Belli ki; adına çözüm süreci denilen olayda taraflar bir birlerine güven vermiyorlar. Bu yüzden de iki taraf da sık sık komplolar kurma suretiyle bir birlerini sınayıp duruyorlar. Bunun ceremesini ise her zaman olduğu gibi sivil insanlar çekiyor.

Her sınamadan sonra ise karşılıklı olarak atılan ger adımlar ve yeni irade beyanlarıyla süreci kurtarma çabasına giriyorlar. 6-8 Ekim'de yaşanan ve olayların tamamen dışında olan hatta halkın selameti için kendisine yapılan saldırılar karşısında bile sabır ile hareket eden Hizbullah Cemaati'nin hedef alınmasıyla şekillenen olaylar da bunun göstergesidir.

Gelinen aşamada, Hizbullah Cemaati'nin gerektiği gibi davranarak hem kendisine yönelik oyunları hem de halka kurulan tuzakları boşa çıkardığını düşünmekteyim.

Bölge insanı asıl meselenin PKK'nın, Hizbullah'ı bölgeden silmek istemesi olduğunun farkındadır. Bu yüzden herkes bilir ki son tahlilde ne Hüda Par ne de HDP/DBP son söz sahibi değildirler.

Nitekim Ekim provokasyonunda bölge halkı Hizbullah Cemaati'nin bölgedeki etkinliğine bir kez daha şahitlik etmiş oldu.  Eğer Hizbullah Cemaati, olaylar karşısında dirayetli bir duruş sergilememiş ya da olaylara müdahil olmamış olsaydı, eminim bu gün bölgede tarikat, mezhep ya da fikir ayrımı yapılmaksızın dindar insanlara yönelik bir soykırım yaşanmış olacaktı.

Ama Hizbullah Cemaati, gerektiğinde sabrederek gerektiğinde ise muhataplarını anladıkları dilden cevaplayarak hem kendine gönül verenleri muhafaza etmiş oldu hem de kurgulanan oyunu bozdu.

Her ne kadar başta Devlet olmak üzere PKK ve diğer hâkim güçler, kabul etmek istemese de Ekim olayları, Hizbullah'ın bölgedeki etkinliğini bir kez daha ispatlayarak Hizbullah Cemaatini de bölgenin geleceğinde söz hakkı olan siyasi bir aktör haline getirmiştir.

Madem süreç, Kürt Süreci o zaman dindar Kürtleri temsilen Hizbullah da bu sürecin içerisinde olmalıdır.

Hatta hani bu günlerde çokça dillendirilen üçüncü göz var ya aslında o Hizbullah Cemaati olmalıdır.

Başta da belirttiğim gibi iki taraf da bir birlerine güvenmediğinden PKK kanadı, ABD'nin üçüncü bir göz olarak süreci denetlemesini ve sürece katkı sunmasını istiyor. Devlet ise Oslo'dan ağzı yanmış olacak ki; illa da yerli olsun, diyor.

Aslında sürecin üçüncü bir göz veya kuvvet tarafından denetlenmesi talebi yerinde bir taleptir. Bakın en basit konularda bile çıkıp iki taraf bir birlerini yalanlayabiliyorlar. Mesela, yol haritası meselesi. Devlet yol haritasıyla ilgili taslağı muhataplarına verdiğini söylerken onlar ise, hayır bize bir şey verilmedi, diye ısrar ediyorlar. Bu ve benzeri anlaşmazlıkların aşılması ve her iki tarafı da doğruluğa yönlendirecek bir göze veya iradeye ihtiyaç duyulması normaldir.

ABD ise, bu misyonu üstlenecek en son güçtür. ABD, İngiliz emperyalizminin bir ürünü olarak ortaya çıkmış ve İngiltere'nin gerilemesiyle öne çıkmıştır. ABD aklını halen İngiliz kökenli emperyalist bakış açısı idare etmektedir.

Kürtleri, dört parça halinde, dört ayrı ülkenin içerisine dağıtan da tarihin şahadetiyle İngilizlerdir. Bu güne kadar Kürtlerin dertlerine derman olmayan, Kürtlerin acılarına dönüp bakmayan ABD'nin, birden bire Kürtlerin hamiliğine soyunması ve Kürtlerin de bunu kabul etmeleri kabul edilir bir davranış değildir.

ABD için her dost, kullanılıp atılacak bir mendil kadar değerlidir. Şundan emin olalım ki; ABD bu gün Kürtlere yakın duruyorsa Kürtleri kullanabileceği birer aşiret olarak gördüğü içindir. Şu an Kürtlerin hamiliğine soyunan ABD değil miydi PKK'nın liderini Türkiye'ye teslim eden?

