Eşkiyalık ve korsanlıkta sınır tanımayan ABD’nin yeni hedefi Yemen olacağa benziyor. Aslında Yemenin işgali çok uzun bir zaman önce planlanmıştı. Bu gün ise yapay kirli senaryolarla işgalin şartları olgunlaştırılmak istenmektedir. İşgal için gerekçe olarak gösterilen hususlardan birisi olarak ön plana çıkarılan bombalı paket olayı her yönü ile şaibelidir. Ayrıca bir yerden bombalı bir paketin gönderilmesi bir ülkenin işgali için nasıl bir gerekçe olabilir?
Kamuoyunda hazırlanan işgal havasına karşın ümmet cephesinden yükselen bir tepki; askeri, siyasi ve ekonomik düzlemde ortaya konulan bir tavır aradığımızda pek bir şey göremiyoruz. Bu işgallerin senaryosu yıllar önce çizildi ve bir yüzyılı şekillendirme projesi olarak uygulanmaya konuldu. Domino taşı misali, halkı Müslüman tüm ülkelerin düşürülmesi öngörüldüğü ve ilk adımları atıldı. İslam Âlemi’nin yeniden dizayn edilmesi öngörülüyordu. Aslında Yemen gibi birkaç ülke çoktan işgal edilecekti. Fakat Irak ve özellikle Afganistan ve Pakistan’da yükselen İslami direniş ve emperyalistlerin verdiği ağır kayıplar ABD’nin gözünü fazlasıyla korkuttu ve İslam Ümmetine yönelik yeni maceralar hususundaki hevesini kırdı.
Burada özellikle göze çarpan husus; ABD’nin topyekûn İslam ümmetini karşısına almak yerine, daima farklı bahane ve gerekçelerle bütünün sadece bir cüz’ünü hedef almasıdır. Diğerleri ise emperyalistlerin kendileri için verecekleri hükme razı olmuş ve kendilerine sıra gelinceye kadar teslimiyet içerisinde beklemektedirler.
Şu an Afganistan ve Pakistan’daki İslami direniş güçlerinin mukavemeti ABD’nin ayağındaki prangadır. İslam Ümmetinin geleceği açısında bu direniş çok önemlidir. Bir gün buradaki kilit şöyle veya böyle çözülecek olursa ABD’nin saldırganlığı daha çok artacaktır. İran’dan Sudan’a kadar birçok ülkeye yönelik tutum ve değerlendirme çok daha farklı bir mecrada seyredecektir; İslam ümmetine yaklaşımın zemini tamamen değişecektir.
İngiliz Genel Kurmay Başkanı General David Richards, El Kaide karşı alınacak tavır hususunda ‘Yemen’e asker göndermenin acelesi yok’ diyerek böyle bir seçeneğin gündemlerinde olduğunu açıklamış oldu. Bu açıklama aynı zamanda Afganistan ve Pakistan cephelerine daha fazla yoğunlaşmanın işareti olarak değerlendirilebilir.
Afganistan düğümünü çözebilmek için ABD her yola başvurabiliyor. Hatta hiç beklenmediği halde Afganistan konusunda Rusya’nın bile yardımını talep etmeye başladı. Lizbon’da yapılacak zirvede NATO ve Rusya arasında yakınlaşma artabilir ve özellikle Afganistan’daki İslami Direnişe karşı daha yoğun bir şekilde işbirliği kararı çıkabilir. Bu konuda Mihail Gorbaçov’un iki tarafa da yaptığı tavsiyeler işe yaramayacağa benziyor.
Amerikan iç politikasının en önemli saç ayaklarından birisi de İslam Ümmeti’ne yönelik tavırdır. İktidar kanadının bu konudaki tavırları Amerikan seçmenini derinden etkiler. Aslında bu çerçevede olaya yaklaşıldığında son gelişmeler pek şaşırtıcı değildir. Ne zaman Amerika’da bir seçim atmosferi olsa ve hele de iktidar kanadı çeşitli nedenlerle zor durumda ise mutlaka uyduruk senaryolar hazırlanarak İslam coğrafyasının bir taraflarına tonlarca bomba yağdırılır ve oluk oluk mazlum Müslüman kanı akıtılır. Şu an Obama yönetimi özellikle ekonomik başarısızlıklarından ve işgal konusundaki fiyaskolardan dolayı kan kaybetmektedir. Acilen yapay bir gündemin ve uyduruk bir senaryonun bulunması gerekiyordu ve bulundu. Kısacası Amerika’da seçim demek, İslam ümmetinde yıkım ve katliam demektir. Politikacılar, Müslüman kanı ile oy avcılığı yapıyorlar. Demokrat kanadın uğradığı hezimet, başta Afganistan ve Yemen konusu olmak üzere birçok konuda kendilerini daha da vahşileştirebilir.
Zülküf Rüzgar / Doğruhaber Gazetesi