Gülen Kırmızı Saray'da Erdoğan Ak Saray'da Hizbullahiler ise Zindanda.
Cumhurbaşkanı seçilmeden önce il il dolaşıp paralelcilerin inlerine gireceğiz diyen Erdoğan, şimdi de in in dolaşıp paralelci arıyor.
Önce Polis içerisindeki Paralelcileri temizlediğine inanan Erdoğan, 14 Aralık itibariyle de fiili operasyonlara başladı.
Dikkat edin, hükümet ya da devlet veya Ak Parti demiyorum. Erdoğan diyorum. Çünkü bugün yaşananlar Erdoğan ve Gülen satrancının bir yansımasıdır. Şimdiye kadar can ciğer olan Paralelcilerle AKP'nin birden bire birbirlerine girmeleri iki tarafın da, artık partnere ihtiyacım yok, fikrinin yansımasından başka bir şey değildir.
Çünkü herkes biliyor ki; Paralelciler cephesinde değişen hiçbir şey yok. Kurulduğu gün ne idiyseler bu gün de aynen o cinsten bir şeydirler. Erdoğan gibi birinin de bunu yeni fark etmiş olması mümkün değildir.
Ama düne kadar menfaat kardeşliği dolayısıyla canım cicim, hocam mocam diyenler, her fırsatta hocasını, yeter artık bu hasretlik, diyerek memlekete çağıranlar, Türkçe Olimpiyatlarının yapıldığı salonları hınca hınç doldurup oraları ağlama duvarına çevirenler birden bire sevgili hocalarının Haşhaşi olduğuna hükmettiler.
Ne oldu acaba? Gece uyurken nur yüzlü beyaz sakallı bir amca gelip de Erdoğan'a, bu hoca var ya bu hoca senin kuyunu kazıyor mu, dedi?
Buna kim inanır? Olayın özeti şu, menfaat bitti ve savaş başladı. Yıllarca iki kesim de zafer sarhoşluğu içerisinde bir birlerine dayanarak jet hızıyla yükseldiler. Tam atmosferi aşacakken de baktılar ki oturacakları tahtta tek kişilik bir yer var. Ve ondan sonra da iki tarafın da mehteran takımları ha bire tokmak salladılar. Bir yanda yandaş medya öte yanda paralel medya kesip biçtiler.
Peki, sonuç mu? Sonuç belli, iki taraf da halen güçlü ve işlerinin başında. Olan yine millete oldu.
Şunu açıkça belirtelim ki; bizler yılardan beridir Fetullahçıların gerçek yüzlerini anlatıp durduk. Ama gelin görün ki; başta hükümet olmak üzere kimse sesimizi duymak istemedi. Ama ne zaman ki ucu azıcık onlara dokununca yırtınmaya başladılar.
Paralelciler, her kesimi mağdur ettiler. Ama bu mağduriyetten en az etkilenen kesim AKP ve Erdoğan'dır. Aksine yıllarca onların desteğiyle büyüdüğü gibi onların düşmanlığıyla da büyümeyi başarmıştır Erdoğan.
Her seçim öncesi millet nezdinde mağdur portresi oluşturan Erdoğan, 30 Mart yerel seçiminde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Paralel mağduriyeti çok iyi kullanmayı başardı. Yani anlayacağınız AKP'ye kapatma davası, 367 Krizi, Cumhuriyet Mitingleri nasıl AKP için millet nezdinde mağdur imajı oluşturduysa Gülen ile savaş da o tür bir etki yaptı.
AKP'nin bu savaşta kaybettiği tek şey istifa eden dört bakan oldu. Onların yerine de zaten yine AKPliler den başkası da atanmadı.
Erdoğan ve Hükümeti'nin öncelikle bu konuda ki kendi sorumluklarını da görmeleri lazımdır. Bu adamları bu kadar kim palazlandırdı, diye kendilerine sormaları lazımdır.
