Bu haftaki yazımızda, düşünceye saygı üzerinde duracağız. Herkesin tek tip düşünmesi imkânsızdır. Düşünce farklılıkları insanlık tarihiyle yaşıttır. Dün vardı, bugün var, yarın var olacaktır.
Şu bir gerçektir ki, herkesin aynı düşünmesini, aynı şekilde yaşamasını aynı şekilde giyinmesini, aynı şekilde konuşmasını, isteyemeyiz.
Kimsenin de böyle bir talep hakkı yoktur. Çükü yüce Rabbimiz “dileseydim sizi tek ümmet yapardım” diyor. Dolaysıyla, tek tipleşme Allah’ın ilkelerine aykırıdır.
Bugün dünyada ve Türkiye’de birçok düşünce akımı vardır. İnsanlar bu düşünce akımları çerçevesinde yaşam tarzlarını şekillendiriyorlar.
Buradan yola çıktığımızda karşımıza birçok düşünce ve yaşam tarzı çıkıyor.
Peki, karşımıza çıkan bizden farklı düşünen insanlara karşı ne yapmalıyız?
Onlara mahalle baskısı mı uygulamalıyız?
Benim gibi düşünürsen bendensin, benim gibi yaşarsan bendensin, aksi takdir de benden değilsin mi diyeceğiz?
Elbette ki, bu şekilde düşünmek bir yobazlık tezahürüdür.
Yüce Rabbimiz Kur’an’da “dileyen iman etsin dileyen küfretsin” diyor. Allah, dahi kullarına baskı kurmuyor. Kullarını hür iradeleriyle baş başa bırakıyor. Yine Kur’an’ın başka bir yerinde “önümüzde iki yolun olduğunu söylüyor” size akıl verdim, irade verdim, istediğiniz yolu seçiniz. Yani tercih hakkı bizimdir.
Bugün başka insanların, düşüncelerine, yaşam tarzlarına, gösterdiğimiz saygı, aslında kendimize yapmış olduğumuz saygıdır. Kimse kimseyi düşüncesinden dolayı kınayamaz.
Özgür bir Türkiye için, düşünceye ve yaşam tarzına saygı olmazsa olmazların içindedir. Düşünceye saygı İslam’dandır, İslam’da Allah’tandır.
Şerefli okurlarım, yazımı Nazım Hikmet’in şu çok manidar sözleriyle noktalıyorum;” yaşamak bir ağaç gibi hür ve tek ve bir orman gibi kardeşçesine” başka söze ne hacet…
Sevgi ve dua ile.
ZİYA GÜNDÜZ