleri kasıtlı olarak geri bırakılmıştır.

 

- Özellikle Kürt kadınları gerici rejimden çok fazla etkilenmekteler. Hiçbir sosyal hakları bulunmamakta ve bihayli zor şartlar altında var olma mücadelesi vermekteler.

 

Eleştirileri uzatabilirim ancak kısa tutup eleştirilerin mantığını sorgulamayı uygun bulduğumu belirtmek istiyorum.

 

Eleştirilerde mantıksal bir eksiklik mevcut. Irak-Suriye ve Türkiye gibi pan-nasyonalist sistemleri eleştirmek bilimsel bir altyapı gerektirmediğinden eleştiri sahiplerinde artı enttelektüel donanım gereksinimi uyandırmıyor, mamafih eğer eleştirilen rejim İran İslam Cumhuriyeti ise boş lafla da  peynir gemisi yürümüyor.

 

Bakınız ...

 

İran islam inkılabından yüzlerce sene evvel Kürdistan ın paylaşım süreci tamamlanmış vede Kasr-ı Şirin Antlaşması sonrası İran sınırı -birkaç münferit vakıa haricinde- daima sabit kalmıştır. Şüphesiz islam nizamında müslümanların gönüllü birlikteliğinden teşkil olan bir ümmet anlayışı hakimdir. Eğer ki İran da yaşayan müslüman kürtler İran islam cumhuriyetinde islami olarak İran daki islam ümmetini oluşturan diğer öğelere nazaran daha az hakka tabii olduklarını dile getiriyor vede kendi kaderlerini tayin etmek istiyorlarsa, buna hiçbir islami otoritenin kemküm etme hakkı yoktur. Şüphesiz kutsal İslam dini kimsenin sultası altında degildir. Lakin İran ı ve oradaki toplumsal gerçekleri bilmeden birkaç kitap okuyup düz mantıkla İran işgalcidir demekte ne bilimsel bir tavırdır ne de düşünce sahibini doğruyola götürecektir.

 

Ayrıca ...

 

İran da uyuşturucu oldum olası -maalesef- yaygındır. Hele hele Afganistan daki Sovyet işgali sonrası hissedilen yoğun afgan göçü sonrası, uluslararası uyuşturucu trafiğinde afgan tacirlerin uğrak noktası haline gelmiştir. Kalkıp ta sanki sırf Kürdistan da kürtleri zorla uyuşturucu bağımlısı yapıyorlar demek, bilgisizliğin dışa vurumundan başka hiçbir anlama gelmeyecektir. İran ı gezip gören her zat her sokak başında gönüllü devrim muhafızlarının gençleri kötülüklerden korumak için cansiperane şekilde çalıştıklarını derhal fark eder. Kalkıp kürtleri devrim muhafızları uyuşturucu bağımlısı yapıyor diyenlerde ya zerre kadar vicdan yok, ya da hayatları boyunca İran ı görmediklerinden sıcak koltuklarından sallama dezenfarmasyonlar ile kafa bulandırma peşindeler.

 

Yine ...

 

Abartmadan söyleyebiliriz ki, tüm islam alemindeki en aktif bayanlar İran da yaşamaktalar. Okur-Yazar oranının müslüman ülkelere göre  kadınlar arasında en yüksek olduğu ülke İran dır. Bayanların büyük hayalleri uğruna çoğu zaman evlenecek aynı yüksek ideallere sahip erkek bulmakta zorlandıkları bu ülkeden bahsederken, sanki kadınları savunuyormuş gibi davranıp, kelime arasına gizlenen sihirli harflerle, o ülkenin kadınlarını zavallı imajıyla yaftalamak nahoş bir tutumdur. İran kadını farisi,kürt,beluci fark etmeksizin güçlü ve

enttellektüeldir.

 

Gericilik meselesine gelirsek eğer ...

 

Malumunuz bu solcu kardeşlerimize göre müslüman ol istersen 7 üniversite bitir yinede gerici,softa ve yobaz ithamlarından kendini azade edemezsin. En işe yaramaz üçüncü sınıf türk-solundan devşirme entel müsvettelerine tüm örgütlerini teslim edip, üstüne üstlük birde o müsvettelerin aklıyla hareket eden bu zihniyet sahiplerine göre, müslüman olmak gerici olmak için yeterli bir gerekçedir. Eğer ilerici olmak materyalist dünya görüşüne amigoluk yapmak ise eğer, ne mutlu O İran a ki ilerici materyalist kümeye ait değiller. Darısı biz müslüman kürtlerin başına.

 

Anlayacağınız maddeler tek tek incelendiğinde kürt-sol eksenli eleştirilerin ulusal değil ideolojik boyutlarda olduğunu her siyasetkar zorlanmadan fark edebilir. Kimi milliyetçi söylevlerin arkasına sıkıştırılmış katı-marksist lügat yeryer kendini elevermekte. Halbuki anti-iran cı marksist muhalefet ne ulusal nede insani bazda kürtlere bir hayır getirmeyecektir.

 

Kürt-İran ilişkileri iyi düzeyde devam etmektedir. Güney deki Federal Yönetim ile İran arasındaki ikili ilişkiler tam gaz ilerlemekte vede iki toplum arasındaki ticari ve siyasi münasebetler Güney in politik nüfusunu kuvvetlendirmektedir. Güney deki ticari gelişimin arkasındakı pozitif faktörlerden biriside İran ile olan olumlu siyasettir. Stalinist bir savaş stratejisi izleyerek, İran devletiyle gerilla mücadelesine girişmek Güney deki statükoyu ateşe atmak demektir.

 

Güney deki rejime ilkel peşmerge rejimi sıfatını yakıştırıp, mücadelemiz ilkel bir kürt devleti değil şüphesiz komunist devrimdir düsturuna tabii olanlar için, belki Güney in ilhakı anlam ifade etmeyebilir, ancak bu halk sırf marksist megalomanlardan ibaret marjinal bir yığın değil, etiyle buduyla müslüman bir topluluktur.

 

İran da kürtlerin hak bazında suistimal edilmiş ferdi ve cemiyetsel tüm taleplerini sonuna kadar savunalım, ancak küfrün yoluna tabii olarak değil, Hak kın gölgesinin altında mücadele edelim.

 

İran a islam inkılabıyla vucuda gelmiş bir islam cumhuriyeti olduğu için değil, islamın müslüman milletlere verdiği kimi haklara itimat etmediği müddetçe muhalefet edelim.  Aksi takdirde satranç tahtasında piyon olmaktan öteye bir anlam ifade etmeyiz.


HABER PANORAMA