Atılacak ikinci adım ise çok acil bir şekilde, Fethullahçıların mağdur ettiği kesimlerin mağduriyetlerinin giderilmesi olmalıdır.
Fethullahçıların en çok mağdur ettiği kesim dindarlar özelde ise Hizbullah Cemaati ve ona yakın kurum ve kuruluşlardır.
Nitekim Hizbullah Cemaati Rehberi Sayın Edip Gümüş de verdiği röportajda bu konuyu ifade etmektedir.
11 Mart 2014 Tarihinde Hüseyni Sevda'da yayınlanan röportajda Sayın Gümüş, bu konuda şunları söylemektedir:
"Bu kesim, şu anda üzerine gittiği AKP’den, İslami oluşum ve yapılardan hatta Ergenekonculardan önce bizim üzerimize geldi. Bize ve bizim üzerimizden İslami hassasiyeti olan Müslüman kardeşlerimize iftiralar attılar. Şu anda başbakan başta olmak üzere birçok kesimin kendilerinden şikâyetçi oldukları; hayali ihbarlar, telefon dinlemeler, cd’ler, birlikte çalıştıkları itirafçılar, polis–yargı işbirliği gibi faaliyetleriyle Hizbullahi Müslümanlar üzerinde uyguladılar. Gerek Emniyet teşkilatlarındaki gerekse yargıdaki adamlarının hukuksuz tutum ve davranışlarından dolayı yüzlerce Müslüman ceza almış, birçoğu da yurt dışına hicret etmek zorunda bırakılmıştır."
AKP ile Gülenciler arasındaki bu çatışmaların başladığı ilk günlerde verilen bu röportajda Sayın Gümüş'ün kendisine sorulan, "size yapılan baskılar karşısında hükümetin tavrı nasıl oldu" sorusuna veridiği cevap da çok çarpıcı. Şöyle devam ediyor Sayın Gümüş:
"Hükümet; bugün şikâyet ettiği ve “paralel örgütlenme” olarak adlandırdığı yapının kendileri gibi düşünmeyen İslami yapılanmalara, özellikle de bizim camiamıza karşı yaptıklarına sessiz kalmıştır. Zaman zaman bazı milletvekillerine ve hatta bakanlara, yapılanların doğru olmadığı iletildiğinde bunların bir kısmı söylenenlere inanmıyordu. Elazığ İhya Der operasyonundan sonra AKP içinde idareci olan bir milletvekiline hayali ihbar, arama sırasında polislerin yerleştirdikleri ve arama sırasında sözde buldukları CD ve Hizbullah’ın Fethullah Gülen cemaatine yönelik yapılacak eylemlere hazırlık için gönderilen sözde talimat belgesi anlatılınca söz konusu milletvekili ve genel başkan yardımcılarından biri; “Olur mu, polis niye böyle bir şey yapsın?!” cevabını vermiştir. İnşallah şu anda bu olayı hatırlıyor ve bu uydurma senaryolardan dolayı ceza alan insanlar için vicdan azabı çekiyorlardır. Buna benzer birçok olay vardır. Kendileri ile ilgili feryatlar koparırken, AKP’nin bazı yönetici ve milletvekilleri bize karşı yapılan komplolara duyarsızlıkları bir yana, polisin bizimle ilgili yalan, uydurma haberlerini mesnet gösterip demeçler vermeye devam ediyorlar. Yalçın Akdoğan’ın bu güne kadar değişik münasebetlerle ancak ilgisiz bir şekilde Hizbullah aleyhinde beyanatta bulunması gibi…"
Sayın Gümüş'ün bu konudaki çarpıcı tespitlerinin de bulunduğu röportajı, isteyenler Hizbullah Cemaati'nin resmi sitesi olan Hüseyni Sevda İnternet sitesinden okuyabilirler.
Malumunuz 14 Aralık tarihinde Paralel yapıya yönelik bir operasyon başlatıldı. Operasyona gerekçe olarak da Tahşiyeciler olarak bilinen Müslümanlara yönelik hukuksuz uygulamalar gösteriliyor.
