Bazı meseleler, gündemin yoğun akışına kaptırılıp gözden kaçırılmayacak kadar önemlidir. Çünkü mevcut sorunların parçası veya tarafıdırlar.
Genelkurmay Başkanı, Mart ayı ortalarında bir sempozyumda (Küresel Terörizm ve Uluslararası İşbirliği Sempozyumu) koruculuk sistemini de, son dönemlerde himaye ederek sahiplenip savunduğu bazı hususlar gibi sahiplendi.
“Koruculuk sistemini kaldırmaya çalışmak terör örgütünün amacına hizmet etmek olacaktır.” tespitinde bulunmuştu.
Devletin bölgedeki aşiretleri koruculuğa iknaya çalıştığı 1989’daki topluntıların birinde (Hakkari’de) Tuğgeneral Recai Uğurlu’nun orada bulunanlara yönelik olarak: “Ya bizdensiniz, ya da PKK’dansınız” şeklindeki tehditvari uslubu, koruculuğun hangi şartlarda dayatıldığını gösteriyor. Her iki Paşa’nın tespitleri de öz ve mantık itibari ile aynıdır. “Ya bizdensiniz, ya da düşmansınız” genellemesi hakkaniyet ve mantıktan uzak olduğu gibi, büyük baskı ve mağduriyetlerin de habercisidir. Eş zamanlı olarak PKK da halka aynı dayatmada bulundu.
Tıpkı son zamanlardaki şehir eylemlerine alet edilen çocukların durumu gibi bir durum bölge halkının üzerine çöreklendi.
Nasıl ki PKK -bir şekilde- o çocukları organize edip panzerlerin, polislerin önüne sürüyorsa veya karşı atak olarak, polis o çocukları şeker veya top vermek şeklinde kazanmaya çalışıyorsa ve her iki durumda da kaybeden, hayatı kararan o çocuklar oluyorsa, bölge halkı da benzer duruma düştü. Akranları okullarda, dershanelerde veya başka sosyal faaliyet alanlarında geleceğe yönelik donanım kazanırlarken, bu çocuklar da, önce çatışma meydanlarında teşhir edilirler. Sonra da fişlenip mahkemelerde, cezaevlerinde yahutta sürekli bir gözetim altında süründürülürler.
Gerçekten sonraki yıllarda açıkça görüleceği şekilde “sivil kalması gereken büyük bir halk kitlesi” militarist bir yapıya, dolayısıyla bir tehdit unsuruna dönüştürüldü.
Olağanüstü Hal Askeri İdaresi ve PKK militarizmine, koruculuk militarizmi de eklenince bölgede tamamen kaotik bir ortam hâkim oldu. 18 bin faili meçhul cinayet, işte bu iklimin ürünüdür.
“Ya bizdensin, ya onlardan” dayatması, her iki taraftan da olmayanları çok güç durumlarda bıraktı. Taraflar “hâkimiyet alanı” oluşturma rekabetine girişince geriye kalanlar tehdit, baskı zulmün her türü ile karşı karşıya kaldılar. Köy boşatmalar, yakmalar, yayla ve meraların yasaklanması, şehirlerdeki sindirme ve baskılar, ideolojik uyuşmazlık nedeni ile her iki tarafın ortak hedefi haline geldiler. Bu durum, bu kesimlerde kendini savunma ve koruma önlemleri alma zorunluluğu doğurdu. Öte yandan bu tür imkânı olmayan vatandaş kitlelerde, çareyi yerlerini, yurtlarını terk edip başka yerlere bu boşuna bir tabir değildir. Zira bölgeden göçen nüfus ancak “milyon” rakamı ile ifade edilebiliyor. Bu göçlerde PKK etkendir, ancak en büyük pay sahibi devlet ve koruculardır. Çünkü PKK genel bölge nüfusuna oranla çok küçük ve marjinal kalıyordu. Ama silahlı korucu kitlesi belgenin sosyal - toplumsal dokusunu alt - üst etti.
