Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Hükümet bir kez daha tam da HDP'nin istediği, aylardan beridir olması için çaba sarf ettiği bir karara imza attı. Adına güvenlik paketi denen ve polise haddinden fazla yetkiler veren yasanın çıkmasındaki en büyük pay HDP zihniyetine aittir.

Aslında bu yasa tam da HDP ve onun halkla polisi karşı karşıya getirme ve bundan rant sağlama zihniyetiyle yüzde yüz uyuşuyor.

Hele bir de Polise ya da Devlet'e tepki gösterirken muhalifleri de aradan çıkarmak mümkünken, bu yasadan ve bu yasa sonrası çıkacak karışıklıklardan kimin nemalanacağı açıktır.

Nitekim paket daha yasalaşmadan açıklama yapan Demirtaş, bir kez daha milleti sokağa çağırdı. Bakmayın bu çıkarılacak yasa hakkında bağırıp çağırmalarına, aslında bu yasanın çıkmasına ve bu yasadan vazife çıkaran polislerle Kürt gençlerinin karşı karşıya gelmesine en çok sevinenler HDPlilerdir.  

Çünkü çıkacak her türlü gerginliğin işlerine yarayacağını ve bundan nemalanacaklarını biliyorlar. Belki de bu yasa bir tür danışıklı dövüşün ürünü.

Ama gelin görün ki; Ne Demirtaş ve türevlerine, ne Kandil'dekilere ne de Erdoğan ve Davutoğlu'na değil, doğrudan bölge insanına huzursuzluk getirecektir bu yasa.

6-7 Ekim olayları daha sıcaklığını korurken Demirtaş tarafından yapılan bu çağrının ne tür sonuçlar doğuracağını kestirmek şimdiden zor. Ama yaşanan tecrübeler ve Demirtaş'ın açıklamalarından sonra oluşan gündeme bakılırsa eğer, sokağa çıkılması durumunda acı olayların yaşanacağı aşikardır.

Nitekim Kobani bahanesiyle başlayan olaylar başta dindarlar olmak üzere Kürt Halkına ölüm, linç, talan, yağma ve zulüm olarak yansımıştı.

Olaylardan sonra kameralar karşısına geçen Demirtaş, Olayların bu şekle geleceğini kestiremedik, diye kendini savunmuştu. Ama artık kestirmeden de öte, önünde bir örnek ve acı bir tecrübe var. Buna rağmen hiçbir istisnai çağrı yapmadan ve kıyameti koparırız diyerek halkı sokağa çağırmak tam anlamıyla bir aymazlık ve Kürt düşmanlığıdır.

Nitekim Demirtaş'ın açıklamalarından hemen sonra, Dicle Üniversitesi'nde dindar öğrenciler, sırf bir stand açtıkları için, Peygamber (S.A.V) ile ilgili bir çalışma yürüttükleri için saldırıya uğradılar.

Ayrıca Demirtaş'ın, sokak, çağrısından hemen sonra YDG-H çetelerine yakın hesaplar hemen harekete geçerek Hizbullahileri ve Hüda Parlıları hedef göstermeye başladılar.

Yani Demirtaş kan dökülmesi konusundaki hedefine ulaşmak üzere. Acaba birileri onu oraya ikide bir Kürt Halkı'nın kanını akıtacak açıklamalar yapsın diye mi oturttu. Aslında Demirtaş'ın sadece bir vitrin olduğu gerçeğini unutmuş da değilim.

Belli ki PKK-KCK yapılanması böyle bir emir vermiş durumda.

Devletin bu tür aşırı güvenlikçi yasalarına tepki vermek elbette lazım. Ama bunu yaparken, bu gün olduğu gibi kendileri dışındaki yapıları da devletin adamı gibi göstererek aradan çıkarmaya çalışmak tam olarak iç savaş arzulamaktan başka bir şey değildir.

Kobani bahanesiyle başlayan olaylarda bu denendi. Kobani'ye yapılan saldırıları protesto etmek maskesiyle başlayan olaylar da Müslüman Kürt Halkı özellikle Hizbullah Cemaati ve ona yakın kurumlar hedefe konuldu. O zaman Hizbullah Cemaati'ni IŞİD ile ilişkilendirmeye çalışanlar bu gün ise bir kez daha devlet ile ilişkilendirme çabasındalar.

Bu tehlikeli bir söylemdir. Yapılacak gösterilerde Hizbullah Cemaati ve ona ait kurumların hedef alınmaması için başta Demirtaş olmak üzere  PKK, DBP ve HDP yetkililerinin gerekli açıklamaları yapmaları ve tedbirleri almaları lazımdır. Yoksa çıkacak olaylardan birinci derecede sorumlu olacaklardır.

Ayrıca, özellikle yaklaşan Kutlu Doğum Programları öncesinde, bu yönde çaba sarf eden gençlere yönelik saldırıların da sonlandırılması ve gerginliğin giderilmesi için çabalamak da her şeyden önce Kürdistan Halkı'nın yararına olacaktır.