Ya da Halepçe katliamı yaşanırken neredeydi ABD?

ABD'den ne dost olur ne de üçüncü göz.

Üçüncü göz olarak ABD, hükümet kanadı tarafından kabul görmeyince bu kez süreci denetleyecek yerli bir kuruldan bahsedilmeye başlanıldı. Şimdilik bunun üzerinde anlaşılmış gibi görülüyor.

Oluşturulacak kurulun içerisinde Hizbullah Cemaati'nden temsilciler de olmalıdır.

Neden mi? İşte sebepleri…

Her şeyden önce Hizbullah Cemaati, en başta Kürdistan'ın ve Türkiye'nin bir gerçeğidir. Bölgeyi, bölgenin sorunlarını, yaşanan mağduriyetleri en iyi bilmekte ve bunların çözümüne en doğru katkıyı sunacak tecrübeye sahiptir.

Yine Hizbullah Cemaati, Kürdistan'ı tanıdığı gibi, ülkenin bütününü de tanımaktadır. Bu da dengesel hassasiyetler için çok büyük bir şanstır.

Başta PKK, Hüda Par, DBP olmak üzere bölgedeki diğer güçleri de iyi tanıyan ve analiz etme yetisine sahip olan Hizbullah Cemaati, adil davranışıyla bölge dengelerini bir mizana oturtmayı başarabilir.

İslami ve Kürdistani kişiliğiyle Hizbullah Cemaati, PKK ve AKP arasındaki uçurumun da kapanmasını sağlayabilir. PKK bölgede Kürdistani yönünü ön plana çıkarmaya çalışıyor. AKP ise bölgede daha ziyade İslami jargonu kullanıyor. Hizbullah Cemaati ise, bu her iki vasfa da sahiptir. Kürtlükse Kürtlük Müslümanlıksa Müslümanlık. Bu özellikleriyle Hizbullah Cemaati, Kürt ve Kürdistan meselesinin çözümünde büyük bir şanstır. Ve bu şanstan faydalanılmalıdır.

Daha birçok sebep sıralana bilir. Ama şu bir gerçektir ki Hizbullah Cemaati kesinlikle bu sürecin içerisinde olmalıdır.

Hizbullah Cemaati'nin sürecin içerisinde olması en çok Kürdistan'ın iç barışı açısından önemlidir. Böylesi bir müdahil olma durumu, PKK ve Hizbullah arasındaki sorunların çözümünü de sağlayacaktır.

Evet, benim belirtmek istediğim aranan üçüncü göz tek başına Hizbullah Cemaati olmasa bile, oluşturulacak mekanizmanın içerisinde Kürdistani bir değer olarak Hizbullah temsilcilerinin de olmasıdır.

Hatta bu kurulun İmralı'ya, Kandil'e gideceği de belirtiliyor. Buralara gidecek heyetlerin içersinde de Hizbullah Cemaati'nden temsilciler olmalı ve Hizbullah Cemaati'nin sürece sunacağı katkılar önemsenmelidir.

Bu talebi herkesten önce Kürt halkı dillendirmelidir. Çünkü Hizbullah Cemaati, bu güne kadar attığı her adımda Kürt Halkı'nın selametini önceleyerek Kürtlerin temsilcilerinden biri olduğunu ispatlamıştır…

Hizbullah Cemaati hem Kürdistan için hem de ülkenin geneli için bir şanstır. Gerçek barışa giden yolda Hizbullah Cemaati'nin İslami ve Kürdistani tecrübelerinden muhakkak surette istifade edilmelidir.

İçinde Hizbullah'ın olmadığı hiçbir çözüm, Kürtlerin hayrına olmayacak ve sorunları bitirmeyecektir. Çünkü Kürtler her şeyden önce iç barışa muhtaçtırlar.

Hizbullah Cemaati ise bu güne kadar sergilediği İslami ve Kürdi tavrıyla, Kürtlerin iç barışını önemsediğini göstermiştir.

Benim anladığım şudur ki; Hizbullah Cemaati Kürtler ve Kürdistan için gerçek bir şanstır. Kürtler bu şansı iyi değerlendirmelidirler.

Kürdistan'da iç barışın sağlanması için herkesten çok PKK'ye iş düşmektedir. PKK kendisinden başka herkesi düşman olarak görmekten vazgeçmeli ve Kürt Halkı'nın taleplerini daha güçlü bir şekilde dillendirebilmesi adına başta Hizbullah Cemaati olmak üzere tüm Kürdistani güçlere, ön koşulsuz olarak zeytin dalı uzatmalıdır.

Rabbim o günleri de gösterir İnşaallah…

(Metin Gökmen - Hürseda Haber)