Ermenek'teki maden kazasının üzerinden bu gün itibarıyla iki haftadan fazla bir zaman geçmiş durumda ve 16 mazlum halen yerin yüzlerce metre altında.

Hani derler ya, bir musibet bin nasihatten daha hayırlıdır, diye. Bu söz Türkiye için geçerli değil galiba. Çok değil, daha 6 ay önce Soma'da 1 değil tam 301 musibet yaşandı. Ama belli ki nasihat kâr etmediği gibi musibet de bir anlam ifade etmiyor.

Önce Soma faciası yaşandı. Sonrasında hiç durmadan devam eden ve ölü sayısı az olduğu için gündeme gelmeyen maden kazaları ard arda devam etti. Ardından ise 18 canı yutan, onlarca haneye ateş düşüren Ermenek cinayeti geldi.

Grizu, Göçük, Yangın, Su, Denetimsizlik, Vahşi kapitalizmin azgın kâr hırsı, Eski ocak, Gaz maskesi, yaşam alanı, AFAD ve ortada dolaşan yüzlerce kavram var.

Bir de alınlarından kara kara ter damlayan tertemiz yürekli canların bir bir gidişi var.

Bana en ağır geleni ne biliyor musunuz? Tüm ihmallere ve ölümlere davetiye çıkarılmış olunmasına rağmen, bu olayların halen Cinayet değil de kaza olarak adlandırılmış olması…

Oysa gelişmeler gösteriyor ki; Soma da Ermenek de diğerleri de birer toplu cinayet ve katliamdır…

Her toplu katliamdan sonra, cevval Bakanlar hemen koşup madenin ağzına yerleşiyor ve günlerce orada bulunup adeta günah çıkarıyorlar. Belki de dostlar alışverişte görsün, istiyorlardır.

İnsanlar yerin yüzlerce metre altında can verdikten sonra o madenlerin önünde haftalarca sabahlayan bakanlardan sadece biri önceden o madenlerden birinde işçilerle sabahlamış olsaydı eğer, bu cinayetler olur muydu acaba?

Soma'dan sonra, Türkiye'deki bütün madenleri en azından 1 aylığına bile olsa kapatarak bütün madenlerde gereken denetimler hakkıyla yapılmış olsaydı bu gün Ermenek faciası yaşanır mıydı acaba?

Amenna, Tedbir, takdirin önüne geçmez. Fakat şu da açıktır ki, gerekli tedbirler hakkıyla alındıktan sonra yaşanan durumlar, işte o zaman kaza olarak adlandırılabilirdi? Böyle tedbirsiz, denetimsiz olunca bunun adı kaza değil, cinayet hatta katliam oluyor.

Geçen gün bizzat Başbakan tarafından kimi etkin tedbirlerin alınacağı açıklandı. Peki, bu tedbirler, Soma'dan sonra neden uygulamaya konulmadı acaba?

Devlet'in aklının başına gelmesi için daha kaç ailenin ocak önlerinde ağıt yakması gerekiyor. Daha kaç can bir vagon kömür için yerin binlerce metre altında yitip gitmeli?

İşin ilginç yanı, her şeye rağmen olayların siyasi faturasının halen kesilmemiş olması. Devlet erkânı, kurtarma faaliyetlerine katılanların sayısıyla övünüp duruyor.

Başbakan çıkıp, cinayet ocaklarının önünde sabahlayan Bakanlarına teşekkür ediyor.

Ama bir Allah'ın kulu da çıkıp, Ya hu kardeşim bu işte Devletin de sorumluluğu var, sorumluluk sahipleri cezalandırılmalı, deme zahmetinde bulunmuyor.

Ateş her zamanki gibi düştüğü yeri yakıyor.

Maden cinayetlerinden sonra gördük ki; Devlet sadece Cenaze Levazımatçılığıyla yetiniyor.

Neymiş efendim, Maden Cinayetlerine kurban gidenlerin kredi borçları silinecekmiş…

Hepsi bu…

Eğer bundan sonra bu tür toplu katliamların yaşanması istenmiyorsa, ilgili bakanlar yeni cinayetleri beklemeden, Basra harap olmadan önce gidip o madenlerin önlerinde yatmalı, işçinin neler çektiğini gözleriyle görmelidir.

İşçiler, işverenin insafına terk edilmemelidir…

Yoksa AFAD, daha çok bekler maden önlerinde…

28 Ekim'den bu yana canlar halen toprak altında. Aileler artık, cenazeleri çıksa da evladımızın bari bir mezarı olsa, bekleyişinde…

Ateş bir kez daha düştüğü yeri yaktı. Ermenek'te ne Vali kaldı ne de Bakan… Bir tek analar var gözleri maden ocağının kapısında bekleyen…

Bir de Babalarını bekleyen sabiler ve kocalarını bekleyen gariban bacılar.

Ateş Ankara'yı yakmadı, Ateş Meclisi ya da Mecliste grubu bulunan partileri de yakmadı… Ateş Ermenek'i yani düştüğü yeri yaktı…

Ankara mı, Ankara'daki Bakan Beylerin acil durumlarda yani bir daha ki katliamlarda kullanılmak üzere hazırlanan valizleri dolu bir vaziyette yeni bir maden cinayetini bekliyormuş…

Yazık yitirdiğimiz canlara…

Sayın bakanlar, Allah rızası için o valizlerinizi alıp yola koyulun. Maden alanlarında sabahlamak için yeni katliamları beklemeyin…

Alın valizlerinizi ellerinize ve şu an faal olan madenlerin kapısına dayanın. Ya işçisine yemeği bile madenin derinliklerinde yediren benzer patronların yakasına yapışın ya da gidin babası halen yerin altında olan o çocuklardan birinin gözlerinin içine bakın…

Dedik ya, Ateş Ankara'yı değil, Soma'yı, Ermenek'i ve diğer madenci şehirlerini yaktı…

Rabbim tekrarından muhafaza eylesin…

Tekrar hatırlatalım, 16 Kardeşimiz halen yerin yüzlerce metre altında… Binlercesi ise, aynı tehlikeyle karşı karşıya.

Artık uyan be Ankara…

Rahmet ve sabır dileklerimle…

Selam ve Dua İle…

(Metin Gökmen - Hürseda Haber)