6-7 Ekim olayları ve sonrasında yaşananlar da göstermiştir ki; Hizbullah Cemaati dindar kişilikleri ve İslami kurum ve kuruluşları korumak adına gerekli hazırlıklarını tamamlamış durumdadır. Eminim ki; PKK ve HDP camiası da bunun farkındadır.

Yaşanan acı olaylardan sonra bu konuda açıklamalar yapan Hizbullah Cemaati verdiği mesajlarla da bu konuyu vurgulamıştır.

Hükümet'in çıkaracağı yasaya karşı gösteri düzenlemek ya da yürüyüş yapmak isteyen elbette ki bu hakka sahiptir. Ama bu gösterilerin bir kez daha PKK dışındaki güçlere saldırı olarak yansımasının istenmeyen sonuçlar doğurabileceğinin de hesaba katılması lazımdır.

Hani derler ya; Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak, diye işte tam da o hassas noktadayız. Sokağa çağıranların bu noktayı iyice hesaplamaları gerekmektedir. Doğru hesap Kürt Halkı'nın selameti ve geleceği açısından çok önemlidir.

Yanlış hesap ise her halde artık Bağdat'a ulaşmadan hatta Amed surlarının bile dışına taşmadan sahibine döner gibi duruyor.

Her şey apaçık ortada iken, testi daha sağlamken düşünüp taşınmak lazım. Her olaydan sonra çıkıp, biz yapmadık provokatörler yaptı demek artık kabak tadı vermeye başladı. Bu kez önceden Provokatörlere yol açmayacak tedbirler almak da fayda var.

Bir de şu Provokatörlere(!) sahip çıkma hastalığı var ki; bu da çok feci bir durum. Hatırlanacağı üzere, Yasin ve arkadaşlarını vahşice katledenler biz değiliz provokatörlerdir, diyenler vardı. Bu sözün sahipleri, nedense provokatörlükle itham ettikleri vahşiler tutuklanınca onlara sahip çıkmaya ve tutuklanmalarını protesto etmeye başladılar. Güler misin ağlar mısın?

Her şey ayan beyan ortada. Kimin saldırgan olduğunu herkes biliyor. Ama buna rağmen en insaflı geçinen Kürt siyasetçiler, âlimler veya kanaat önderleri bile sus pus olmuş durumdalar. Çünkü korkuyorlar. Ağızlarını açtıklarında başlarına geleceğin farkındalar.

Ama herkes bilir ki, korkunun ecele faydası yoktur. O yüzden sözü geçenlerin, korkularını yenip Demirtaş'ın bu çağrısından sonra başta Hizbullah Cemaati olmak üzere diğer kesimlere saldırılmaması için çaba sarf etmeleri lazımdır. Bu Kürtlerin ve Kürdistan'ın hayrına olacaktır.

PKK ve yandaşları hep saldıracak ve diğerleri ise sessizce sabredecek. Böyle bir şey yok aslında.  İşte Hizbullah Cemaati, saldırılara misliyle karşılık verileceğini açıkladı. Bir kez daha sokak çağrısı yapanların bu açıklamayı duymamış olma ihtimalleri yok. İnşaallah bu çağrıyı yaparken Ekim Ayı'nda yaşanan olayların doğurduğu sonuçların farkındadırlar.

Ben burada Devletin çıkardığı güvenlik paketini asla savunmuyorum. Benim kaygım bu pakete karşı konulacak tepkilerin bir kez daha masumlara yansıyacağı yönünde.

Her bahaneyle, kendi dışındaki güçlere saldırmayı ahlak haline getiren ve bu saldırıyı meşrulaştırmak adına da o güçleri konjonktüre göre kimi zaman IŞİD taraftarı kimi zaman ise devletçi olarak yaftalayan zihniyet, bu ahlakından vazgeçmedikçe Kürdistan'a barışın gelmesi hep başka baharlara kalır.

Acı ama gerçek olan şu ki; güvenlik paketi bahanesiyle sokağa yapılan çağrının neticesinde,  yeni saldırılar olursa eğer-ki inşaallah olmaz- sabır taşı çatlayacak ve başta da belirttiğim gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi görünüyor.

Evet, maalesef bu, bir tehlike olarak karşımızda durmaktadır. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için herkesten daha fazla insanları sokağa çağıranlara iş düşmektedir.

Sorumluluk da vebal de sokağa çağıranların boynunadır.

Şunu da unutmayalım, Demirtaş, ABD'ye gidip geldi ve hemen ardından 6-7 Ekim olaylarının fitilini ateşledi. Şimdi ise yine bir ABD heyeti ticaret kisvesi altında Diyarbakır'da dolaşırken Demirtaş, yeniden sokağı işaret etti ve Üniversite'de saldırılar hemen başladı. YDG-H'cilerin hedef göstermeleri ise işin ayrı bir boyutu…

Ne tesadüf, diyecem ama dilim varmıyor doğrusu.

Rabbim Fitne ateşini yakmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bıraksın…

(Metin Gökmen / Hürseda Haber)