"İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşananlar; gençlik politikaları, eğitim sistemi, kültürel dönüşüm ve toplumsal değerler üzerine yeniden, daha derinlikli düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bir kez daha anlaşılmıştır ki zeki ve başarılı olmak, ahlaklı ve iyi olmak için yeterli değildir... Ruhu bedene, ahlakı özgürlüğe, yaşam amacını tüketim kültürüne feda eden neoliberal kültür, gençlerin karakterinin üzerinden adeta bir tank gibi geçmektedir. Şiddeti, şehveti, erotizmi, rekabeti ve kazanmayı, öne geçmeyi hayatın merkezine yerleştiren kapitalist kültür gençlerin kimlik gelişiminde onarılması zor yaralar oluşturmaktadır."

Liselerde Şiddet, Taciz ve Akran Zorbalığı Üzerine: İstanbul Erkek Lisesi Olayının Düşündürdükleri

Gençler geçmişin köklü birikimlerinden ilham alarak geleceği inşa eder. Geleceğimizin teminatı olan/olması gereken gençlerin çeteleşme, suç, şiddet, taciz ve zorbalık gibi kavramlarla kamuoyuna yansıması hem yürekleri burkan hem de hassasiyet gösterilmesi gereken bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.

İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşanan son olaylar Türkiye kamuoyunu hızla karşıt kamplara ayırmıştır. Tartışmaların çoğu meseleyi özünden uzaklaştırmakta ve karşıt ideolojik pozisyonları tahkim etmek amacıyla kullanılmaktadır. Bir kesim, 13–14 yaşındaki kız öğrencileri “kadın” olarak tanımlayarak olayı cinsiyetçi söylemler üzerinden okuma çabasına girmiş, konuyu aile ve erkek düşmanlığı eksenine çekmiştir. Başka bir kesim gençlerin yaşadığı güçlükleri politik amaçlar için bir fırsata dönüştürmüş, bir diğer kesim ise kendi politik referanslarını koruma derdine düşmüştür. Oysa olay, tüm toplum kesimlerini ilgilendiren çok boyutlu bir sosyal soruna işaret etmektedir. İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşananlar; gençlik politikaları, eğitim sistemi, kültürel dönüşüm ve toplumsal değerler üzerine yeniden, daha derinlikli düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bir kez daha anlaşılmıştır ki zeki ve başarılı olmak, ahlaklı ve iyi olmak için yeterli değildir. Türkiye’nin gençlerini kariyer sahibi ve varlıklı bireyler hâline getirmek için gösterilen çabanın çok daha fazlası, onların ailelerine, ülkelerine ve insanlığa fayda sağlayan erdemli insanlar olarak yetişmelerine yöneltilmelidir.

Okuldaki 9. sınıf öğrencilerinin davranışları erotizm kültürü ve taciz eksenli iken, 11. sınıf öğrencilerinin tutumları akran zorbalığı ve şiddet kategorisine girmektedir. O halde yaşanan gelişmelerde odaklanılması gereken iki ana konu vardır:

-        Erotizm kültürü ve taciz,

-        Öfke kültürü, akran zorbalığı ve şiddet.

1. Erotizm Kültürü ve Taciz

Cinsel içerikli şiddetin mazereti olmaz. Bununla birlikte taciz ve tecavüz vakalarının artması üzerine iyi düşünmek gerekmektedir. Günümüzde gençler, sosyal medya, internet, moda ve eğlence sektörleri aracılığıyla tarihte hiç olmadığı kadar yoğun bir erotizm kültürüne maruz kalmaktadır. Bu tür içerikler, pornografik şiddeti normalleştirmekte ve gençlerin zihin dünyasını kaçınılmaz biçimde etkilemektedir. Kadınların ve kızların bedenini nesneleştiren, gençleri sürekli cinsel uyarıcılara maruz bırakan bu kültür; taciz ve tecavüz vakalarının artışında belirleyici bir rol oynamaktadır. Reklam sektöründe kadın bedeni araçsallaştırılmakta; moda sektörü ise anaokulu ve ilkokul çağındaki çocukları bile podyum estetiği içinde yetişkinleştirilmiş figürlere dönüştürmektedir. Bunun bir yansıması olarak çocuk kıyafetlerinde “yetişkin tarzının” yaygınlaşması hem çocuklar hem yetişkinler açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Sosyal medya aracılığıyla çocuklara ve gençlere eğlence adı altında şiddet ve erotizm sunulmaktadır. İnternetten film izlemek isteyen bir kullanıcı bile uygunsuz dans ve söylemler içeren içeriklerle karşılaşabilmektedir. Sosyal medya algoritmalarının gençlerin önüne sürekli erotik içerikleri getirmesi, bu tür paylaşım yapan sosyal medya ünlülerinin milyonlarca takipçisinin olması maruz kalınan cinsel şiddetin boyutlarını arttırmaktadır. Bu durum, gençlerin dijital ortamlarda sürekli olarak riskli davranışlara yönlendirildiğini göstermektedir.