Şu anda devlet istihbarat bilgilerine göre, kavgalarında silahlı PKK’lı Türkiye sınırları içinde, bir o kadar da sınır dışındadır. Buna karşın 12 bin kadar gönüllü 60 bin civarında maaşlı olmak üzere 70 binin üzerinde korucu vardır. Bir de korucular kabile veya aşiret nüfusuna oranlanarak alındığından “Korucu nüfusu” bu sayının en az 20 ile çarpımına tekabül eder. (Kanunun korucu sayısı 40 bin ile sınırlıdır. Devlete karşı tehdit unsuru haline gelmesi için. Ancak gerek görüldüğünde bakanlar kurulu kararı ile %50 arttırıla bilir. Şu an bu durum söz konusu.)
Bu silahlı kitlelere ilaveten normal şehir için kolluk kuvvetleri hariç (ki bu da diğer bölgelere oranla 2- 3 kat yoğunluktadır) bölgeye 250 bin ile 350 bin arasında değişen “operasyonel güç” şeklinde askeri birlik v.s konuşlandırılıyor. Bu kadar silahlı kitle, birçok Avrupa, hatta dünya üzerindeki pek çok devletin ordularından daha fazladır.
Böylesi bir vasatta yaşamak zorunda kalan halkta, fırsat buldukça silah edinme zorunluluğu hissediyor. En önemlisi de tüm bu silahlı kesimler başka yerlerde ki askeri birliklerin veya silah sahiplerinin psikolojisinde değiller. Herkes her an kendisini tehdit altında hissediyor. Dolayısıyla teyakkuz halindedirler. Zaten bu haliyle deyim yerinde ise bir savaş (ki uzmanları düşük yoğunluklu savaş olarak adlandırıyorlar) iklimi oluşmuş durumda.
Bu tepsilerden sonra şunu anlamaya ve algılamaya çalışmalıyız. Hatta empati yapılmalı.
Bölge insanı bu kadar aktif silahın gölgesinde yaşıyor. Bu kadar teyakkuz halindeki silahın arasında, hukuk işlemez.
En mükemmel ekonomik sistemler bile çaresiz kalır. En insancı siyasi projeler, parti programları kâğıt üzerinde kalır.
Eğer bu bölgeye yönelik bir açılım yapılacaksa, en önemli hatta ilk adımı bu koruculuk sisteminin kaldırılması olmalıdır.
Türkiye’nin diğer bölgelerinde de asayişi bozucu terör, mafya, çete faaliyetleri oluyor. Sadece İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerde yıllık meydana gelen tedhiş olay sayısı, Doğu, Güneydoğuda meydana gelen olaylardan çok daha fazladır. Oralardaki çete – mafya örgütleri daha da zarar vericidirler. Devlet buralarda da güvenliği sağlamak için normal halkı silahlandırıyor mu? Düşünün ki korucular gibi İstanbul – Ankara da halk silahlandırılsa sonuç nereye varır. Buralarda güvenlik nasıl sağlanıyorsa, oralarda da o tür önlemler alınmalıdır.
Devlet aşiret ve kabilecilik yapısı üzerinde koruculuk sistemini yürütmeye çalışarak orada ki feodal yapıyı da bir nevi besleme yoluna gidiyor. (Osmanlıda da Hamidiye olayları yolu ile bu tür bir pragmatist siyaset izlenmişti.)
Korucularda devlet gücü üzerinden menfaat sağlamaya yönelik otorite oluşturmaya çalışıyorlar. Kan davaları intikamı, organize suç örgütlerinin oluşması, Ergenekon ve Susurluk yapılanmalarında görüldüğü gibi itirafçılarla çete oluşturma gibi pek çok konum dışı yapılanma bu sistemin ürünüdür. Devlet ve korucular bir noktada menfaat örtüştürüyorlar. Bunun faturasını da bölge halkı topyekûn ödüyor.
Bölge halkına “Ya PKK, ya Koruculuk” şeklinde ikili bir alternatif dayatılmamalıdır. Günümüz insanlığın ulaştığı noktalarda ikisi de yaşam tarzı olmaktan çok uzaktır. Bölge halkı çözüm olarak ikisinden de kurtulmak istiyor.
(Yasin Demir / Doğru Haber Gazetesi)