“Ucuzluk” ya da dünyaca yaygın İngilizce tanımlaması ile “Sale”, sadece perakende satış sektöründe kullanılan bir kavram değildir. Düşün aleminde de, siyasette de, günlük yaşamda insan ilişkilerinde de sıkça rastlanılan bir durumdur. Kimi zaman havalarda uçuşan demeçleri, ağızlardan dökülen uluorta lafları görünce “Ucuzluk başlamış yine” diyesi gelir insanın.

Bu aralar da, özellikle kapitalizmin nimetleri sayesinde milyonuna milyon, milyarına milyar, trilyonuna trilyon, katrilyonuna katrilyon katmış bir takım zat-ı muhterem her nedense kapitalizmi sorgulamaya ve “nadim” rolü oynamaya başladı.

Dünyanın en zengin insanları sıralamasında en tepelerdeki Bill Gates Beyefendi konuştu ilk kez: “Küresel ısınma meselesini ve iklim felaketi problemini çözmeyi ancak sosyalizm becerebilirdi...” mealinde inciler yumurtlayarak herkesi şaşırttı. Tabii bu lafın, kişisel serveti 79,200,000,000 ABD Doları civarında olduğu tahmin edilen bir insanoğlundan gelmesi, bu sayı ile tam ters orantılı bir “ucuzluk”tu.

Sen, sattığın her bir paket yazılımla, insanların daha bir kaç yıl önce dişinden tırnağından arttırarak aldığı ve kendileri için bir servet değerindeki makineyi değiştirmelerini, eskisini çöpe atmasını sağlayacaksın.  Sen dünya çapında kapitalist ekonomik sistemin tüm nimetlerinden yararlanarak sömürü düzeninin devamı için, parasal gücünü sonuna kadar kullanarak iktidarların belirlenmesinde rol oynayacaksın. Hata, bu iktidarların, dünya çapında kapitalizmin bekçiliğini yapması için katkıda bulunacaksın. Sonra da “Kapitalizm başımıza bu belaları açıyor, çare sosyalizm galiba” diye “ucuzluk” edeceksin.

Tam öfkem geçmek üzereydi ki, bu kez kendi topraklarımızdan mümtaz, münevver, muhterem iki mümessilinin beyanatı ile bir kez daha da sarsıldım.

Onlar da, “Kapitalizmin bazı sakıncalarından” ve “Ve dünyanın bazı sorunlarındaki sorumlululuğundan” söz etmeye başladılar. Hatta bir tanesi “Dünya üzerinde eşitsizliği gidermek için kapitalizmin ortadan kalkması gerek” diyerek bu “ucuzluk / sale” furyasının üzerine “tüy” dikiverdi.

Duyan gören de, bugüne kadar bu muhteremlerin, memlekette 90 yıldır “Proletarya Diktatörlüğü” için mücadele eden yeminli Marksist neferler olduğunu zannedecek.

Tam bunlara karşı “La Havle” çekecek iken, birileri bu “Ucuzluk” furyasından iyice rahatsız olmuş olacak ki, “Tashih” yoluna gidercesine “Efendim. Bunların sözünü ettikleri şey ‘Vahşi Kapitalizm’dir. Aslında Kapitalizmin bir sakıncası yoktur. Bırakın bu Anti-Kapitalist yaygarayı diyerek işin (deyim yerindeyse) “iyice cılkının çıkmasını” engellemeye çalıştılar.

Ama nafile...

Laf ağızdan çıkmıştı bir kere. Yıllarca Marksistlere, Sosyalistlere, emekten yana tavır alanlara, emek sömürüsüne karşı duranlara, kaynakların eşit dağılımı ve adil paylaşımı için mücadele edenlere, en basitinden “ölümü reva gören” kapitalistler,  bu kez alenen dalga geçmeye karar vermişlerdi. Anlaşılan, keyifleri yerindeydi ve “kafa bularak” vakit geçirmek istiyorlardı.

Ama, gelir dağılımındaki hem ulusal hem küresel makasın olağanüstü bir hızla açılmaya devam ettiği bugünlerde, bırakınız insanca geçinmeyi sokaktaki güvercinler kadar bile kırıntı bulmanın mücadelesinde her geçen gün daha da zayıflayan emekçiler için, bu “Ucuz” muhabbet, bir espri değildi.

Muhteremlere tavsiyemiz, bu konulardaki esprileri hiç olmazsa kendi özel davetlerinde, görkemli ofislerinde, hatta aile arasında yapmalarıdır.

Bizim, özellikle de şu aralar, pek şaka kaldıracak halimiz yoktur.

(Yeni Yüzyıl)