2. Şiddet, Öfke Kültürü ve Akran Zorbalığındaki Artış

Gençler arasında görülen diğer önemli sorun alanı ise şiddet ve zorbalık kültürüdür. Son yıllarda yalnızca liselerde değil, ortaokul ve hatta ilkokullarda dahi zorbalık ve şiddet vakalarında belirgin bir artış görülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bu yılı “Akran Zorbalığı ile Mücadele Yılı” ilan etmiş olması bu artışın boyutlarını göstermektedir. Bu noktada; akran zorbalığındaki ve şiddet olaylarındaki artışın nedenlerini, bununla birlikte ergenlik dönemine özgü öfke patlamalarının ilkokul düzeyine kadar inmesinin sebeplerini iyi düşünmek gerekmektedir.

Artan öfke ve şiddet olaylarının tohumları çocukların yetiştirilme döneminde atılmaktadır. Çocukların “el bebek gül bebek” büyütülmesi, her isteklerinin karşılanması ve sınırlarla tanıştırılmamaları, isteklerine ulaşamadıkları durumlarda yoğun öfke duygusuna kapılmalarına yol açmaktadır. Buna sosyal medyada ebeveyn avına çıkmış kişisel gelişim uzmanlarının duyması hoş ama içeriği boş tavsiyeleri de eklenince çocuklar ailelerinden alması gereken terbiyeden mahrum kalmaktadır.

Öfke ve şiddet kültürünün diğer bir sebebi ütopik hümanist söylemlerdir. Aşırı bireycilik, sürekli yüceltilen özgüven ve “sen değerlisin” kültürü, çocukların kendilerini dünyanın merkezi olarak algılamalarına neden olmakta; bu da rahatsız oldukları birçok durumda öfke, zorbalık ve şiddeti bir çözüm yolu olarak görmelerine yol açmaktadır.

Öte yandan adalet duygusunu zedeleyen bürokratik ve politik uygulamalar; gençlerde adaletin ancak bireysel yollarla ya da çete tipi oluşumlarla sağlanabileceği düşüncesini beslemektedir. Bu durum çeteleşme, zorbalık ve fiziksel şiddeti artıran temel bir faktördür.

Gençler arasında sınırların aşındığı flört ilişkilerinin artması da hem taciz hem zorbalık olaylarının bir diğer nedenidir. 1980 ve 1990’larda görülen “Benim manitama mı bakıyon?” magandalığı günümüzde biçim değiştirerek devam etmekte; gençler “ilişkilerini ve sevgililerini koruma” bahanesiyle şiddete başvurabilmektedir.

İlkokuldan itibaren ekranların, özellikle online oyunların çocukların dünyasını doldurması da önemli bir tetikleyicidir. Öldürme, saf dışı bırakma, kan dökme ve rakibi yok ederek “kazanma” üzerine kurulu dijital oyunlar, çocukların başarı anlayışını kökten etkilemekte; benzer davranış kalıplarının gerçek hayata taşınmasına zemin hazırlamaktadır.

Bir diğer gözden kaçan unsur ise müzik kültürüdür. Akademik çalışmalar, müziğin duygu, düşünce ve davranış üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle rock, rap ve pop müzik videolarında erotizm, aldatma ve şiddet temalarının yoğun kullanımı gençler üzerinde olumsuz davranış örüntülerini tetiklemektedir.