Anılan Cemaatin önce Fethullah Gülen tarafından hedef gösterildiği, ardından Tek Türkiye'de işlenildiği ve iki gün sonra da operasyonların başladığı belirtiliyor. Görünen o ki, bu Müslümanlar haksız yer zindana tıkılmışlar.
Ama Fethullah Gülen sadece bu Müslümanları hedef göstermedi. Tek Türkiye'nin karanlık kurulu sadece bu Müslümanları işleyip karalamadı ve hepsinden de önemlisi Paralel polisler ve savcılar sadece bu Müslümanlara operasyon düzenlemedi.
Bu Yapının operasyonlarından Hizbullahiler de etkilendi. Erdoğan ve arkadaşları samimiyseler eğer bu mağduriyetleri de gidermelidirler.
Defalarca belirtildiği gibi Elazığ İhya Der davası apaçık bir örnektir. Nitekim İhya Der'e yapılan Operasyonlardan ve oluşan mağduriyetlerden Erdoğan'ın da haberi olduğunu dosyanın hem ceza almalarından önce hem de cezalar verildikten sonra kendisine sunulduğunu bilmekteyiz.
Tabiri caizse Erdoğan hem İhya Der davasının hem Adıyaman Vahdet Der davasının hem de İstanbul ve Konya'da Hizbullah'a yakın şahıs ve kurumlara Paralel yapı tarafından düzenlenen operasyonların şahididir.
Anılan operasyonları düzenleyen Polislerin ve savcıların tamamı, bu gün Paralelci diye Erdoğan tarafından hedefe konulan, sürgün edilen polis ve savcılardır. Bu adamlar paralel olduklarına göre bunların kararları da paralel değil midir?
Ama tüm bunlara rağmen neden hala İhya Der davasından onlarca insan içeride cezalarının bitmesini bekliyorlar.
Paralelcilerin başta Hizbullahiler olmak üzere dindar insanlara yaptıkları izale edilmedikçe akşama kadar inlerine girseniz ne yazar.
"Tahşiyecilere" yapılan operasyonlarda ele geçirilen bombaların polisler tarafından bırakıldığı söyleniyor. Peki ya, İhya Der Operasyonunda ele geçirildiği iddia edilen CD'ler.
Davada yargılananlar defalarca CD'lerin polis tarafından bırakıldığını anlattılar. Ama duyan olmadı. Hadi o zaman Paralelciler bulunmaz Hint kumaşıydılar. Ya şimdi? Peki, şimdi neden İhya Der'e, Vahdet Der'e, kapatılan Mustazaf Der'e kurulan komplolar görülmüyor.
Onlarca çocuk babalarının zindandaki günlerini sayıyor. Siz bu çocukların gözlerinin içinin gülmesine vesile olmadıktan sonra bütün Pensilvanya'yı yakalasanız ki ne olacak?
Paralelle mücadelenin en etkin yolu, onların yaşattığı mağduriyetleri izale etmektir. Burası bu mücadelenin samimiyet noktasıdır. Gerisi seçim yatırımından başka bir şey değildir.
Son tahlilde şunu diyebiliriz ki; biri Ak Saray'da diğeri ise Pensilvanya'daki Kırmızı Saray'da oturuyor. İhya Der ve Vahdet Der üyeleri ise ya zindan da ya da mülteci olarak farklı ülkelerde gurbeti yaşıyor.
Şimdi tekrardan soralım; Paralelin mağduru Erdoğan mı yoksa İhya Der üyeleri mi?
Yazıyı İhya Der'in kapatıldığı dönemdeki başkanı olan Sayın Fatih Demirtaş'ın şu sözleriyle noktalayalım.
'Paralel yapıyı görmek isteyen İhya-Der davasına baksın'
Selam ve Dua ile…
(Metin Gökmen / Hürseda Haber)