İslamî davalardan haksız yere hüküm giyen mahkûmlara yönelik çifte standart, Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi devam ediyor. Ergenekon, Balyoz ve KCK sanıkları adeta “gruplara özel” çıkartılan yasalar ve Anayasa Mahkemesinin aldığı “kişilere özel” kararlarla serbest bırakıldı. Hükümet yetkilileri övünerek kendilerinin çıkardığı kanunlar ile bu neticeye ulaşıldığını ilan eden açıklamalar yaptı. İslami davalardan dolayı mağdur ve mahkûm edilmiş tutsaklar ise zindanlarda bırakıldı. Herkes onlara kör, herkes onlara sağır… Ergenekon, Balyoz ve KCK tutukluları serbest bırakılırken İstiklal Mahkemeleri gibi çalışan DGM’lerin aldıkları kararlarla cezaevlerine atılan yüzlerce İslamî dava mahkûmun durumu ise görmezden geliniyor. Başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hiçbir devlet ve hükümet yetkilisi bu çifte standardı görmek ve konuşmak istemiyor. (Doğru haber)
Suçum Müslüman Olmak
Türkiye’de 1990’yılından şuan ki tarihimize kadar, birçok Müslüman cezaevlerinde bulunmaktadır. Hatta diyebiliriz ki, tutsaklığın başlangıç tarihi daha da eskidir. Evet, kimisi hayali bir terör örgütünün mensubu olarak, cezaevine konulmuş, kimisi sadece camilerde Kur’an dersi verdiği için, kimisi İslami hükümlerle yönletilmek istediği için, kimileri ise belki de sadece düşüncelerini, fikirlerini, kaleme döktüğü için, yıllardır mazlum bir şekilde cezaevinde tutulmaktadır. Onların suçu, İslami bir düşünceye sahip olmak ve İslami bir hayat yaşamaktan başka bir şey değildi. Müslüman olmak suçsa, o halde hepimiz suçluyuz!
Kardeşlik Sadece Sözde mi?
Bütün müminler kardeştir. Bu kardeşlik ayet ile sabittir. Müslümanların kardeşliği sadece, çiçekli böcekli, ilkbahar günlerinde değil, kara kış günlerinde hayatın en zor anında kendisini göstermeli ve ben buradayım demelidir. Müslümanlar, her zaman mazlumun yanında, zalimin karşısında yer almalıdır. Bugün cezaevinde birçok Müslüman kardeşimiz var. Bu kardeşlerimiz için neler yapıyoruz? En azından acaba onlar hakkında, bilgi almayı hiç düşündük mü? Onların cezaevinde hiçbir suçları yokken, yıllardır cezaevinde tutsak olduklarının farkında mıyız? Birbirimize kardeş olmak, dertlerimizle dertlenmektir. Cezaevinde birçok Müslüman kardeşimiz var. Onların özgürlüklerine ve haklarının iade edilmesi için kardeşliğimizi göstermemiz üzerimize vazifedir.
Konumuzla ilgili küçük bir örnek aktarayım:
Geçenlerde bir arkadaş ile tutsak Müslümanları konuşurken, “bazı mahkûmların tek hücrelerde kalmalarından dolayı, neredeyse konuşmayı dahi unuttuklarını söyledi.”
Ne acı bir durum… Hiçbir suçu yokken yıllardır cezaevinde olmak… Yıllarca annesine/babasına/çocuklarına/kardeşlerine hasret yaşamak… Oysa onlar insan öldürmemiş, darbe teşebbüsünden bulunmamış, sadece “Allah” demişler ve başka bir şey dememişler… Belki de darbeci olsaydılar, şimdi çoktan özgür olacaklardı… Çünkü darbecilerin hepsi şuanda özgür… Türkiye’de adalet, halen şuanda şöyle işliyor: Darbecilere özgürlük, Müslümanlara mahkûmiyet… Bu yapılan haksızlık karşısında, sessiz kalmak, yapılan haksızlığa ortak olmaktır. Müslüman haksızlık karşısında asla susmamalıdır.
Yetkililere Sormak Gerekiyor
Neydi Müslümanlara verilen bu ağır cezanın suçu?
Camii de Kur’an öğretmek ve öğrenmek mi?
İslam’ın yeryüzüne hâkim olmasını mı istemek?
Farklı düşünmek mi, farklı yaşamak mı?
Allah için, zalimlere karşı dik durmak mı?
Sahi neydi İslami hayat yaşayan, mahkûmların suçu?
Sadece Allah’a kul olmak mı?
İnsanların huzurlu yaşamaları için verilen gayretin, ödülü ömür boyu hapse mahkûm olmak mıydı? Olmamalıydı, ama maalesef oldu!.. Çünkü gerçek adaletin olmadığı yerde mazlumlar tutsak, elitler özgür olur!.. Özgürlük, en çok darbecilerin, elitlerin hakkıydı!.. Müslümanlara görülen hayat; ya sürgün, ya zindan, yada ölüm!..
Bir Özeleştiri
Cezaevindeki tutsak Müslümanları, hiç gündemine almayan Müslüman kardeşlerim, hayat her zaman ilkbahar değildir. Allah (c.c.), bu yapılan adaletsizliğe karşı neden sustuğumuzdan dolayı bizi hesaba çekmeyecek mi? Bilindik şahsiyetler için, özgürlük isteyen kardeşim, ismi / şanı duyulmayan Müslüman kardeşin için, neden hiç özgürlük istemezsin? Nişanlı iken cezaevine giren ve 20 yıldır halen dışarıda kendisini bekleyen bir nişanlısı olan mazlum bir mahkûmu, niçin gündemine almazsın… Bu vurdumduymazlık nereye kadar gidecek… Hiç düşündün mü baba hasretiyle büyüyen bir çocuğu… Müslüman şahsiyetlerin, düşünürlerin, âlimlerin, yazarların, düşünce adamlarının, bu mazlum mahkûmlar için sessiz kaldığına da şahit oluyoruz. Soruyoruz, bu sessizlik neden ve niçin?
Sonuç
Cezaevinde kardeşlerimizin olduğunu unutmamalıyız. İslam coğrafyası için, nasıl ayağa kalkıyorsak, modern vahşetin zulmüne maruz kalmış, cezaevinde bulunan kardeşlerimiz içinde ayağa kalkmalıyız. Onlar içinde haykırmalıyız. Onlar, Müslümanların üvey evlatları değildirler. Onlar bizim, öz ve öz kardeşlerimizdirler.
İslami Davalardan dolayı, Cezaevinde bulunan; Hizbullah, İBDA C, İslami Hareket, Sivas, Hizb-ut Tahrir ve ismini sayamadığımız diğer cemaatlere mensup, birçok Müslüman bulunmaktadır. Ben bu makaleyi yazmakla onları hatırlamamız gerektiğini ve hatırlatmaya gayret gösterdim. Yıllardır suçsuz, -suçlu olduklarına dair tek bir delil olmayan- Müslüman mahkûmların haklarının iade edilmesini istiyoruz.
(İktibas Dergisi)