Şiddeti ve tacizi besleyen en önemli değişken yaşama ve düşünme alışkanlıklarımızı belirleyen kültürel ortamdır. Ruhu bedene, ahlakı özgürlüğe, yaşam amacını tüketim kültürüne feda eden neoliberal kültür, gençlerin karakterinin üzerinden adeta bir tank gibi geçmektedir. Şiddeti, şehveti, erotizmi, rekabeti ve kazanmayı, öne geçmeyi hayatın merkezine yerleştiren kapitalist kültür gençlerin kimlik gelişiminde onarılması zor yaralar oluşturmaktadır.

Sonuç

Eğitim sisteminin erdemi ve ahlakı değil; başarıyı ve sınavı merkeze alması gençlerin davranışlarına rehberlik edecek değerlerin geride kalmasına neden olmaktadır. 40 saatlik bir lise programında Matematik ve Fen derslerine 15-20 saat; yıllardır aynı konuları tekrar eden Edebiyat-Coğrafya-Tarih gibi derslere 10-12 saat ayrıldığı buna karşın karakter gelişimi ile ilgili derslerin olmadığı ya da çok az olduğu bir eğitim sisteminde gençlerde olumsuz davranışların ortaya çıkması çok da şaşırtıcı değildir.

Bununla birlikte birkaç on yıldır Amerika’nın Pragmatizm felsefesine dayalı, Dünya’da ve Türkiye’de yaygınlaştırılan Yapılandırmacılık yaklaşımı ile onun ürünü olan “çocuk merkezli” eğitim anlayışı eleştirel bir okumaya tabii tutulmalıdır. Pragmatizm felsefesi ve onun ürünü olan Yapılandırmacılık kuramı hakikati ve evrensel doğruyu reddeden, hikmeti ve irfanı göz ardı eden, doğruluğu kişisel ve toplumsal faydaya indirgeyen, öğretmeni ve ideal değerleri etkisizleştiren bir yaklaşımdır. Öğrenci merkezli eğitim, özgürlük ve özgüven paradigması gibi ütopiktir ve eksiktir. Öğrenci merkezli eğitimin kaçınılmaz çıktılarından biri, öğrenciye söz geçiremeyen ve giderek onun karşısında otoritesini yitiren ebeveyn ve öğretmen sayısındaki artıştır. Öğrenci tabii ki önemlidir, değerlidir ve bireysel farklılıkları da dikkate alınmalıdır. Ancak hayatta insana bilgi, donanım ve tecrübe yol gösterir. Üçü açısından da eksik olan biri neden eğitimin merkezinde olsun ki? Nasıl olabilir ki? Öğretmenin merkeze alındığı totaliter yaklaşım ne kadar sorunluysa; öğretmeni, eğitimi ve terbiyeyi geri plana iten öğrenci merkezli anlayış da en az o kadar sorunludur. Asıl ihtiyaç hem öğrenciyi hem öğretmeni kapsayan, köklü bir değerler sistemi üzerine inşa edilmiş yeni bir eğitim modelinin geliştirilmesidir.

Görünen o ki birtakım projelerle ve işbirlikleri ile şiddet, zorbalık ve taciz vakalarının önüne geçilememektedir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin aileyi ve erdemleri önemseyen bir bakış açısına sahip olması bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Erdemlerin ve değerlerin sadece örtük programlar olarak değil, ders üniteleri ve bağımsız dersler olarak işlendiği bir eğitim sistemi acil bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısıyla şiddetin ve kontrolsüz şehvetin nedenleri, sonuçları ve çözüm yollarına ilişkin nitelikli çalışmaların artırılması; gençleri ve toplumu kuşatan bu erotik şiddet kültürüne karşı etkili eğitim programları, toplumsal farkındalık girişimleri ve sağlam yasal düzenlemelerin biran önce hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görünmektedir.

AB politikalarından aşırı biçimde etkilenmiş ya da kopyalanmış eğitim modelleri yerine, kendi medeniyet birikimimizi önceleyen bir eğitim sistemi kurulmalıdır. Örneğin hem özel alanı hem kişisel saygınlığı hem de hayâyı korumayı içeren mahremiyet eğitimleri ülke çapında yaygınlaştırılmalıdır.

Anlamı, iyiliği, sevgiyi ve erdemi merkeze alan bir medeniyet bilinci oluşturmak için 5, 10 ve 20 yıllık stratejik planlara ihtiyaç vardır. (islamianaliz)