İnsanlara iyi, güzel ve faydalı şeyleri öğretmek, doğruları göstermek, yanlışlardan sakındırmak her insanın kul olarak vazifelerinden birisidir. Dolayısıyla her insan bir şekilde önce nefsinin, sonra aile ve diğer insanların eğitimcisidir. Hayatın kendisi bir eğitim sürecidir. Çünkü insan bu dünyaya ‘taallümle tekemmül’ etmek için gönderilmiştir.

Bu yüzden insanlık tarihinde gelmiş geçmiş en güzel eğitimciler peygamberler olmuştur. Ondan sonra sırasıyla âlimler, sıddıklar, salihler v.s. gelir.
Eğitimde, elbette eğitimcinin sevilmesi ve eğitenin gönle girmek gibi bir misyonunun olması şarttır. Çünkü öğretmenini sevmeyen öğrencinin, onun dersini de sevmediği bir gerçektir.
İşte iyi bir eğitimci muhatabını iyi tanımalı, ilgilenmeli, sevmeli, güler yüzlü olmalı ve olumlu düşünmelidir. Bütün bunlar ve daha da fazlası Peygamber Efendimizin (asm) eğitim metotlarında mevcuttur.
Sözün söyleniş biçimi, sözün özünden önemli olduğu gibi, söyleyen kişinin durumu da sözün tesiriyetinde etkilidir.
Araştırmalara göre insanlar arası iletişimde % 7 oranında kelimeler, % 38 oranında ses tonu, % 55 oranında beden dilinin etkili olduğu belirlenmiştir. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, beden dili denen şey de kişinin ruh hâlinin bir yansımasıdır.
Evet, Peygamberimiz (asm) bütün zamanların en iyi, en güzel, en etkili eğitimcisi, psikoloğu ve hatibidir.
Peygamber Efendimizin (asm) eğitim usûllerine bakıldığında olumlu davranışların ödüllendirilip, takdir edildiği görülür. Zirâ insanda müsbet davranışların yerleşmesi, olumsuzlukların silinmesi isteniyorsa, bunun en selâmetli yolu, olumlu ve güçlü taraflarını dillendirmek, ödüllendirmek ve takdir etmektir. Çünkü insanların fıtratında takdir görmek ve beğenilmek arzusu vardır. Bir çocuk veya bir genç, öğrenme aşamasında davranışlarının doğruluğunu ve yanlışlığını eğitimci rolündeki anne-baba, öğretmen veya çevresindeki insanların beğenisi veya takdirine bakarak tayin eder.
Eğitirken, çocuğun ve gencin iyi ve güçlü taraflarını dikkate sunmakla beraber konuya mutabık örnekler, kıssalar, hikâyeler davranışın daha çok akılda kalmasını sağlayacaktır. Çünkü hikâye ve kıssa dürbünleri hakikatleri daha çok yakınlaştırıp, idrak edilmesine hizmet eder. Meselâ Peygamber Efendimiz (asm), namazın önemi ile ilgili şöyle bir örnekleme kullanır: “Ne dersiniz, biriniz kapısı önünde bir akarsu olsa, sahibi orada günde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Resulullah (asm) devamında, “Beş vakit namaz da işte böyledir, onlarla Allah günahları siler.” buyurmuştur.
Peygamber Efendimizin (asm), bir başka eğitim usûlü ise, anlattıklarını yaşayarak öğretmesidir. En verimli ve tesirli öğretme metotlarından birisi, uygulamalı anlatımdır. Nitekim bir Sahabe, Peygamberimize (asm), abdestin nasıl alınacağını sorar. Resûlullah (asm) bizzat abdest alarak gösterir.
Yine bir başka eğitim usûlü ise, tekrar ile tesis yöntemidir. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu üslûp dikkat çeker.
Yine Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur’da da, bazı misâller tekrar edilir ki, bu, meselenin önemli olduğu ve tekrar ile zihinlere nakşedilmek istenmesi ile alâkalıdır. Peygamber Efendimiz (asm) ashabına yeni bilgiler öğretirken, en az üç defa tekrarlamıştır.
Eğitim metotlarından bir diğeri de, yazarak öğretmektir. Zira yazılar hem konuya dikkati toplar, hem ileride tekrarlanmak istenince elde bir metin bulunur. Araştırmalar gösteriyor ki, bir defa yazmak, aynı şeyi on defa okumaktan daha kalıcı olmaktadır. Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (asm), “İlmi yazı ile bağlayınız” buyurmaktadır.
Hâsılı, Peygamber Efendimizin (asm) terbiye ve eğitim metotlarına, insanlık, hem eğitim sistemi içerisinde hem de aile içerisinde çok muhtaçtır. “Evet, kahr ve cebr ile zahirî bir hakimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda ibka edilebilir. Fakat bütün kalplere, fikirlere, ruhlara icra-i tesir ederek, zahiren ve batınen beğendirmek şartıyla vicdanlar üzerine hakimiyetini muhafaza ve ibka etmek en büyük bir harika olmakla ancak nübüvvetin hassalarından olabilir.” (İşaratü’l-İ’caz, 164.)
Gerek ülkemizde gerek insanlık âleminde yaşanan pek çok problemin temeli, eğitimsizlik olduğu kadar, eğitim metotlarını bilmemekten de kaynaklanır. Peygamber Efendimizin (asm) terbiye metotlarını anlamak için o dönemdeki inatçı ve bedevî insanları nasıl kısa zamanda eğitip, beşere bir üstad ve muallim haline getirdiğine bakmak lâzımdır.
“Evet, tezhibü’r-ruh, riyazetü’l-kalp, terbiyetü’l-vicdan, tedbirü’l-ceset, tedbirü’l-menzil, siyasetü’l-medeniye, nizamatü’l-âlem, hukuk, muamelât, adab-ı içtimâiye, vs. gibi, ulum ve fünunun ihtiva ettikleri esasatın fihristesi Şeriat-ı İslâmiyedir.” (İşârâtü’l-İ’câz, 166.)
İşte, bugünkü eğitim sistemi çarkı içine girip de, hâlâ insan olunamamasının sebebi bu olsa gerektir. Ruh, kalp, vicdan, sosyal hayat kanunları gibi, ancak İslâmî bir terbiyenin konularından mahrum olarak sadece aklı beslemek şeklindeki sistem maalesef çürük, zalim ve hâlâ cahil mahsulatını üretip durmaktadır. (Yeni Asya)