Hafta sonu Peygamber Sevdalılarının organize ettiği, Kutlu Doğum etkinliğine katılma imkânı buldum. Bugüne kadar, Peygamber Sevdalılarının organize ettiği Kutlu Doğum etkinliklerine katılmış değilim. İlk defa peygamber sevdasını coşkusunu yerinde görme imkânı buldum.
Programa, Ümraniye Marmara Derneğinin daveti üzerine katıldım. Organizenin bir makinanın dişlileri gibi yapıldığını gördüm. Gerek ulaşım konusunda olsun, gerek haberleşme konusunda olsun, gerekse duyuru çalışması olsun tam anlamıyla mükemmeldi. Bütün incelikler düşünülmüştü… İstanbul’un her yerinde afişleri görmek mümkündü… Yanımda oturan arkadaşa, gayri ihtiyari biz Müslümanların çalışmalarımızı, bu hassasiyet içerisinde yapmamız gerektiğin söyledim. Müslüman’a yakışır örnek bir organizasyon çalışması…
Biz, öğle ezanı okunurken Kazlıçeşme meydanına ulaştık. Arkadaşlarla birlikte hemen öğle namazını çimlerin üzerinde açık havada cemaat olarak eda ettik. Nede olsa biz Müslümanlar için yeryüzü mescitti… Bunu orada bir kez daha his ettim…
Bu girişten sonra, dikkat çekmek istediğim asıl konulara gelmek istiyorum.
Birinci konumuz emniyet güçlerinin meydanda ki emniyetsizliği(!) Bana göre emniyet adına, hiç bir şey yoktu. Tam aksine bir emniyetsizlik vardı. Kendimden örnek vermem gerekirse, benim çantamı ben açıp göstermeseydim Polis memuru açıp bakmayacaktı bile… Sadece bu mu? Hayır, bazı arkadaşlarımızı hiç aramadılar bile… Denilebilir ki, gelen insanlar dindar insanlardı… Müslüman olmak demek zaten güvenli olmak demekti... Denilebilir ki, gelenleri çok sıkmak istemedikleri için böyle bir uygulama yapıldı. Bizde arama yapılırken vatandaşlara terörist muamelesi yapılsın istemiyoruz. Normal bir mitinge veya programa nasıl hassas davranıyorlarsa öyle hassas davransınlar istiyoruz. Çünkü tertemiz sütün içine bir damla necaset karışsa o süt necis olur. Eğer Allah muhafaza oraya birisi bombalı bir çanta getirip bıraksaydı onun hesabını kim verebilirdi? İnsanların hayatı bu kadar ucuz olabilir mi? unutmayalım ki, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir. Güvenlik önlemleri üzerinde çok düşünmek gerekiyor. Bundan sonraki programlarda bu konuda emniyet güçlerinin uyarılması gerektiğini düşünüyorum.
Öte yandan etkinlikte konuşan Araştırmacı Yazar Şefik Temel, Ümmetin vahdetinin önemine vurgu yaptı. İslam dünyasında, yaşanan acı hadiselerin, Müslümanlara yapılan zulümlerin Müslümanların vahdet içinde hareket etmediklerinden kaynaklandığına dikkat çekti. Bununla birlikte, vahdetin nasıl sağlanması gerektiğini de akıcı bir üslupla anlattığının altını çiziyorum. Cemaatler, vakıflar, dernekler, vahdet konusunu iyi düşünmeleri gerekiyor.
Ayrıca Mehmet Göktaş hocanın verdiği mesajlarda yine günün anlamını çok güzel özetliyordu. Sadece aşkımız meydanlarda değil, her yerde olması gerekiyor. Hayatımızın her alanında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisi yer almalıdır. Eğer hayatımızda, Kur’an ve Sünnet yoksa bizler birer hiçiz!.. Ve Göktaş hocanın mesajından şunu anladık; Hz. Peygambere savaş açanlar kim olursa olsun kaybedeceklerdir. O’nun yanında yer alanlar ise her daim barışa selamete ulaşacaklardır.
Son olarak bu programda; emeği geçen bütün kardeşlerimizi kutluyoruz. Kazlıçeşmede bulunmakla; ümmet şuurunu, vahdet şuurunu, tevhid bilincini öğrendik. İyi ki, o atmosferde bulunmuşuz. Bu vesileyle, Hz. Peygamber (s.a.s.) olan bağlılığımızı bir kez daha yenilemiş olduk!
Selam ve baki muhabbet ile…
(Ziya GÜNDÜZ)
(Ziya GÜNDÜZ)